Cesur Yeni Dünya Kitap İncelemesi ve Detaylı Özeti

Bütün Sistemin Temeli Şartlandırma

Şartlandırma. Doğanın görevini, insan eline almıştır. Her şeye insanlık karar verir. Olaylar;

Doğanın salt kölece taklidinden uzaklaştırıp, insan buluşlarının çok daha ilginç dünyasına taşımak

olarak ele alınmaktadır. Bütün sınıflara, toplumdaki görevlere, yaşayacak insanların fiziki görünüşlerine, duygulara insanlar karar vermektedir. İnsanın fiziki ve zihinsel olarak gelişimi ve elde edeceği sosyal kimliği planlıdır. Birey olmak diye bir şey yoktur. Düşünmenin anlamı yoktur, zaten gerekte yoktur. Anlam mümkün olabildiğince yok edilmiştir. Her şey yüzeysel, derinlikten uzak ve kontrollüdür.

Keskin hiyerarşi, güçlü görev bilinci ve herkes herkes içindir düşüncesine sıkı sıkıya bağlılık, toplumun istikrarlı ve mutlu işleyişini sağlamaktadır. Tabii ki bütün bunları sağlayabilmek için; embriyonun ilk anlarından, yirmili yaşlara kadar devam eden kimyasal, psikolojik ve hipnopedik şartlandırmalar uygulanmaktadır.

Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.

Bunun için, kendi kendine gelişen bütün farklılıkların ortadan kalkması; insanların sahip olduğu her şeye kayıtsız bir biçimde bağlanması gereklidir.

İnsanların her şeyi kontrol altında demiştik, buna insanların çoğalması da dahil. Açık ilişki herkesin yapmak zorunda olduğu bir görev gibidir. Uzun süreli ilişkiler sapkınlık olarak karşılanır. Cinsellik ile üremek birbirinden ayrılmış, kadınlar doğum yapmamakta, hatta bunu sapıkça bir durum olarak görmektedirler. Cinsel ilişkiler boş zaman geçirme etkinliği haline gelmiştir. İnsanların bu duruma alışması çocuk yaşta oynatılan oyunlarla gerçekleşmektedir. Üreme ise tamamen yapay olarak sağlanmaktadır. Dişiden alınan yumurta ve erkekten alınan sperm yapay olarak birleştirilerek, tek bir sperm ve yumurtadan doksan altıya kadar ikiz elde edilebilmektedir. Bu uygulamaya Bokanovski İşlemi denmektedir. Toplumda Alfa- Beta- Delta- Gama- Epsilon sınıfları mevcuttur. Alfa ve Betalar Bokanovski İşleminden muaftırlar. Üretilen embriyolar tüpler içinde raflara yerleştirilir, her raf saatte 33.3 cm hareket eder, bu raflarda dönemlere ve sınıflara göre kimyasal (çoğunlukla) şartlandırma uygulanmaktadır. Bebeklerin tüpten çıkıp dünyaya gelmeleri ile psikolojik ve hipnopedik şartlandırma devreye girer ve bebekleri kendi sınıfının öğretilerini ezberletmek ve toplumsal görevine göre tüketim yapmaya alıştırmak için şartlandırırlar.Çünkü tüketim tüm sistemin ve işleyişin temelidir.

Eski dönemlerdeki en normal şeyler bile bu işleyişte kabul edilemez görülmektedir. Her türlü his gereksiz sıkıntılar ve sorunlar doğurarak istikrarı ve mutluluğu baltalamaktadır. Bu nedenle eski dönemlere ait her şey yasaklanmıştır.

Anneler ve aşıklar, uymak üzere şartlandırılmadıkları yasaklamalar, baştan çıkaran ihtiraslar ve yalnız pişmanlıklar, salgın hastalıklar ve sonsuz yalnızlaştıran acılar, belirsizlikler ve yoksulluk; işte bütün bunlar onları güçlü hislere zorluyordu. Böyle güçlü hislerle (güçlü ama tek başına; umutsuz, bireysel bir yalnızlık içinde) , nasıl istikrarlı olabilirlerdi?

Amaç en verimli, kontrollü ve sonsuz mutluluk döngüsü ile istikrarlı bir dünya oluşturmaktır. İşte bunları sağlayabilmek için bütün duygular, ihtiraslar kontrol altına alınmış ve işlemlerden geçirilerek insanlara empoze edilmiştir.

Baskılanan dürtü taşar ve taşan sel, duygu selidir, ihtiras selidir ve bu sel deliliğe dahi dönüşür; akıntının gücüne, setin yüksekliğine ve karşı koyma gücüne bağlıdır. Önüne set çekilmeyen akıntı, belirlenmiş kanallardan geçerek sakin ve keyifli bir varoluşa akar.

Birey olmak, toplumun çizdiği sınırların dışına çıkmak ceza ile karşılaşmaya neden olmaktadır. Şartlandırmalarında sıkıntı çıkmamış hiçbir insan kendi bulunduğu grubun dışına çıkmak için bir girişimde bulunmamaktadır. En alt gruplar dahil oldukları gruplardan memnundurlar, amaç bir üst sınıfta olmak değildir. Şartlandırmanın dışına çıkan sınıflar genellikle Alfa sınıfındakiler olmaktadır,yani daha özgün, zeki ve sorumluluk alabilecek sınıftaki insanlar şartlandırmalara gerektiği gibi tepki verememektedir. Tabii ki bunun da gerçekleşmesi çok küçük ihtimallere bağlıdır. Bunların ise cezası; kendi gibi olan insanlarla adalara sürülmek olmaktadır.

CESUR YENİ DÜNYA KİTAP ÖZETİ

Kitapta, bu çerçeve içinde toplumla ve işleyişle uyum sağlayamamış, karakterlerin kaçınılmaz sonlarını görmekteyiz. Bunlardan biri Alfa-Artı sınıfından Bernard Marxtır. Bernard Alfa olmasına rağmen çok daha düşük sınıfların vücut yapısına sahiptir. Buna, henüz embriyo iken kanına fazla yapay alkol katılmasının neden olduğu düşünülmektedir. Tuhaflığı sadece fiziki olarak değil, karakter olarak da insanlar tarafından fark edilmektedir.

Bernard’ın diğer insanlardan farkı birey olduğunun farkında olmasıdır. Zihni sürekli olarak bununla meşguldür. Diğerleri gibi hazzı, sahte mutlulukları ve ezberletilmiş öğretileri kabul edemez. Diğer erkeklerin kadınlar hakkındaki düşüncelerinden tiksinmektedir. Kadınları bir et parçası olarak değerlendirmelerine siniri çok bozulmaktadır. Özellikle Beta- Eksi sınıfından Lenina Crowne hakkında konuşmalara hiç tahammülü yoktur.

Lenina tohum katında görevli bir Beta- Eksidir ve dört aydır sadece Hanry Foster ile birlikte olmuştur. Lenina’nın arkadaşı Fanny bu durum çok yanlış anlaşılacağını, Hanry ile aralarında duygusal bir bağ olduğunun düşünüleceğini ve bundan dolayı başka kişilerle birlikte olması gerektiğini söyler. Lenina’ da Bernard’ın New Meksika’da ki Vahşi Ayrıbölge’ye gitme teklifini kabul etmeye karar verir.

Birey olduğunun farkında olan bir başka kişi de Bernard’ın arkadaşı Helmholtz’tur. Fakat Bernard’ın aksine Helmholtz son derece yetenekli, çevik, güçlü ve hatta gereğinden fazla yetkindir. Kendi farkındalığı da tam olarak bu fazla yetkinlikten kaynaklanmaktadır. Son dört yılda altı yüz kırk kadınla birlikte olmuştur fakat sürekli olarak kadınların ilgisini hissetmek Helmholtz için hiç bir şey ifade etmemektedir.

Lenina tatil teklifini kabul ettiğini Bernard’a söyledikten sonra birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Bu sürede Bernard’ın tuhaflıklarını yakından gören Lenina, tatil planından vazgeçmeyi bile düşünür ama Vahşi Ayrıbölgeyi çok merak ettiği için kararını değiştirmez. Bernard’ın sürekli birey olmaktan bahsetmesi kendisini dehşete düşürmüştür. Lenina sürekli olarak bu sıkıntıları hissedeceğine neden soma kullanmıyorsun ( soma: kitapta geçen zamandan bağımsız, zihnen tatile çıkmaya yarayan uyuşturucu hap ) diye tepki gösterir.

Tatil zamanı geldiğinde, Bernard izin almak için müdürünün odasına gider. Müdür tatil yerini gördüğünde şaşırır ve kendisinin başından geçen hikayeyi hem tavsiye vermek hem göz korkutma amacıyla anlatmaya başlar. Kendisininde yirmi yıl önce kız arkadaşıyla oraya gittiğini, fakat kız arkadaşının orada kaybolduğunu anlatır. Hikayeyi anlattıktan hemen sonra anlattığı için pişmanlık duyar ve biraz da bunun etkisiyle Bernard’ı tehdit eder. Hakkında birçok şikayet geldiğini ve bu tuhaflıklara devam ederse İzlanda’ya sürüleceğini söyler.

Kültürlerin Karşılaşması

Tatile gittiklerinin bir sonraki günü Bernard, Helmholtz ile haberleşir ve müdürün İzlanda konusunda ciddi olduğu haberini alır. Haberin ardından morali bozuk bir şekilde yerli köyüne rehber eşliğinde giderler. Lenina gördükleri karşısında dehşete düşer. Her yerde yaşlı insanlar (uygar dünyada yaşlanmak yoktur), çocuklarını emziren onlara sarılıp öpen anneler görürler. Özellikle yerlilerin arınmak için yaptıkları kırbaçla kendilerine vurma ritüelinden Bernard bile dehşete düşer. Çift kendilerine gelmeye çalışırken, birisinin seslendiğini duyarlar. Yerlilerden farklı, kendilerine benzeyen, beyaz tenli genç bir adam olduğunu görürler. Lenina genç adamı gördüğünde etkilenir ve çok şaşırır. Genç adamın isminin John olduğunu öğrenirler ve konuşma devam ettikçe, John’un aslında; yıllar önce buraya tatile gelen müdürün oğlu olduğunu öğrenirler.

John uygar dünyadan gelen misafirleri, köyün dışında, derme çatma, etrafı çöplerle dolu bir eve götürür. Orada annesi Linda ile tanıştırır. Linda’yı gördüklerinde Lenina tiksinir; vücudu yağ ile kaplı, dişleri çürük, kokudan yanına yaklaşılmayan, çirkin bir kadındır Linda. Buraya müdür ile birlikte gelmişlerdir fakat kendisi yürüyüşe çıktığında düşerek başından yaralanmıştır. Yerlilerin kendisini bulması ile hayatta kalmış ve nasıl olduğunu bir türlü anlamadığı halde müdürden hamile kaldığını öğrenmiştir. Kaybolmadan önce tüm hayatı boyunca uygar dünyada yaşayan Linda için, bu yaşam çok zorlu olmuştur. Üstüne üstlük midelerini bulandıran, asla kabul edemeyecekleri bir durumla karşılaşarak çocuk doğurmuş ve anne olmuştur. Hem John hem Linda iki kültürün çatışmasını en derinden hissederek hayatlarını devam ettirmişler ve sürekli dışlanmışlardır.

Karşılaşılan bu durum Bernard’ın aklına bir plan getirir. John’u uygar dünyaya götürmeyi tasarlar ve john’a teklif eder. Bu teklifi, John çok sevinerek kabul eder. Ertesi gün, bu düşüncesinin bürokratik işlerini halletmek için Baş Denetçi Mustafa Mond ile haberleşir. Tatil dönüşünde Linda ve John ile birlikte uygar dünyaya dönerler. Bernard, John ve Linda’yı müdüre karşı kullanarak hem İzlanda’ ya sürgün edilmekten kurtulur hem de müdürü herkesin ortasında rencide ederek istifa etmesine neden olur. Bu durumun artıları sadece bununla kalmaz, artık herkesin merak ettiği sürekli görmek istediği Vahşi (John) ye en yakın kişidir. Sürekli Vahşiyi görme partileri düzenler ve istediği her kadınla birlikte olur. Artık Bernard için tüm sistem eleştirileri ve uyumsuzluk geride kalmıştır.

Lenina’nın da John’a karşı hisleri artmıştır. Sürekli yakınlaşmak ister fakat bir türlü John’un kendisinden hoşlanıp hoşlanmadığını anlayamaz. John ve Lenina’nın anlam veremediği, birbirlerine hislerini açamadıkları bir buluşmanın ardından, Vahşi’nin, Bernard’ın düzenlediği partiye katılması gerekmektedir. Fakat bu sefer katılmayı sert bir şekilde reddeder. O gün Bernard’ın tüm özelliği ve ayrıcalığı kaybolur ve artık eski yalnız haline geri döner. Linda’nın durumu bu süre içerisinde çok daha kötüye gider. Her gün soma dozunu arttırmıştır ve bünyesinin bunu daha fazla kaldıramayacağı düşünülmektedir.

Birbirine zıt şekilde şartlanmış Lenina ve John arasındaki çatışma devam eder. Lenina’ya göre hoşlandığı kişi ile birlikte olamamak saçmalıktır. John’a göre ise sonsuz aşk ve onun için verilen bedeller ön plandadır.Duygular ve duyguları güçlendiren acılar, gerçek mutluluklar hazzın çok üstündedir.

Bir gün John evde Helmholtz’u beklerken, Lenina çıka gelir. Kısa bir sohbetin ardından birbirlerine hislerini itiraf ederler. Bundan sonra ikiside kendi şartlandırmalarının gereğini uygular. Lenina hemen birlikte olmak için üzerini çıkarır ve John’a sarılarak öpmeye başlar. John’un buna tepkisi ise şiddet patlaması olarak ortaya çıkar. Önce kadını itekleyerek kendisinden uzaklaştırır sonra küfürler savurarak kadına doğru saldırır. Lenina banyoya kaçarak kendisini zor kurtarır. Siniri geçmeyen Vahşi salonda küfürler ederek kadını iffetsizlikle suçlayarak volta atmaya devam ederken telefonun çalması ile irkilerek kendisine gelir. Telefonda Linda’nın ölmek üzere olduğunu haber veren görevli ile konuşan John hemen evden çıkarak Ölüm Merkezine gider.

Yanında bir süre bekledikten sonra Linda ölür. John kendini kaybetmiş şekilde yürürken, çalışanların görev süreleri bitmiş ve günlük soma ihtiyaçlarını almak için sırada beklediğini görür. Birden kendini kaybeden John soma dağıtan görevliye saldırarak bütün somayı çöpe atar ve herkesi özgür bırakmaya çalıştığını bağırarak anlatmaya çalışır. Sırada bekleyen çalışanlar duruma çok sinirlenir ve Vahşi’nin üzerine yürümeye başlarlar. John ise üzerine gelen herkese yumruklarıyla karşılık vermeye başlar. Helmholtz’u tanıyan bir görevli Ölüm Merkezinde olan durumu haber verdiğinde Bernard ile Helmholtz olay yerine gider. Gider gitmez Helmholtz’da John’a katılır, fakat Bernard olaylara hiç karışmaz,kararsız ve panik bir halde kenarda bekler. Kısa süre sonra polis gelerek soma gazı ile olayları yatıştırır ve üç adamı Baş Denetçi Mustafa Mond’un yanına götürür.

Mustafa Mond burada bütün sistemin işleyişini, amacını ve neden sürdürülmesinin gerektiğini detaylı bir şekilde anlatır ve toplumdan ayrılmış, birey olmuş iki uyumsuzun adaya sürgün edileceğini söyler.

Şu ya da bu nedenle cemaat hayatına aykırı düşecek kadar bireyselliğinin farkına varmış bir sürü insan. Düzenden memnun olmayan, kendi bağımsız düşünceleri olan insanlar. Kısacası, biri olmayı başaran herkes.

Mustafa Mond ve John odada yalnız kaldıktan sonra konuşmalarını sürdürürler. İki farklı zihin; mutluluğu, değerleri, mutlak anlayışları…

Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.

Aslında, dedi Mustafa Mond, siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuız.

Öyle olsun, dedi Vahşi meydan okurcasına, mutsuz oma hakkını istiyorum.

Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda Vahşi, Hepsini istiyorum, dedi.

Mustafa Mond omuzlarını silkti. Hepsi sizin olsun, dedi.

Aradan geçen günlerden sonra, Helmholtz ve Bernard John ile vedalaşmaya gelirler. John tüm bu olaylardan sonra, uygar dünyayı iyice kaldıramaz hale gelmiştir. Zihnini rahatlatmak için kendi halkının yaptığı arınmayı uygulamaya başlamıştır. Kendisini onlarla birlikte adaya göndermesini istemiştir ama Denetçi, deneyin devam etmesi için bu reddetmiştir. John ise keşfettiği ve kısmen ıssız sayılan bir fenere giderek arınmasına orada devam etmeye karar verir. Uygarlıktan uzaklaşan John kendisini suçlu gördüğü olaylara karşı cezalandırarak arınmaya çalışır. Bu arınma devam ederken, bölgeden geçen çiftçiler Vahşi’nin kendisine kırbaç vurarak yürüdüğünü görürler. Çiftçilerin basına haber vermesinden sonra, her şey hızlı ve kontrolsüz bir şekilde gelişir. En son bir helikopter ordusu ile Vahşi’nin ritüellerini görmek için insanlar akın akın gelirler. John gelenleri kovmak için uğraşırken, bir helikopter John’un yakınına iner ve içinden Lenina çıkar. Bu durumun üzerine John kendini kaybeder ve küfürler savurarak kırbacı ile saldırır. Grup ve John kendinden geçmiş bir haldedir. Sürekli bağrışların duyulduğu gruptan bir kişi toplu seks poplu seks diye şarkı söylemeye başlar ve tüm grup bu şarkıya eşlik eder.

Gece soma ile kendisinden geçmiş olan Vahşi, sabah olunca uyanır ve gece olanları hatırlar. Büyük bir pişmanlık ile elleriyle gözlerini kapatır. O akşam ilk gelenler aralık olan kapıdan içeri girerler ve Vahşi’nin boşlukta sallanan ayaklarını görürler.