Cumhuriyet Sonrası Siyasi Tarihimizden İlginç Diyaloglar Sözler

1. Dün dündür, bugün bugündür. – Süleyman Demirel

Türk siyasetinin en renkli simalarından olan Süleyman Demirel tarihe damgasını sözleriyle vurmuştu. Keraneleri kapatalım da bizi mi s.ksinler; petrol vardı da biz mi içtik; Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu, biz o… çocuğu muyuz; bunlardan sadece birkaçı… Demirel, kendisine sorulan soruları savuşturmada, hazırcevaplılık konusunda ustaydı. Sizi 6 kez başbakanlıktan indirdiler, tekrar başbakan olmaya utanmıyor musunuz; diyen gazeteciye şöyle cevap vermişti: Ben 6 kere gittiysem 7 kere geldim. Bir magazin dergisine verdiği röportajda feminizm hakkında sorulan soruya ise şöyle yanıt veriyordu: İcabı olup olmadığı tartışılabilir. Ama icabı varsa feminizm fevkalade güzel bir şeydir. Bunlar Demirel’in pragmatist düşünce tarzını en iyi açıklayan örneklerdir. Ancak onun hep akıllarda kalacak ünlü vecizesi; seçim öncesinde verdiği vaatleri, seçildikten sonra karşılayamayınca söylediği o dört kelimedir: Dün dündür, bugün bugündür.

2. Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın topraklarına, Ege’nin deniz yataklarına yazmışız. Biz milliyetçiliği Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına yazmışız. – Bülent Ecevit

Türk Siyasetinin Karaoğlanı Bülent Ecevit yetmişli yıllarda fırtına gibi esiyordu. 1973 yılında CHP Genel Başkanlığı koltuğunu İsmet İnönü’den alarak Üçüncü Adam olmuştu. Aynı yıl girilen seçimde tek başına iktidar olmaya yetmese de CHP sandıktan birinci parti olarak çıkmıştı. Ve bilindiği gibi Ecevit’in başbakan olduğu 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı düzenlenecekti.

Bülent Ecevit’in az bilinen ama belki de dış politikada kendisini en çok zorlayan diğer şey ise haşhaş tarlaları meselesi olmuştu. Yetmişli yıllarda Amerika uyuşturucuya karşı mücadelesinde bir günah keçisi arıyor ve Türkiye’ye de haşhaş ekimini yasaklamasını söylüyordu. 71’deki darbeden sonra başbakan olan Nihat Erim zamanında Türkiye’de haşhaş ekimi gerçekten de yasaklanmıştı. Dünya piyasasında değeri artan haşhaşı ekmeyi serbest bırakan ise Karaoğlan Ecevit olacaktı. Karşılığı ise Amerikan ambargosu olacaktı. Gerek Kıbrıs meselesinden gerekse de haşhaş tarlaları meselelerinden ötürü ABD ile Türkiye’nin arası açılmıştı. Öyle ki Bülent Ecevit BBC’ye İngilizce olarak verdiği röportajda üstü kapalı bir dille ABD’yi NATO’dan çıkmakla tehdit ediyordu. Bu durumu açıkça soran muhabire şöyle cevap vermişti:

Biz Amerika’yı NATO’dan çıkmakla tehdit etmiyoruz. Sadece Türkiye’nin NATO’ya olan katkısının, NATO’nun Türkiye’ye olan katkısıyla eşit oranda olacağını söylüyoruz.

Ancak Karaoğlan’ın miting meydanında ateşli bir şekilde söylediği öyle bir demeç vardır ki, unutulmayacaklar listesinde kendine yer bulmuştur.

Biz Demireller’den, Türkeşler’den milliyetçilik dersi almayız. Sevgili kardeşlerim. Biz milliyetçiliği; sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın topraklarına, Ege’nin deniz yataklarına yazmışız. Biz milliyetçiliği Batı Anadolu’nun haşhaş tarlasına yazmışız.

3. Allah’ın verdiği ömrü, O’nun izni olmadan kimse alamaz – Turgut Özal

Bu sıradan bir zamanda söylenmiş bir söz değildir. Bir ülkücü olan Kartal Demirağ 1988 yılında Turgut Özal’a yüzlerce kişinin arasında suikast girişiminde bulunmuştu. Özal’ın hayatını koruyan şey ise önündeki mikrofon olacaktı. Sıkılan iki kurşundan sadece biri hafif şekilde parmağını yaralamıştı. Onu da mendile sararak konuşmaya devam etti: Allah’ın verdiği ömrü, O’nun izni olmadan kimse alamaz.

Türk Siyasi Tarihine etki eden biri olarak Özal’ın hafızalara kazınan başka sözleri de vardı elbet. Mesela fifty fifty kardeşim! ona aittir. Bir başka akılda kalan sözü de özel televizyon kanallarının anayasaya aykırı olarak kurulmasına karşı  söylemişti: Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz. Bir gazetecinin memur maaşlarının azlığına dikkat çekerek, memurlar nasıl geçinecek? sorusuna Turgut Özal’ın cevabı şöyle olmuştu: Benim memurum işini bilir. Herhalde ayağını yorganına göre uzatır, geçimini ayarlar gibisinden bir şeyler söylemek istemişti lakin bu sözleri onu rüşveti meşrulaştıran başbakan olarak tarihe geçirdi. Turgut Özal’ın siyaset hakkında söylediği en anlamlı bulduğum sözü ise şuydu: Devlet, mabut veya baba değildir. Devlet bir istihdam kapısı da değildir. Asıl olan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır.

4. Bir çiçekle bahar olmaz; ama her bahar bir çiçekle başlar. – Necmettin Erbakan

Türk Siyasetinde muhafazakarlığın sembolü olan Necmettin Erbakan’ın dini-tasavvufi birçok sözü bulunmaktadır. Mesela; bir çiçekle bahar olmaz, ama her bahar bir çiçekle başlar; fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpışıdır… Bazı sözleri ise Cumhuriyet rejimi için kışkırtıcıdır: Türkiye’nin kurtuluşu için Refah Partisi iktidar olacak, adil düzen gelecek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? Altmış milyon buna karar verecek! Necmettin Erbakan’ın bu sözleri, genel başkanı olduğu Refah Partisinin kapatılma sebebidir. Başka bir yerde; namaz dinin direği, cihad ise zirvesidir. Biz siyaset değil, cihad yapıyoruz, der. Ona göre; bir milletin asıl gücü; topu, tüfeği yahut tankı değil imanlı ve inançlı gençliğidir.

Onun söylediklerini okuduğunuzda bir din adamı portresi çıkar ortaya. Oysa bir de bilimci tarafı vardır. Necmettin Erbakan iyi bir makine mühendisidir. Almanya’da doktorasını vermiştir. Genç yaşında iki yüz ortaklı Türkiye’nin ilk motor fabrikası olan Gümüş Motoru kurmuştur. Ve onun hükumette olduğu dönemlerde Türkiye ağır sanayi alanında önemli atılımlar yapmıştır.

5. Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır. – Alparslan Türkeş

Erbakan nasıl konuşurken dini referans alıyorsa, açık bir şekilde görülür ki Türkeş’de milliyetçiliği referans alıyor. Erbakan Adil Düzen derken, Türkeş’de Dokuz Işık diyerek ideolojik bir sistem kurma çabasına giriyor. Ama ikisininde ortak özelliği; söylediklerinin bir ekonomik sistem kurmaya, kapitalizm veya komünizmin yerini almaya yetmeyecek düzeyde olması… Söyledikleri daha çok somut olmayan ilkeler üzerine… Tanrı dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız; veya Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur, derken söylediklerinin başı Türkçü, sonu İslamcı oluyor Türkeş’in. Erbakan biz, bizim davamız, islam derken; Türkeş’de Türk, töre, ülkü diyor. Ancak Türkeş’in herhalde asker kökenli olmasından dolayı büyük bir farkı var. Disiplin, sorgusuz (mutlak) itaat ve vazife şuuru…

-Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır.

-Emirlere mutlak itaat lazımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle davamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lazımdır.

Alparslan Türkeş’in tarihe geçen, unutulmayacak sözü ise bence 27 Mayıs darbesinde TRT ekranlarında söylediği şu satır:

Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır.

6. Ben sizi aç bıraktım, ama babasız bırakmadım. – İsmet İnönü

İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Adolf Hitler Yunanistan’ı işgal etmiş, sınırlarımıza 40 km kala durmuştur. Devletin başında hem 1. Dünya Savaşı’na hem Kurtuluş Savaşı’na katılmış, Atatürk’ten sonra İkinci Adam olarak ünlenmiş İsmet Paşa bulunmaktadır. Savaştan en çok savaşanlar korkar, demişti üniversitede hocam. Çünkü savaşın getirdiği yıkımı en iyi onlar bilir. Edirne sınırında Hitler’in Alman Savaş Makinesi dururken, savaşın getireceği yıkımı en iyi bilenlerden biriydi İsmet Paşa.

SSCB ile saldırmazlık anlaşması imzalayan Hitler’in sıradaki hedefi büyük ihtimalle Türkiye olacaktı. Böylece İngilizlerin Irak’ına girecek, savaşın devamı için gerekli olan petrolü ellerinde tutacaklardı. İşte o günlerde sabaha karşı saat 5 civarında biri hızla Pembe Köşk’te İsmet Paşa’nın yatak odasına daldı. Almanlar, SSCB’ye saldırmıştı. Paşa haberi duyunca bir sinir krizi halinde uzun uzun gülmeye, kahkaha atmaya başladı.

İsmet Paşa’nın Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşına sokmaması iki şeye dayanır. Birincisi az önce okuduğunuz şans kısmıdır. İkincisi ise Paşa’nın oyalama taktiğidir. İngiltere, Türkiye’nin savaşa girmesi için baskı yapmaktadır. Adana’da bir tren vagonunda Churchill ile İngiltere’den alacağı askeri yardımı konuşan Paşa onları oyalamak isteğindedir. Churchill’i korumak ve İngiltere’nin gücünü Türklere hissettirmek için havada 7 teyyare uçmaktadır. Paşa, Churchill’e Türkiye’yi Almanlar’dan korumak için kaç uçak vereceklerini sorar. Churchill iki uçak vereceğini söyler. Ekselanslarını korumak için bile yedi uçak uçarken, ben Türkiye’yi iki uçakla mı koruyacağım. İşte buda ikinci kısımdır. Paşa, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na bu şekilde sokmamıştır.

Bu günlerde ekmek kuyruğundaki bir çocuk İsmet Paşa’yı görüp Paşam bizi ekmeksiz bıraktın, der. Evet sizi ekmeksiz bıraktım, ama babasız bırakmadım!

7. Sizlere dargın değilim. – Adnan Menderes

Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki; Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek bir gün sizi silip süpürecektir.

Yukarıda okuduklarınız Adnan Menderes’in ölmeden önce yazdığı son mektubudur. O doğrusuyla yanlışıyla Cumhuriyet tarihinin idam edilen tek başbakanı olmuştu. Yeter! söz milletin, sloganıyla 3 seçimi ardı ardına kazanan Demokrat Partinin iktidardan düşüşü herkesin bildiği gibi 27 Mayıs İhtilali ile oldu.

Peki ihtilalin sebebi neydi? Bunu herkes biliyor. Ben sadece bardağı taşıran son damlayı anlatmak istiyorum. 1959 yılında Demokrat Parti baskısını iyice arttırmıştı. CHP’nin bir isyan hazırlığı içinde olduğu sebebiyle mecliste bir komisyon kuruldu. 15 DP’li milletvekilinin oluşturduğu bu komisyona olağanüstü yetkiler verildi. Siyasi faaliyetler yasaklandı. Meclis tatil edildi. Basına bu konu hakkında yasak getirildi. Komisyonun vereceği karara itiraz hakkı olmayacaktı. Bu adeta CHP’ye ve genel başkanı Kurtuluş Savaşı’nın İkinci Adamı İsmet İnönü’ye karşı kurulmuş bir İstiklal Mahkemesiydi. Daha on sene önce gerçek manada bir çok partili hayata geçişi sağlayan İnönü, şimdi kendi açtırdığı parti tarafından tasfiye olunuyordu. İşte burada İnönü bir açıklama yaptı:

Arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Bu yolda devam ederseniz, bende sizi kurtaramam.

8. Meclis’te var 450 mezar taşı, tek başına ne halt etsin Osman Bölükbaşı…

Anadolu Fırtınası adıyla anılan talihsiz bir siyasetçiden bahsetmem lazım. Onun adı Osman Bölükbaşı… 1913 yılında Kırşehir Mucur’da doğdu. Liseyi İstanbul’da, üniversiteyi Fransa’da okudu. Siyasete Demokrat Parti saflarında katıldı. 1950’de Türkiye çok partili hayata geçerken, o da kurduğu Millet Partisiyle seçimlere girdi. O zaman henüz seçim barajı olmadığı için Millet Partisinin tek vekili olarak memleketi Kırşehir’den meclise girdi. Demokrat Parti’den ayrıldığı için iktidarca hoş görülmüyordu. 1953’te partisi Cumhuriyet ilkelerine aykırılık bahanesiyle kapatıldı. O da bu sefer Cumhuriyetçi Millet Partisini kurdu.

1954’teki genel seçimlerde neredeyse Kırşehir’deki bütün oyları almıştı. Demokrat Parti iktidarı bu sefer cezayı Kırşehir’e kesecekti. Kırşehir’i il olmaktan çıkarıp ilçe yaptı. 1957 seçimleri yaklaştığında Osman Bölükbaşı’nın köyü olan çevre harici geri verilerek Kırşehir tekrar il yapıldı. Osman Bölükbaşı’da hapse atıldı. Yine de seçimlere girdi Bölükbaşı. Milletvekilliği yeminini hapiste mahkumların önünde yaptı.

Çözüm adamıydı. Önüne konan engelleri kendi yöntemleriyle geçmesini bilen biriydi. Kırşehir’de meydanlarda miting yapmasına kaymakam tarafından izin verilmeyince tarlaya gidiyor, orada yapıyordu mitingini. Hapisler, parti kapatmalar, kendi partisinden seçilen vekillerin diğer partilere geçmesi… Bir defasında milletvekili adaylarının başka partilere geçmesini önlemek için seçim sırasında noterden tahahhütnameler bile almıştı. Ancak vekil olabilen bazıları yine de istifa etmiş, diğer partilere geçmişlerdi.

1977 yılınd Adalet Partili 11 milletvekili, bakanlık uğruna CHP’ye geçmişti. Ardından, bir gensoru önergesi ile Demirel Hükumeti düşürüldü. Süleyman Demirel’i ziyaret eden Bölükbaşı onu şöyle teselli ediyordu: Süleyman Bey, üzülme. Benim bağrım, ihanetin Karacaahmet Mezarlığı’na döndü. Senin bağrındaki ise, daha köy mezarlığı. Tüm bunlara 1973 yılına kadar dayanabildi. Ardından siyaseti bıraktı. Türk Siyasetinde fazla oy almasa da, nüktedanlığı ile en renkli simalardan biri olarak tarihe geçti.

Bir gün bir uçakta İnönü, torunu ve Osman Bölükbaşı beraber gidiyorlardı. İsmet Paşa’nın torunu dedesine dönüp; dede aşağıya ekmek atsam insanlar mutlu olur mu, diye sorunca Bölükbaşı İsmet Paşa bir şey diyemeden araya girdi: Dedeni atsan daha çok mutlu olurlar.

Yurt dışındayken; atalarınızın Viyana’da ne işi vardı, diye sorulunca ise şöyle cevap veriyordu: Haçlı Seferlerine iade-i ziyaret!

Bir gün Süleyman Demirel Kırşehir’e mitinge gitti. Orada ona Kırşehirliler deve kesmişti. Daha sonra Osman Bölükbaşı’na ise koç kesmişlerdi. Demirel bu durumu övüne övüne Bölükbaşı’na söyleyince cevabı şu olmuştu: Evlat bizim oralarda deveye deve, koça koç keserler.

Ben Anadolu’nun boz toprağının uşağıyım. Sarayım çalı dibidir, diyen bir adamdı. Bir gün Ankara’da Osman Bölükbaşı’nı dolmuş kuyruğunda beklerken görüp tanıyan bir vatandaş; siz de mi dolmuş kuyruğunda sıra bekliyorsunuz, diye sormuştu. Ne yapalım yavrum zamanında cebimizi doldurmadık şimdi dolmuşu dolduruyoruz.

Ama onu en iyi özetleyen, tarihe geçecek en anlamlı sözü bence şudur:

Mecliste var 450 mezar taşı, tek başına ne halt etsin Osman Bölükbaşı!

9. Memlekete komünizm gelecekse, onu da biz getiririz. – Nevzat TANDOĞAN

Ankara’nın hem valisi hem de belediye başkanı olan Nevzat Tandoğan otoriter bir kişidir. Tren garına nöbetçi koyup üstü başı köylü kıyafetli olanları şehre almadığı anlatılır. Hatta tren garında nöbetçilere yakalanıp Ankara’ya giremeyenlerden birininde Aşık Veysel olduğu söylenir. Vali ve Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan Bey’in, daha sonra renkli bir sima olacak olan genç yaştaki Osman Yüksel Serdengeçti’ye; Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle komünizmle ne işiniz var. Milliyetçilik lazımsa biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapıp mahsül yetiştirmek. İkincisi askere çağırdığımızda askere gelmek. Alın bu iti götürün.” dediği rivayet edilir. Öyle ki 2015 yılında Tandoğan Meydanının ismi, 1946 yılında intihar ederek yaşamına son veren bu despot valiye nispet yaparcasına Anadolu olarak değiştirilmiştir.