Devlet Nedir? – Devletin Kökenine Dair 6 Teori

Devlet Nedir?

Tarih kralların, padişahların, prenslerin, büyük komutanların hikayeleriyle doludur. Bunlara karşılık bir o kadar da ihtilaller, darbeler ve muhalifler vardır. Tarihe gerçekçi bir bakış açısından bakınca şunu görürüz: İnsanlar ya iktidarlarını nasıl koruyacaklarını yada iktidarı nasıl devireceklerini düşünmüşlerdir. Lakin iktidarın kaynağı olan devleti, devletin varlığını, devletin kökenini, devlet nedir sorusunu çok az kişi sorgulamıştır.

Kelime anlamıyla devlet; hareket ettirmek, döndürmek, dolaştırmak, işleri çekip çevirmek anlamlarına gelir. Dilimize Arapça’dan geçmiştir. Elle tutulamayan, gözle görülemeyen soyut bir varlıktır. Bu yüzden anlamlandırması zordur. Somut bir varlık olan şişeyi düşünün. İçine sıvı konan, camdan veya plastikten yapılmış, ağzı dar olan uzun bir kap olarak tanımlayabilirsiniz. Oysa soyut bir şey olan acıyı şairler binlerce yıldır farklı şekilde anlatıyor. Devlet nedir sorusuna cevap vermek galiba bu yüzden çok zor.

Devlet bir topluma, bir toprağa, bir hükumete ve bağımsızlığa sahip bir şeydir. Halkını dışa karşı korur ve kendi topraklarında düzeni sağlar. En ayırıcı özelliklerinden birisi ise topraklarında sadece kendisinin ceza ve şiddet hakkına sahip olmasıdır. Ceza ve şiddet her ne kadar akıllarda kötü intiba bırakan kelimeler olsa da düzen için gereklidir. Devlet polisi, askeri, yasası, mahkemesi ile düzenin bekçisidir.

Toplum ise en basit haliyle bir sürü insan demektir. Platon toplumu bu basitliğin bir adım ilerisinde: Toplum bir sürü insandan daha fazla bir şey demektir, diye yorumlamış. Toplumun bir sürü insandan daha öte bir şey olduğu gibi, insan da tek başına insan değildir. Platon’un öğrencisi Aristoteles’in meşhur tanımıyla; insan sosyal bir hayvandır. Yani insanın hayvanlardan en ayırıcı özelliği sosyal olması, beraber yaşamasıdır. Toplum insanın her hareketini, düşüncesini, varlığını etkiler. İnsan toplumdan ayrı bir şey olarak düşünülemez.

İnsanlar sosyal varlıklardır ve genel olarak kendi kendilerini yönetmekten acizdirler. Ayrıca başıboş insanlara da güvenmezler. Bu yüzden başlarında ne yapmaları gerektiğini söyleyecek ve beraberce güven içinde yaşamalarını sağlayacak yöneticilere ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç bir aile için babadır, bir aşiret için ağadır, bir halk içinse devlettir. O halde devlet nedir denildiği zaman; ilk olarak düşünülmesi gereken toplumun yöneticisi olduğudur.

Günümüz bundan önceki yaşanmış bütün çağlardan daha toplumsaldır. Hatta bunun küreselleşme diye bir adı bile var. Dünya nüfusu daha önce hiç bu kadar artmamıştı. Milada yakın tarihlerde Roma İmparatorluğu bilinen dünyanın büyük çoğunluğuna sahipti. Yine de nüfusu bugünkü Tokyo’nun nüfusundan biraz daha fazlaydı. Toplumların büyümesi, siyasetin daha da karmaşık hale gelmesine sebep oldu.

Siyaset bir kavim toplumunda oldukça anlaşılır bir şeydi. Her ne sorun olursa kabile şefleri olaya el atıp kendi fikrince bunu çözebilirdi. Oysa bugünkü modern ulus-devletlerde ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadığımız bir sistemde yaşıyoruz.

Bu tıpkı bir Orta Çağ at arabasıyla, bugünün modern arabaları arasındaki fark gibidir. Orta Çağ’daki bir at arabasına bir bakışta nasıl çalıştığını az çok anlarsınız. Ancak bugünkü arabalar o kadar çok gelişti ve karmaşıklaştı ki, kaputu açtığımda içerisinde nasıl bir sihrin döndüğünü bir yıl baksam anlayamam. Yaşadığımız çağın ulus-devletini anlamlandırmak, devlet nedir sorusuna cevap vermek bu yüzden de çok zor.

Her nereye baksak devleti görüyoruz. Varlığını hissediyoruz. Kurumlarını, memurlarını, iktidarlarını tanıyoruz. Ama devletin ne olduğunu, neden var olduğunu anlamlandırmakta zorlanıyoruz. Çünkü bugünkü devlet çok karmaşık ve gelişmiş bir yapıya dönmüş durumda. İlk ortaya çıktığı halden çok daha farklı bir devletle karşı karşıyayız. O halde bizde başa dönelim ve devlet nedir değil de, devletin kökeni nedir sorusunun cevabını arayalım. Devletin kökeni ve nasıl ortaya çıktığı hakkında bugüne kadar söylenen teorileri inceleyelim.

Devletin Kökeni Nedir? – Devlet Nasıl Ortaya Çıktı?

Devletin kökeni nedir yada devlet nasıl ortaya çıktı gibi sorular karşısında insanların binlerce yıldır farklı teorileri var. Bazıları devletin kökenini akla dayandırırken -insanlar başlarında bir yönetici olması gerektiğini düşünerek devleti oluşturmuş anlayışı- bazıları da bir toplumun başka bir topluma hakimiyet kurmak için ortaya çıktığını düşünüyor.

1. Din Teorisi

İnsan anlamlandıramadığı şeyi ilahlaştırır. Devletin kökeni hakkında ilk ilkel düşünceler devleti tanrının yarattığını söyler. Buna göre tanrı insanları yarattığı gibi, onların içinden yöneticiler de yaratmıştır. Yöneticiler kendilerine tanrı tarafından verilen bilgi ve beceriye sahiptir. Ve bu bilgelik babadan oğula geçer.

Devletin tanrı tarafından yaratıldığı görüşü neredeyse ilk devletlerin ortaya çıkması kadar eskidir ve tüm kültürlerde mevcuttur. Biz Türklerde bunun varyasyonu Kut inancıdır. Kut inancı, Göktanrı’nın yeryüzünde insanları yönetmesi için bazı hanedanları seçmesi olarak düşünülür. Tanrı onlara ve onların soyundan gelenlere bilgelik, cesaret ve erdem vermiştir. Onlarda tanrı vergisi yetenekleriyle ülkelerini yönetirler. Eski Türkler’de Kut sahibi olduğuna inanılan insanlar kolayca insanları etrafında toplamayı başarmışlardır.

Hatta farklı bir biçimde olsa da buna yakın bir görüş günümüz muhafazakarları içinde geçerlidir. Kadere inanan muhafazakarlar, iktidarı ele geçirdiklerinde bunun tanrı sayesinde olduğunu söylerler. Aynı dindar muhafazakarlar beğenmedikleri biri iktidara geçince tanrının bunu kendilerine ceza olsun diye başlarına musallat ettiklerini düşünür.

Eski Hristiyanlar bu işe kendi yorumlarını katıp biraz daha abartırlar. Onlara göre tıpkı yeryüzündeki gibi göklerdeki tanrı katında da cennetin krallığı vardır.

2. Aile Teorisi

Devletin kökeni hakkında ayakları yeryüzüne daha çok basan bir başka yorum ise aile teorisidir. Buna göre aileler büyüyerek aşiretleri, aşiretler büyüyerek milletleri oluşturur. Ailede yönetici babadır. Aşirette yönetici ağadır. Çok daha büyük yapıda millet ortaya çıkınca ise yöneticilik daha karmaşık bir hale gelmiş ve örgütlü bir yapı olan devlet olarak ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak devletin kökenini aile teorisi ile açıklamak,  milletlerin devletleri oluşturduğunu söyler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır. Peki millet nasıl oluşmuştur?

Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı kitabında, milletlerin oluşmasını aşiretlerin birleşmesinden daha farklı bir biçimde anlattığını hatırlıyorum. Gökalp’e göre milletlerin oluşması için önce bir imparatorluğun içinde ezilen, sömürülen bir halkın olması gerekiyor. Sonra bu halk imparatorluğa isyan edip kendi yurdunu kuruyor ve millet oluşuyor.

3. Güç Mücadelesi Teorisi (Kuvvet ve Mücadele)

Aile teorisi devletin nasıl ortaya çıktığına dair en basit şekilde düşünülen bir kurgudur. Lakin 16. yüzyıldan bu yana yazdığı küçük bir kitapla hala siyaset biliminin babası sayılan Niccola Machiavelli’nin şu sözleri bir başka teoriyi destekler nitelikte düşündürücüdür:

İnsanlar bencildir, sadece kendi çıkarlarını düşünür, onları ancak korktukları biri yönetebilir.

Devletin nasıl ortaya çıktığına dair bence olması en muhtemel senaryo, bu konuda yazılmış en anlamlı yorum güç mücadelesi teorisidir. İnsanın karanlık bir tarafı olduğunu biliyoruz. Devletin de karanlık tarafımızın bir ürünü olduğunu düşünüyorum.

Güç mücadelesi teorisi en basit anlamıyla; kazananın kaybeden üzerinde kurduğu hakimiyettir. Güçlü olan zayıfı ezer. Sonra da onu sömürür. Çiftçilerini kendisine köle yapar. Onların ekip biçtiklerini vergi olarak alır. Bunu kontrol etmek ve sürekliliğini sağlamak için işgal ettiği topraklarda bir mekanizma kurar. Bu mekanizma devlettir.

4. Biyolojik veya Organizmacı Teori

Devletin nasıl ortaya çıktığı hakkında anlatılan en saçma teoridir. Bilimsellikten ziyade teşbih sanatıyla toplumu insana benzeten edebi bir yanı vardır. Üstelik devletin nasıl ortaya çıktığı hakkında net bir şey de söylemez. Sadece toplumla insan arasındaki benzerliğe dem vurur.

Eski çağlardaki filozoflara göre insan üç şeyden oluşur: Akıl, cesareti barındıran ruh ve maddi ihtiyaçlar… Biyolojik veya diğer ismiyle organizmacı teoriyi savunan eski filozoflar, insandaki üç unsurun toplumda da olduğunu söyler. İnsandaki akıl, toplumdaki bilgeleri-filozofları temsil eder. İnsandaki cesareti sağlayan ruh, toplumda askerlerin temsilidir. İnsanın maddi ihtiyaçları ise toplumdaki halkı temsil eder. Bu bir masaldır. Ama daha sonra da ciddiye alanlar olmuştur. Bu iş insanın damarlarını yollara, bağırsaklarını kanalizasyonlara, vücuttaki mikroplara saldıran beyaz kan hücrelerini polis-askere benzetmeye kadar varır. Böylece edebi anlamda güzel bir yorum olarak malzeme çıkmıştır. Ama bunu devletin oluşumu olarak sunmak pek mantıklı durmuyor.

5. Akıl ve İrade Teorisi

Devletin nasıl oluştuğuna dair belki de en çok söylenmesi, ilk olarak düşünülmesi gereken şey akıl ve irade teorisidir. Devletin varlığının basitçe insanın aklına dayanıyor olması en makul yol değil midir?

Akıl ve irade teorisyenleri önce devletin olmadığı bir doğa halini kurgu olarak anlatır. Bu doğa hali vahşidir. Burada sonsuz bir hürriyet ve anarşi hakimdir. Herkes her istediğini yapmakta özgürdür. İnsan da kötü olan doğası sayesinde birbirinin kuyusunu kazar. Kimse güven içinde yaşayamaz. Thomas Hobbes bu durumu; insan insanın kurdudur, diyerek yorumlar.

Doğa halinin kötülüğünü gören insanlar bir araya gelir ve bu duruma bir çare düşünür. Sonunda güven içinde yaşayabilmek için özgürlüklerini feda etmeye karar verirler. Jean Jacques Rousseau’nun yorumuyla toplum sözleşmesini kabul ederler. Buna göre insanlar birçok özgürlüğünden vazgeçip, bunu devlete teslim etmişlerdir. Böylece herkes devletin varlığını ve onun toplumda şiddet kullanma tekeline sahip tek varlık olduğunu kabul etmiştir.

Aslında bu teori devletin nasıl ortaya çıktığından çok, nasıl ortaya çıkması gerektiğini anlatır. Bu yüzden devletin kökeni hakkında ilk akla gelmesi gereken yorum akıl ve irade teorisidir.

6. Mülkiyet Teorisi (Sınıf Mücadelesi)

Tarihe çok farklı bir açıdan bakan Karl Marx der ki; bugüne kadarki tüm toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Marx ve genel olarak komünistler devletin kökeni ve nasıl ortaya çıktığı konusunu sınıf mücadelesi kavramıyla açıklarlar. Buna göre tarihte her zaman iki sınıf var olmuştur. Biri sömüren, diğeri ise sömürülen sınıftır. Bu sınıfların sömüren veya sömürülen olma durumu üretim araçlarının mülkiyetinin kimde olması ile alakalıdır. Yani tarih üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan sömüren sınıf ile üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmak isteyen sömürülen sınıf arasındaki mücadeleden ibarettir.

Marksistlere göre sömüren sınıf; mülkiyet hakkı adı altında üretim araçlarına zorla sahip olmuştur. Onlara göre devlet, sömüren sınıfın üretim araçları üzerindeki mülkiyetini koruyan bir zorba teşkilatı olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda devletin kökeni, mülkiyetin ortaya çıkması doğrudan ilgilidir.

Marksizmde Devlet Sorunu isimli daha ileri bir okuma yapabileceğiniz yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

 

Prens: Niccolo Machiavelli Kimdir? Sözleri ve Siyaset Felsefesi

Ziya Gökalp – Türkçülüğün Esasları Kitap İnceleme

Kaynak:

  • 21. Yüzyılda Prens, Editör: Ümit Özdağ, Bölüm Yazarı: Dr. Ali Asker, Kripto Yayınevi, 5. Baskı, Syf 95-118