Dünya Çapında Ünlü 7 Dahi Türk Bilim Adamı

Çocuklara soruyorum: Büyüyünce ne olacaksın diye… Çoğu doktor diyor. İyi ki de öyle diyorlar. Sosyal medyada, televizyonlarda sürekli gördükleri gereksiz kişiliksizlere özenmiyorlar. Ama onlara ufuk olacak, örnek alacakları insanları göstermemiz lazım. Biz çoğunun farkında olmasak da bu ülkede güzel şeyler de oluyor. Aziz Sancar gibi, Gazi Yaşargil gibi… Oktay Sinanoğlu, Feza Gürsey, Kerim Erim, Hulisi Behçet gibi. İşte son yüzyılda bilim dünyasına damga vuran 7 Türk Bilim Adamı…

1. Cahit Arf (D:1910-Ö:1997)

Cahit Örf

Ordinaryus Profesör Doktor Cahit Arf, son yüzyılın en büyük Türk matematikçilerinden biridir. 1910’da Selanik’te doğmuştur. Cahit ve ailesi, Balkan Savaşları ile İstanbul’a göç ederler. Henüz 4 yaşındayken Üsküdar’da modern bir anaokuluna giden Cahit, iki hafta sonra okumayı sökünce üstün zekası anlaşılır. Cahit’in matematik ile ilk tanışması ise İzmir Sultaniyesinde 5. sınıfta olur. Genç matematik öğretmeni Cahit’e problemler verir, sonra ispatlarını yapmasını ister. Cahit Arf’ın matematiğe olan ilgisi böylece başlayacaktır.

Cahit’in özel bir çocuk olduğunu bilen, bu yüzden eğitimine çok önem veren anne ve babası, Cahit’i liseyi okuması için Fransa’ya gönderir. Cahit Arf üç senelik lise eğitimini, iki senede tamamlayarak İstanbul’a gelir. Sonra da devlet tarafından burslu olarak Avrupa’ya eğitim almaya gönderilir. Almanya’da yaptığı doktora çalışmasında Helmut Hasse ile beraber çalışmıştır. Matematik literatürüne Hasse-Arf Kuramı olarak geçen doktora tezi onun ilk başarısıdır. Daha sonra Arf Kuralları, Arf Halkaları, Arf Değişmezi gibi soy adını verdiği çalışmaları bugün matematikte literatüre girmiş kavramlardır. Bu büyük başarılar sonucunda yurt içinden ve dışından birçok ödül alan Cahit Arf’a verilen en son ödül ise 2009 yılında çıkan kanunla resminin 10 Türk Lirasına basılması olmuştur.

2. Feza Gürsey (D:1921-Ö:1992)

Feza Gürsey

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli fizikçilerden biri olan Feza Gürsey, Galatasaray Lisesi mezunudur. Türkiye’nin ilk kadın kimyacısı olan annesi Remziye Hisar’ın teşvikiyle İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü’ne yazılır. Mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığının açtığı sınavı kazanarak İngiltere’de doktora yapar. Dünyanın en ünlü fizikçileri ile beraber çalışır. Fizik hakkında çığır açan makalelere imza atar. Çalışmalarını Princeton Üniversitesi’nde sürdürmek amacıyla ünlü fizikçi Wolfgang Pauli’ye mektup yazdığında aldığı cevap şu olur:

İstersen seni Princeton Enstitüsü’ne tavsiye edebilirim. Ama onları sana tavsiye etmem.

Feza Gürsey 40 yaşında yani en verimli çağında bütün uluslararası ününe, yurt dışında çalışma imkanına rağmen Türkiye’ye döner ve bir başka fizikçi Erdal İnönü’nün teşviki ve tavsiyesi ile ODTÜ’de çalışmaya başlar. Ülkemizden ve yurt dışından bir çok ödül almış Feza Gürsey 1992 yılında vefat eder. 23 Nisan 1993 yılında onun adı verilerek Türkiye’nin ilk bilim merkezi açılır. Bugün Ankara Altınpark’ta bulunan Feza Gürsey Bilim Merkezi, her yaştan ziyaretçilerine deneysel ve eğlenceli olarak bilimi sevdirerek Feza Gürsey’in adının en güzel şekilde anılmasını sağlamaktadır.

3. Mahmut Gazi Yaşargil (D:1925)

Mahmut Gazi Yaşargil

Gazi Yaşargil, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandıktan sonra Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e yurt dışında okumak istediğini söyler. Hasan Ali Yücel, Gazi Yaşargil’in liseden arkadaşı, Türk Edebiyatı’nın büyük şairi Can Yücel’in babasıdır. Hasan Ali Yücel istikbal vadeden bu çocuğu devlet bursu ile  Almanya’ya gönderir. Gazi Yaşargil, Almanya’da tıp okurken İkinci Dünya Savaşı çıkar. Devlet, öğrencilerini geri çağırsa da Gazi Yaşargil eğitimini yarıda bırakmak istemez ve İsviçre’ye gider. Burada mezun olur ve doktor olarak görevine başlar.

Nörolojiye ilgi duyan Gazi Yaşargil kısa sürede ününü tüm Avrupa’da duyurur. Girdiği beyin ameliyatlarında kendi icat ettiği aletleri kullanır ve bunlara kendinden isimler verir. Kızının adını verdiği Otomatik Leyla Ekartörü veya Yaşargil Klipsi gibi aletler, tıp literatürüne de girecek ve ameliyatlar bugün hala bunların gelişmiş halleriyle yapılacaktır.

Şu ana kadar 9.000’den fazla beyin ameliyatına giren Gazi Yaşargil, alanında rekor kırmıştır. Amerika’da nöroloji alanında yayınlanan önemli bir dergide Yüzyılın Adamı seçilmiştir.

Yüzyılın Adamı: Profesör Gazi Yaşargil Kimdir?  adlı yazımıza da bakabilirsiniz.

4. Oktay Sinanoğlu (D:1935-Ö:2015)

Oktay Sinanoğlu

Oktay Sinanoğlu 1935’te İtalya’da dünyaya gelir. Babası başkonsolostur. İkinci Dünya Savaşının çıkması ile 1939’da Ankara’ya taşınırlar. Ankara’da Yenişehir Lisesini -bugünkü TED kolejini- birincilikle bitiren Sinanoğlu, burslu olarak Kaliforniya Üniversitesinde Kimya Mühendisliği okumaya gider. Yüksek lisansını dünyanın en prestijli üniversitelerinden MIT’de yapar. Yaptığı çalışmalar ile kimya dalında Nobel’e iki defa aday gösterilmiş, yurt içinden ve yurt dışından(Almanya-Japonya-Meksika) birçok ödül almış, TBMM’ce sadece kendisine özel kanun çıkarılıp Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verilmiştir. O dünyanın en genç yaşta profesör olan bilim insanıdır.

Ama Oktay Sinanoğlu sadece kimya alanında yaptıkları ile yetinmemiştir. O, Türkçe’ye bir bilim dili özelliği kazandırmak ve eğitim dilini Türkçeleştirmek için uğraşmıştır. Özellikle ”Bye Bye Türkçe” adlı kitabı ile Türkçe’nin bozulması, kültürümüze İngilizce’nin hakim olması hakkında bir gündem oluşturmayı başarabilmiştir. O, doğu ve batı arasında hala yolunu tespit edemeyenler için, batının en genç yaşta profesör olan insanı olarak bir televizyon programında yaptığı konuşmasında şöyle söyler:

Kültür, Hakkari’de bale gösterisi yapmak değildir. Kültür binlerce yıllık bir birikimden gelmiş, o toplumun ortak gönlüdür. 

5. Kerim Erim (D:1894-Ö:1952)

Kerim Erim, ünlü bir matematikçi ve Albert Einstein ile konuşan tek Türk bilim adamıdır. 1914’te, tam da 1. Dünya Savaşı başladığı sırada İstanbul Yüksek Mühendis Mektebini bitirip, Almanya’da doktora yapmaya gider. Kerim Erim bazılarına göre Türkiye Cumhuriyetine bilimi getiren insandır. Diferansiyel ve integral hesabın ve matematiksel analiz metotlarının eğitiminin ülkemizde en kapsamlı biçimde verilmesinde en büyük rol onundur.

Dünyanın en büyük dehalarından biri olan Einstein ile ne konuştukları hakkında aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

http://sertoz.bilkent.edu.tr/turk/KerimErim-Einstein.pdf

6. Hulusi Behçet (D:1889-Ö:1948)

Osmanlı Tahtında İkinci Abdülhamit varken, 1889’da İstanbul’da dünyaya gelir Hulusi Behçet. Tıp eğitimini yine İstanbul’da alır. Sonra da kısa bir süreliğine Budapeşte ve Berlin’de çalışıp 1919’da yurda kesin dönüş yapar. Çalışmalarına İstanbul’da devam eder. Yapılan üniversiteler reformu ile Türk Üniversitelerinde profesör ünvanını alan ilk kişi olur. Şark Çıbanının tedavisinde kullanmak üzere ortaya attığı yöntemlerle ve dermatoloji alanında yaptığı çalışmalarla adını Avrupa’ya kadar duyurur. Yurt dışında birçok konferansa çağrılır. En önemli dermatoloji dergilerinin yazı kurullarına seçilir. Ülkesinde pek tanınmasa da yurt dışında ünlü bir dermatolog olur.

Hulusi Behçet; 137 makale, 2 kitap, 17 çeviri ve 14 de monografi yayınlamıştır.* Ama ona asıl ününe kavuşturacak olan şey, yıllarca yaptığı gözlemler sonucunda bulduğu hastalığa adını vermesiyle olmuştur. Yani dünya tıp literatürüne ”ç” harfini de sokan Behçet Hastalığı (Behçet’s Disease) ile… 1925 yılında Hulusi Behçet bir hastasını muayene ettiğinde bunun henüz literatüre girmeyen yeni bir hastalık olduğunu anlar. Yazdığı makaleler ile bu hastalığı dünyaya tanıtırken, ilk zamanlarda önemsenmese de zamanla başka örneklerinde çıkması ile tıp dünyası bu yeni hastalığı kabul eder ve adına da Behçet Hastalığı denilir. Böylece Hulusi Behçet, Behçet Hastalığını keşfeden adam olarak bilim tarihine adını yazdırır.

7. Aziz Sancar (D:1946)

Aziz Sancar

Yıllarca çok yaklaştığımız ama bir türlü alamadığımız Nobel Bilim Ödülünü, 2015 yılında kimya alanında alan üç kişiden biri olarak Aziz Sancar Türkiye Cumhuriyeti için bir ilki başardı. Başarılı bilim adamımızın aldığı ödülün arkasındaki yaşam hikayesi ise hepimizi şaşırttı.

1946 Mardin doğumlu Aziz Sancar, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Okuma yazma bilmeyen, fakat eğitime önem veren bir ailesi ve kendisi hariç 7 kardeşi daha vardı. Hayatını değiştiren şey, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanması oldu. Mezun olduktan sonra memleketi Mardin/Savur’da zorunlu doktorluk görevini yaptı. Hayatımın en güzel günleri diye andığı doğu görevinden sonra, Tübitak bursuyla Amerika’ya gidip moleküler biyoloji alanında doktora yaptı. Sonra da biyokimya ve biyofizik bölümlerinde görev yapan Aziz Sancar, yazdığı üç yüze yakın bilimsel makale ve bu makalelere yapılan 12 binden fazla atıfla eşine az rastlanan bir başarıya imza attı.

Aziz Sancar yaptığı çalışmalar ile Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne kabul edilen üç Türk’ten biridir. 2007 yılında Vehbi Koç ödülü alan Sancar, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 yılında Nobel Bilim Ödülü’nü alan ilk Türk olmuştur. Sonra da bu iki ödülden aldığı paralarla Amerika’da Carolina Türk Evini kurmuştur.

Son olarak kendini aşmış bu mütevazi adamın bir televizyon programında Nobel’i aldıktan sonra hayatında ne değiştiği sorusu üzerine verdiği cevabı yazmak istiyorum:

Eve gittim, baktım Aziz çöpü dışarı çıkaracaksın diyor. Ya ben Nobel aldım, dedim. Sen yine de çöpü dışarı çıkaracaksın dedi. Ondan sonra Nobel işini karıştırmadık ev işlerinde.