Ana Kitap Özeti – Pearl S. Buck Kitap İncelemesi

Ana Kitap Özeti

Ana Kitap Özeti, 1938 Nobel-Edebiyat ödüllünü kazanmış Amerikalı kadın yazar Pearl S. Buck tarafından yazılan Ana, Çin’in yoksul bir köyünde yaşam mücadelesi veren bir çiftçi ailesini ve bu aileyi tüm zorluklara rağmen çekip çevirmeye çalışan bir kadının gençlik yıllarından yaşlılığına kadar olan zamanı işlemektedir. Kitapta hiç bir isim kullanılmaz. Ana, Erkek, Büyük Oğul, Yenge gibi ifadelerle anlatılır. Ayrıca Anadolu kültürü ile birçok benzerliğe rastlanmaktadır. Karakterlerin bakış açıları, toplumsal kurallar ve işleyiş, kadının cefakarlığı ve özverisi gibi çeşitli yönlerden Anadolu kültürünü anımsatmaktadır. Ayrıca okura, yoksulluğun evrensel bir olgu olduğunu üzücü bir biçimde hatırlatmaktadır.

Topluma kadercilik anlayışı hakimdir, yedikleri yiyecekleri, başlarına gelen her şeyi hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü şeylere bağlamaktadırlar. Bilmedikleri büyük dünya kendi yaşadıkları küçücük köyden o kadar uzaktadır ki, oralardaki işleyişleri öğrenmek bile onlara abes gelir.

Hayatlarının, en iyi ihtimalle zengin bir efendinin yanında uşak olarak geçmesi onların ulaşabileceği en büyük hedeftir. Kadınların çocuk doğurma mantıkları çoğunlukla biyolojik bir ihtiyaç olarak ele alınmaktadır. İkinci amaç ise köy işlerinde yardımcı olması için çocuk doğurmaktır. Onur, gurur gibi kavramlar dikkat ettikleri şeylerdir. Ana’ da her ne kadar ikilemlerde kaldığında, bazen yanlış kararları seçse de her zaman onurunu korumaya çalışmıştır. Yoksulluğun getirmiş olduğu çaresizlik ve teslimiyet kitabın birçok yerinde işlenmiştir.

Bir düşüncenin ve ideolojinin gelişinin ilk adımlarını da kitapta yüzeysel olarak görmekteyiz. Komünizm düşüncesinin ve adının halkın tabanında, yoksul insanlar arasında nasıl karşılandığı yer yer gösterilmektedir. Fakat yazarın bu değişimi anlatışının kişisel yorumu mu, yoksa objektif bakış açısı mı olduğunu bilemiyorum.

Ana – Detaylı Kitap Özeti

Ana Kitap Özeti

Evi çekip çeviren, yaşlı ve yarı kör bir kayın valide, iki küçük çocuk ve bir eşe bakmak için uğraşan bir Ana. Aynı zamanda tarlada ki işleri de yapan Ana için hayat istediği ve beklediği gibidir. Yaptığı işlerden gocunmaz ve sıkılmaz. Hayatın düzeninin bu olduğunu günlerinin çalışmak ve çocuk doğurmak ile geçeceğini bilmekte ve bu durumlara karşı hiç bir sıkıntı duymamaktadır. Gençliğinden beri kendisinde doğurma isteğinin çok yüksek olduğunu ve çocuklara karşı çok büyük sevgisinin olduğunu bilmektedir.

Fakat kocası için aynı şey söylenemez. Onun için hiçbir şeyin amacı ve anlamı yoktur. Tüm günlerinin çalışarak ve birbirinin aynı geçmesi, Ana’nın sürekli çocuk doğurması ve kazandığı her paranın sadece evdekilerin karnını doyurması, kendi istediği en küçük şeyi bile alamamasını kabullenemez. Emek verip ektikleri tarladan çıkan ürünün yarıdan fazlasını kentte yaşayan bir toprak ağasına vermelerini, hak etmediğini düşünmektedir.

Ana Pearl S. Buck

Erkek köye yakın yerde bulunan hana gittiğinde, oraya gelen yolcuların, büyük şehirler ile ilgili anlattıkları hikayeleri büyük bir merak ve hayranlık duyarak dinler ve o şehirlere karşı özlemi giderek büyür. Hayattan herhangi bir beklentisi olmayan ve umudunu kaybeden Erkek ile tartışmalarının çoğu bu mutsuzluk yüzünden gerçekleşmektedir. Günün birinde köye kumaş satıcısı gelir. Ağzı iyi laf yapan bu satıcı, Erkeği üç gümüş değerinde mavi renkli bir kumaşı almaya ikna eder.

Bu duruma ne kadar karşı çıkarsa çıksın, Erkek, Ana’nın çeyizinden kalma üç gümüş parayı sakladığı yerden zorla alır ve ellerinde ki kötü gün için ayırdıkları bu parayla o kumaşı satın alır. Bunun üzerine Ana ile Erkek arasında şimdiye kadar hiç olmamış bir kavga çıkar ve günlerce Erkek ile konuşmaz. Fakat yinede daha fazla para gitmesin diye gömleği kendi eliyle diker.

Çaresizlik, Yoksulluk ve Yalnızlıkla İmtihan Başlıyor

Kavgadan dört beş gün sonra Ana tarladan eve döner ve Erkek’in gelmediğini görür. Meraklanmasına rağmen akşam geleceğini düşünür fakat akşamda gelmez. Aradan bir kaç gün geçmesine rağmen gelmeyince Ana şüphelenmeye başlar ve paralarını sakladıkları duvarda ki oyuğa bakar ve oyuğun boş olduğunu görür. O zaman Erkek’in evi terk ettiğini anlar. Yine de, Erkek’in parası bitince eve döneceğini düşünmeye devam eder. Fakat aylar geçmesine rağmen dönen yoktur. Köyde Erkeği soranlara çeşitli yalanlar söylerken artık iyice umudunu keser ve başka bir kentte iş bulduğunu ve orada çalışacağını söyler. Bu yalanlara rağmen yine de durumdan şüphelenen dul bir kadın vardır.

Hasattan elde edilen ürünün toprak sahibiyle bölüştürülme vakti gelmiştir. Sahibin vekili köye geldiğinde Emmioğlu Ana’ya yardım eder ve nasıl yapılması gerektiğini öğretir. Bu arada Ana, Vekil’in kendisine olan bakışlarını fark eder ama üzerinde çok durmaz.

Erkek’in hiç haber göndermemesi üzerine köylüler tekrar şüphelenmeye başlar. Ana, bunlara bir çözüm olması için kasabaya gittiğinde Erkek’in ağzından kendisine mektup yazar ve içerisine biraz para koyar. Bu eylemi üç dört kere daha gerçekleştirir ve köy artık kesin olarak Erkek’in çalışmaya gittiğine inanarak bir daha bu konuyu hiç açmazlar.

Ana kitabı

İşler tamamen Ana ve Büyük Oğlu’na kalmıştır. Ev işlerine de gözleri yarı gören Küçük Kız bakmaya başlamıştır. En Küçük Oğul ise ayaklanmaya başlamış, ele avuca sığmaz olmuştur. Artık eski sıcak ev kalmamıştır. Hem yorucu işler, hem başında bir erkeğin olmaması Ana’yı iyice yormuştur. Vekil de son zamanlarda çeşitli bahanelerle köye sık sık uğrar olmuştur. Bundaki asıl amaç Ana’yı görme isteğidir, Ana da bunun farkındadır.

Yılbaşına yakın bir gün, Ana kasabaya mektup göndermek için gider. Vekil ile karşılaşır. Akşama doğru Ana köy yoluna giderken Vekil karşısına çıkar ve almış olduğu takıları Ana’ya aldığını söyleyerek ona verir. Bu durum karşında Ana ne yapacağını bilemez ve donakalır, bu arada Vekil çoktan kaybolmuştur. Ondan sonra yaz başına kadar Vekili kimse köyde görmez.

Büyük İkilem ve Gerçekle Yüzleşme

Bir yaz günü Ana tarlada çalışırken Vekil’i görür. Bir süre sonra Vekil yanına gelerek konuşur. Yine heyecanlanan ve ne yapacağını bilemeyen Ana bir bahaneyle eve döner. Evde, Vekil’e karşı duyduğu ilgiyi bastıramamaktan korkar. Bir süre sonra gücünün toparlar ve tarlaya doğru yürümeye başlar. Köyün biraz dışında bir tapınağın önünde Vekil’in beklediğini görür ve yanına gider. İkisi birlikte tapınaktan içeri girer ve birlikte olurlar.

Buda Tapınak

O olaydan birkaç gün sonra kayın validesi ölür. Kayın validesinin yasını tutarken bir yandan da içinde bir korku büyür. Birkaç ay sonra o korku yerini kesin bilgiye bırakmıştır. Ana hamiledir. O günden sonra Vekil’i harman dönemine kadar bir daha görmez. Vekil köye geldiğinde, Ana ne yaparsa yapsın, Vekil, kadına bir kere bile bakmaz.

Artık Ana erkeğinden umudunu keser ve öldüğüne içten içe kendisini inandırır. Bu ölüm kararını herkese inandırmaya karar verir. Böylece Vekil de kendisini eş olarak alabilecektir. Ana kasabaya giderek kocasının öldü haberini yazdırır ve Vekil’i bulmak için mal sahibinin evine gitmeye karar verir. Vekil’i orada bulur, artık dul kaldığını ve hamile olduğunu söyler. Vekil ise sakin bir şekilde Ana’yı tersler ve bu beni niye alakadar etsin, hak ettiğini verdim benden daha ne istiyorsun der ve dönüp gider. Orada donakalır.

Mecburiyetler Yüzünden Kızını Evlendiriyor

Kocasının ölüm haberi köye geldikten sonra üzerindeki yükü ağlayarak atmaya çalışır. Günler böyle geçerken Ana karnındaki bebeği düşürmeye karar verir ve Yengeye danışır. Birkaç gün sonra hazırladıkları ilacı içer sonra sancılı ve kanlı bir şekilde bebeği düşürür. O günden sonra kendini toparlaması epey zaman alır. Kendine gelir gelmez çocuklarını ne kadar çok ihmal ettiğini fark eder ve yıllardır gözü sıkıntılı olan kızına merhem almak için kasabaya gider. Fakat kızı tamamen kör olmuştur.

Aradan yıllar geçer evin bütün yükünü büyük oğlan üstlenmiştir. Artık evlenmesi gerektiğini düşünür ve bir kız bulurlar. Gelin ilk zamanlarda hiç bir sorun çıkartmaz fakat daha sonra kör kızı istemediğini belli etmeye başlar. Bunun üzerine istemeye istemeye kör kızını fakir bir aileye gelin olarak gönderir. Dört beş ay sonra Ana kızını ziyarete gittiğinde ölmüş olduğunu öğrenir. Artık tek tesellisi küçük oğludur. Hem gelininin kısır olması hem de kızının genç yaşta ölmesini işlediği büyük günaha bağlamaktadır.

Ana Küçük Oğlunu Kaybediyor

Son zamanlarda köy halkı adları komünist olan çetelerin türediğinin haberlerini duymaktadır. Kasabada çalışan küçük oğlunun da böyle bir işe kalkışmasından korkmaktadır. Zaten köye seyrek gelen oğlu bir gelişinde Ana ya saklaması için bir paket getirir ve gider. Aradan haftalar geçmesine rağmen küçük oğlu gelmez. Bu arada Ana’yı şaşırtan bir olay olur, kısır sandıkları gelini hamile kalmıştır. Bir süre sonra kasabadan gelen bir tanıdık küçük oğlanın elleri bağlanmış şekilde zindanlara götürüleceğini ve ertesi gün idam edileceği haberini getirir.

Çünkü oğlan bahsettikleri çetelere katılmıştır. O sabah kasabaya giderler ve Ana’nın ağlayışlarıyla idam gerçekleşir. Köye döndüklerinde Ana kendinden geçmiş bir şekilde ağlarken büyük oğlan telaşlı bir şekilde yanına gelir ve gelininin bir oğlan çocuğu doğurduğunu söyler. Bunun üzerine geçmişte işlediği büyük günahın affolduğu düşüncesiyle bebeği kucağına alır.

Nobel Edebiyat Ödüllü Kadın Yazarlar 

Cesur Yeni Dünya Kitap İncelemesi ve Detaylı Özeti

Dünyanın Merkezine Yolculuk Jules Verne – Kitap Özeti

Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları Nelerdir Kitap Özeti