Dünya Havacılık Tarihinde Türklerin Etkisi

Dünya Havacılık Tarihinde Türk Etkisi

Uçmak deyince aklınıza ne geliyor? Benim aklıma gelenleri sıralayım: F-35, Rus MİG Uçakları, Skorsky, Boeing, business class, güzel hostes kızlar, portakal suyu… Falan filan işte. Bakın bunların hiçbiri Türk kokmuyor. Mesela Havacılık tarihi Türklere dayansa business classta portakal suyu değil, yayık ayran verirlerdi büyük ihtimalle. Pilotlar eli tesbihli, bağrı açık, maganda bir imaja sahip olurdu. Savaş uçaklarının adı F, MİG filan değilde; KARTAL, ŞAHİN, DOĞAN olurdu. Yada arkayı beşlerdik mesela.

Şakası bir yana, Dünya Havacılık Tarihinde Türklerin çok önemli bir yeri var aslında. Avrupa’nın meşhur ressamı ve dahi mucidi Leonardo da Vinci 16. yüzyılda yaptığı çizimlerle ilkel helikopter benzeri aletler tasarlarken, insanoğlunun uçmayı istediğini ancak bunun mümkün olmadığını farketti ve vazgeçti.

Aynı yüzyılda Türklerin kadim şehri Semerkant’ta Hoca Feyzullah Efendi Ulu Cami Minaresinden, sonu ölümle biten ilk uçuş tecrübesini yaşamıştı.

Yine o zamanlarda Karadeniz’in meşhur Of Kasabasında Molla Uzun Hasan adlı bir Türk genci, martı kuşlarının kanatlarını taklit ederek yaptığı bir çift kanat üzerinde, derin uçurumların olduğu Of Çayının yamaçlarında karşıdan karşıya uçarak sağ bir şekilde inebilmişti. Molla Uzun Hasan’ı öldüren şey ise, insanoğlunun uçabilmesini küçük beyinleri almayan dindar sofuların; bu adam şeytandır, diyerek medrese öğrencilerine bu şeytanı taşlatması sonucu olmuştu.

Pek anlam veremediğim Lagari’nin roket deneyini de saymazsak, Türklerin Dünya Havacılık Tarihine etki edebilecek en şaşalı, en meşhur uçuş tecrübesi; tabiyki Ahmet Çelebi’nin, namıdiğer Hezarfen’in Galata Kulesinden atlamasıydı. Evliya Çelebi’nin kendi gözleriyle görüp Seyahatnamesinde anlattığı bu olaya bütün İstanbul şahitti. Galata Kulesinden bir çift kanat ile atlayıp, Üsküdar Doğancılar Meydanına sağ salim bir şekilde iniş yapan Hezarfen Çelebi Dünya Havacılık Tarihi için bir milat sayılabilirdi.

Sayılabilirdi ama sayılmadı. Çünkü onu da aynı dindar gerekçelerle sürgün ettiler.

Türk gibi başla, Alman gibi bitir diye bir laf var. Ne kadar haklı sözler… Keşke birileri Hezarfen’in, Lagari’nin, Vecihi Hürkuş’un, Nuri Demirağ’ın yaptıklarını devam ettirebilseydi. Ama hayır! Bir kıvılcımla başladı ve o insanların ölümü ile bitti yapılan çalışmalar.

Dahilik ile Kafirlik Arasındaki İnce Çizgi

Yani efendim Dünya Havacılık Tarihine Türklerin bir katkısı var mı diye sorarsan, yok efendim, ne yazıkki yok. Eğer birileri o dahilik ile kafirlik arasındaki ince çizgiyi anlayabilseydi; belki Hezarfen’in, Molla Uzun Hasan’ın, Hoca Feyzullah’ın ve diğerlerinin attıkları o ilk adımı ileri götürebilselerdi… O zaman bugün göklerde Boeing değilde güvercin, F-35 değil de Şahin uçuyor olabilirdi.

Biz Dünya Havacılık Tarihine cilt cilt kitaplarla yazılacak yerimizi Hezarfen’in kanatlarıyla birlikte kaybettik.

Türk Tarihini Konu Alan En Güzel Yerli Diziler