Çok Yememizin Sebebi Bu Olabilir Mi? – Tıkınma Geni Teorisi

İnsanlar bugün büyük anlamda kentlerde yaşamaktadır. Yiyecekleri gıda maddelerini kolayca süper marketlerden temin eder, ardından da evlerindeki buzdolabında onları uzun süre muhafaza edebilirler. Ama şehirde yaşamak, marketten alışveriş yapmak ve buzdolabı kullanmak olgusu, bütün bir insanlık tarihi açısından bakınca çok yeni şeylerdir. Mesela bunu son iki yüz yıl olarak düşünün. İnsanlığın tarım devrimi ise bundan on iki bin yıl kadar önce olmuştur. Artık yaşamak için gerekli olan gıda maddelerini toprakta yetiştirmeye başlamıştır insanlar. Ancak tarım devrimiyle beraber gelen refahta insanlık tarihine görece yeni bir şey sayılır. Çünkü 2,5 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülen insanlık, neredeyse var olduğu 2 milyon 490 bin yıl boyunca avcı ve toplayıcı olarak yaşamını sürdürmüştür. İşte bilim, bugün bizim doymamıza rağmen hala tıka basa yemek istememizi bu duruma bağlayarak bir teori oluşturur. Bunun adı Tıkınma Geni Teorisi’dir.

Tıkınma Geni Teorisi

Yemek, yaşamımızı sürdürmek için en temel ihtiyacımızdır. Yaptığımız her şey vücudumuzda bir enerji tüketir. Yemek ise vücudun enerji kaynağıdır. Yediğimiz besinler sindirilir, parçalarına ayrılır. Kan ile vücudumuzdaki milyonlarca hücreye taşınır ve hücreler tarafından emilerek enerji sağlanır. Bundan dolayı sahip olduğumuz vücudumuz için yemeye muhtacız.

Ancak çoğu zaman insanlar ihtiyacı olandan fazlasını yer. Ve bu durumun birçok açıklaması vardır. Mesela duygusal olarak çöküntü yaşadığımız depresyon anlarında çok yememizin sebebi, vücudumuzun bol miktarda seratonin hormonu salgılaması yüzündendir. Veya kan şekeri seviyemizdeki dalgalanmaların yemek yeme isteğimizle doğrudan ilişkisi vardır.

Evrim ile uğraşan bazı bilim adamları ise çok yemek yeme isteğimizin tarihsel bir kökeni olabileceğini düşünmektedirler. Şöyle ki; insanlar bugün büyük anlamda kentlerde yaşamaktadır. Yiyecekleri gıda maddelerini kolayca süper marketlerden temin eder, ardından da evlerindeki buzdolabında onları uzun süre muhafaza edebilirler. Ama şehirde yaşamak, marketten alışveriş yapmak ve buzdolabı kullanmak olgusu, bütün bir insanlık tarihi açısından bakınca çok yeni şeylerdir. Mesela bunu son iki yüz yıl olarak düşünün.

Yaşamak için gerekli olan gıda maddelerini toprakta yetiştirmeyi öğrenmesi ise, -yani tarım devrimi- on iki bin yıl kadar önce başlamıştır. Ancak tarım devrimiyle beraber gelen refahta insanlık tarihine görece yeni bir şey sayılır. Çünkü 2,5 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülen insanlık, neredeyse var olduğu 2 milyon 490 bin yıl boyunca avcı ve toplayıcı olarak yaşamını sürdürmüştür.

İşte bilim, bugün bizim doymamıza rağmen hala tıka basa yemek istememizi bu duruma bağlayarak bir teori oluşturur. Bunun adı Tıkınma Geni Teorisi’dir. Buna göre insanlık avcı-toplayıcı olarak yaşamını sürdürürken o kadar uzun bir süre geçmiştir ki, on bin sene sonra bile bu durum yeme isteğimize müdahale eder.

Yuval Noah Harari’nin dünyada çok satmış Sapiens adlı kitabında bu durum şöyle anlatılır:

Atalarımızın yaşadığı savanlarda ve ormanlarda yüksek kalorili tatlılar nadiren bulunurdu ve gıda da çok bol sayılmazdı. 30 bin yıl önce yaşayan sıradan bir avcı toplayıcının tek bir tatlı yiyeceğe erişimi vardı: Olgunlaşmış meyve. Bir taş devri kadınının incirlerle dolu bir ağaç gördüğünde yapacağı en akıllıca şey, bunlardan olabildiğince fazla yemekti, ta ki o yöredeki bir babun grubu ağacı ele geçirene kadar. Yüksek kalorili ürünlerle tıkınmak bu yüzden genlerimize kazınmıştır. Bugün çok katlı apartmanlarda ağzına kadar dolu buzdolaplarıyla yaşıyor olabiliriz, ama DNA’mız hala savanda yaşadığımızı zannediyor. İşte bugün bizim koca bir kap dondurmayı kaşıklamamızı ve bunun yanında da jumbo boy kolayı hüpletmemizi sağlayan şey budur.