Enver Paşa Kimdir? Bir Kahramanın Biyografisi

Enver Paşa Kimdir?

Enve Paşa Kimdir? Enver Paşa’nın Hayatı. İnanmış bir adamı kim yolundan çevirebilir! Cesur bir askeri hangi ölüm korkutabilir! Ve kötü bir talihi, kim tersine döndürebilir! Enver Paşa kim mi dediniz? O inanmış bir adam, cesur bir asker ve kötü talihin kurbanı bir kahraman! Onun Balkanlar’da eşkıya kovalarken başlayan ve Orta Asya’da Pamir Dağı eteklerinde kırk bir yaşında şehadetle biten hikayesini okurken; savaşın, maceranın, siyasetin, vatanseverliğin ve aşkın bir roman gibi yaşandığı bir ömre şahit olacaksınız.

Balkanlar’da Bir Türk Subayı

Enver, asıl adıyla İsmail Enver, 23 Kasım 1881 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası ziraat memuruydu. Orta sınıf bir aileydiler. Ailenin, Enver haricinde beş çocukları daha vardı. Bir müddet sonra babasının tayini Manastır’a çıktı. Bir imparatorluğun kaderi bu tayin ile değişecekti. Çünkü İsmail Enver, Manastırdaki askeri okula böylece yazılacaktı. Ardından da kurmay subay olmak için İstanbul’da Harbiye yılları…

Harbiye yıllarında Enver sessiz ve yalnız bir öğrenciydi. Siyasetle ilgilenmezdi. Ama üçüncü sınıftayken bir gece vakti Enver’i alıp, 2. Abdülhamit’in Osmanlı Devletini yönettiği Yıldız Sarayı’na sorgulamaya götürdüler. Sorgulamadan bir şey çıkmadı. Ama Abdülhamit devrinin kuşkuculuğuyla burada tanışan Enver, artık idarenin değişmesi gerektiği hakkında arkadaşlarıyla konuşmaya başladı. Zaten o yılların harbiyelileri, gizli saklı köşelerde Namık Kemal’in vatan kasidesinden beyitler okuyan, hürriyet aşığı, istibdat muhalifi gençlerdi. Abdülhamit’i devirecek olan da, cumhuriyeti kuracak olan da, o yılların Harbiyelileriydi.

Eşkıya Peşinde – 1903-1908

Enver, 1903 yılında kurmay yüzbaşı olarak Harbiye’den mezun oldu. İlk görev yeri Manastır’dı. Bu sırada Balkanlar’ın her tarafında Rum, Sırp ama en çok da Bulgar eşkıyası boy gösteriyordu. Enver, eşkıyanın ikinci bir devlet olduğu Balkanlar’da beş sene görev yapacak, her türlü eşkıya çetesiyle savaşacak, adını ilk defa burada eşkıyalara karşı başarısı ve korkusuzluğuyla tanıtacaktı. Aslında kurmay sınıfından olduğu ve okulu derece ile bitirdiği için İstanbul’da masa başında da görevini yapabilirdi. Ama Enver dağlarda çetelerle çatışmayı gönüllü olarak istemişti.

Hiçbir Vakit Unutmayacağım!

Manastır’da, o günlerde Osmanlı askerleri, Rus konsolosunu gördükleri zaman tıpkı komutanlarını görmüşler gibi selam vermek zorundaydı. Bu Osmanlı’nın Ruslara verdiği siyasi kapitülasyonlardan biriydi. İki Osmanlı jandarma askeri, devriye gezerken Rus konsolosa selam vermeyince, aksiliği ile meşhur Rus Konsolos sinirlenip askerlerden birini kırbacıyla dövmeye kalktı. Türk Askeri bunu şerefine yediremeyip elindeki silahla konsolosu vurdu ve adam orada öldü. Olay yerine ilk giden kişi, silah sesini duyunca koşarak gelen Yüzbaşı Enver oldu. Asker Yüzbaşı Enver’i görünce silahını teslim etti ve; ben vurdum, dedi.

Olay Osmanlı ile Rusya arasında diplomatik bir krize sebep oldu. Rus donanması, boğazın yakınındaki İğne Ada’ya demirledi. Osmanlı hemen Manastır Valisini, Fizan’a sürdü. İki asker hızla yargılandı. Birisi konsolosu vurduğu için, diğer askerde onu engellemediği için idama mahkum edildi. Rus konsolosun cenazesi, azınlıkların doldurduğu Manastır meydanından kalabalıklar eşliğinde geçerken, saygı gösterisi olarak Yüzbaşı Enver’e de beş pare top attırılması emri verildi. Enver Yüzbaşı bu emri hiç istemeyerek de olsa yerine getirdi. Osmanlı Devletinin aczini, o iki neferin Rusya’yı yumuşatmak için idam edilmesini asla unutmayacaktı.

Enver Paşa 1908’e kadar olan hayatını yazdığı otobiyografisinde bunu şu satırlarla ifade ediyordu:

Manastır’da, o günlerde Osmanlı askerleri, Rus konsolosunu gördükleri zaman tıpkı komutanlarını görmüşler gibi selam vermek zorundaydı. Bu Osmanlı’nın Ruslara verdiği siyasi kapitülasyonlardan biriydi. İki Osmanlı jandarma askeri, devriye gezerken Rus konsolosa selam vermeyince, aksiliği ile meşhur Rus Konsolos sinirlenip askerlerden birini kırbacıyla dövmeye kalktı. Türk Askeri bunu şerefine yediremeyip elindeki silahla konsolosu vurdu ve adam orada öldü. Olay yerine ilk giden kişi, silah sesini duyunca koşarak gelen Yüzbaşı Enver oldu. Asker Yüzbaşı Enver’i görünce silahını teslim etti ve; ben vurdum, dedi.

Olay Osmanlı ile Rusya arasında diplomatik bir krize sebep oldu. Rus donanması, boğazın yakınındaki İğne Ada’ya demirledi. Osmanlı hemen Manastır Valisini, Fizan’a sürdü. İki asker hızla yargılandı. Birisi konsolosu vurduğu için, diğer askerde onu engellemediği için idama mahkum edildi. Rus konsolosun cenazesi, azınlıkların doldurduğu Manastır meydanından kalabalıklar eşliğinde geçerken, saygı gösterisi olarak Yüzbaşı Enver’e de beş pare top attırılması emri verildi. Enver Yüzbaşı bu emri hiç istemeyerek de olsa yerine getirdi. Osmanlı Devletinin aczini, o iki neferin Rusya’yı yumuşatmak için idam edilmesini asla unutmayacaktı.

Enver Paşa 1908’e kadar olan hayatını yazdığı otobiyografisinde:

Konsolosun cenaze alayı giderken bataryam beş top endahtına memur olmuştu. Bunu yaptım. Maamafih bu vak’adaki haksızlığı hiçbir vakit unutmayacağım.

İttihat ve Terakki Cemiyeti

Hukuk okumuş olmasına rağmen, bir posta memuru olan Talat Bey’in kurduğu cemiyet gizlice örgütleniyordu. Enver Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne 12. üye olarak girecekti. Girdikten sonra Manastır teşkilatını kurma görevi Enver’e verildi. Bundan sonra Manastır ve Selanik başta olmak üzere Balkanlar’daki Türk Subayları arasında cemiyet hızlıca örgütlenecekti. Enver’i İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne davet eden, neredeyse aynı yaşta olmalarına rağmen amcası olan, daha sonra Kutül Amare kahramanı olup ve Kut soyadını alacak olan Yüzbaşı Halil’di.

Cemiyet İtalya’daki Carbonari teşkilatını kendisine örnek almıştı. Amacı Sultan Abdülhamit’e meşrutiyeti tekrar ilan ettirmekti. İçerisinde üyeler haricinde, fedailer de bulunmaktaydı. Gözleri bağlanmış şekilde bir yerlere gidiş, şifreler, semboller, yeminler, parolalar… Mesela baş parmağı ve işaret parmağı ile hilal yapmak cemiyet üyeleri arasında bir şifreydi. Veya parola sözlü olarak da hilal’di. Enver Paşa anılarında İttihat Terakki Cemiyeti’ndeki yemin törenini şöyle yazıyor:

… Sağ elim Kur’an-ı Azimü’şşan, sol elim de bir kama ve bıçak üzerinde olduğu halde, 1293(1876) Kanun-ı Esasisi’nin istirdadına ve bu uğurda hiçbir şey esirgemeyeceğime ve ihanet etmeyeceğime yemin ettim. …

Eniştesine Suikast Planı

İttihat Terakki Cemiyeti balkanlarda rütbeli askerler arasında hızla büyüyordu. Ama hükumetin de bu arada cemiyetin varlığından haberi oldu ve geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Soruşturmanın başında Enver’in eniştesi olan Selanik Kumandanı Nazım Bey vardı. Lakin Nazım Bey, Enver’in eniştesi olmakla beraber İttihatçılara da düşmandı. Tabi Enver’in de İttihatçılardan biri, hatta Manastır sorumlusu olduğunu bilmiyordu.

İttihat ve Terakki Cemiyeti, teşkilatın açığa çıkmasını engellemek için Nazım Beyi öldürme kararı aldı. Mustafa Necip adında genç bir teğmen suikastçı olarak görevlendirildi. Eniştesini öldürme planını bizzat Enver Paşa yaptı. Plan şu şekildeydi:

Enver’in de eniştesinin evinde olduğu bir sırada, başka bir ittihatçı subay olan İsmail Canbolat, Nazım Bey’le görüşmeye gelecekti. Nazım Bey, böyle durumlarda konuşmalarını aşağı kattaki bahçeye bakan odasında yapmaktaydı. İşte bu odada suikastçı camın dışından ateş ederek Nazım Beyi vuracaktı.

Her şey plana uygun gitse de çok heyecanlanan suikastçı, Nazım Beyi ayağından vurabilmiş, yanlışlıkla İsmail Canbolat’ı da yaralamıştı. Yine de bu suikast girişimden sonra Nazım Bey sinmiş, İttihatçılar üzerine yaptığı baskıyı kaldırmıştı.

İhtilal ve İsyan 1908-1909

Bu bölümde önce Enver Paşa’nın başını çektiği ve başarıya ulaşan 2. Meşrutiyet isyanını, sonra da karşı devrimcilerin bundan bir sene sonra gerçekleştirdiği 31 Mart Vak’asını ve 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini ele aldık.

2. Meşrutiyet’in İlanı – İhtilalin Sebepleri

1908’de İngiltere Kralı ile Rus Çarı, Reval görüşmelerini gerçekleştirmiş, bu görüşmelerin gazetelerde çıkması Selanik merkezli üçüncü orduda bomba etkisi yaratmıştı. Yarım asırdır Osmanlı’nın, Ruslar’a karşı en büyük destekçisi İngiltere olmuştu. Şimdi bu iki devletin anlaşması, Osmanlı topraklarını aralarında pay ettiklerini, yani kördüğüme dönen şark meselesini çözdüklerini gösteriyordu.

Zaten açığa çıkmak üzere olan İttihat ve Terakki bu noktada bir ihtilal başlattı. Amaçları Abdülhamit’in meşrutiyeti tekrar ilan etmesi, kanuni esasiyi yani anayasayı tekrar yürürlüğe koymasını sağlamaktı. Çünkü Ruslar ile İngilizler anlaşmıştı. Hasta adamın ölmesi, Osmanlı topraklarının paylaşılması artık an meselesiydi. Kurmay eğitimi almış entellektüel Türk Subayları bunu görüyordu. Osmanlı’nın kurtuluş reçetesi olarak tek çarenin de Meşrutiyeti ilan etmek olduğunu düşünüyorlardı. Bu sayede parçalanmak üzere olan Osmanlı Devleti’ni bir arada tutabileceklerini düşünüyorlardı. İttihatçıların meşrutiyetten beklentileri çok yüksekti.

Bu konu hakkında 9 Madde’de İkinci Meşrutiyetin İlanı isimli yazımızda daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Kaderini Kendi Yazan Adam Enver Paşa Kimdir?

Kaderini Kendi Yazan Adam Enver Paşa

Ben artık bir hiç’im. Kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim. Cesedim bir asi gibi bir kenara atılacak. Ama belki bir gün ruhuma bir Fatiha okuyan bulunur.

Bu not, Enver Binbaşı tarafından İkinci Meşrutiyetin ilan edilmesi için dağlara çıkmadan hemen önce yazılmıştı. Enver Binbaşı defterine bu notu yazdıktan sonra bazı ittihatçı subaylarla eş zamanlı olarak Balkanlar’da dağa çıktı. Köylerde nutuklar atıp, insanları Abdülhamit’e karşı ayaklandırdı. Bölgede beş senedir Bulgar, Sırp ve Rum çetelerine karşı çokça savaşmış olan Enver Binbaşı, cesareti ve azmiyle bölge halkının tanıdığı bir komutandı. Bu işlerini daha da kolaylaştırdı.

Yazdığı not ise o gün değil ama sonrası için kendisini haklı çıkaracaktı. 1922’de Rus mitralyözüne karşı yalın kılıç dört nala koşan Enver Paşa, tam dediği gibi ölecekti. Öldüğünde bir hiç’ti. 7 kurşun yeyip şehit olmuş bu adamın Enver Paşa olacağı Ruslar’ın bile aklına gelmedi. Cesedi bir asi gibi bir kenara atıldı. Bir köylü onu defnedip mezarına baktı. Neredeyse bir asır mezarı gizli kaldı.

O kaderini kendi yazan adamdı.

Şemsi Paşa’ya Suikast

Enver Balkan Dağlarında, Türk köylerinde davasını anlatıp, cemiyete üye toplarken; Osmanlı Hükumeti bölgeye ittihatçıları temizlemesi için Şemsi Paşa’yı gönderdi. Şemsi Paşa sert bir askerdi. Arnavut kökenliydi ve kendisini Arnavut askerlerden oluşan büyük bir birlik koruyordu.

Yakında Enver’in ve diğer ittihatçı subayların peşine dağlara çıkacaktı. İhtilalin, yani 2. Meşrutiyet’in önündeki en büyük engel; o an Şemsi Paşa’ydı. İttihat ve Terakki Cemiyeti Şemsi Paşa’nın dağlara çıkmadan, henüz Manastır’da iken öldürülmesine karar verdi. Görevi yapacak olan fedai Yüzbaşı Atıf Beydi.

Öğle vaktiydi. Şemsi Paşa çarşıda, postaneden çıkmıştı. Büyük ihtimalle Yıldız Sarayından gelen emirleri aldı. Postaneden çıktı ve iki el silah sesi duyuldu. İttihat Terakki’nin fedaisi Yüzbaşı Atıf Bey, Şemsi Paşayı güpegündüz onca askerinin arasında vurmuştu. Sonra da yağan mermilerin arasından ayağından yaralanmış şekilde kaçmayı başarmıştı.

Bu gözü kara ittihatçı fedai, çok sonra Cumhuriyet döneminde de CHP’de milletvekilliği yapacak olan Atıf Kamçıl’dır.

Hürriyet Kahramanı

Şemsi Paşa öldürülmesinden sonra yerine tayin edilen başka bir paşayı daha ittihatçı çeteler dağa kaldırdı. Yıldız Sarayı Balkanlar’dan ne bir haber ne bir telgraf alabiliyordu. Devletin isyanı bastırsın diye gönderdiği paşaları faili meçhul şekilde katlediliyordu. İsyanın başlamasından bir buçuk ay kadar sonra Sultan İkinci Abdülhamit, asi askerleri affedip meşrutiyeti 33 sene sonra ikinci kez ilan etti. Daha doğrusu etmek zorunda kaldı. Enver tren garlarında coşkuyla karşılandı. O ihtilalin görünen yüzü, parlayan yıldızıydı. Gazetelerde resmi, insanların dilinde ismi vardı. O artık Hürriyet Kahramanıydı.

31 Mart Vak’ası ve Abdülhamit’in Tahttan İndirilmesi

Enver, ihtilalden sonra Berlin’e askeri ataşe olarak gitmişti. İhtilalden bir sene sonra İstanbul’da, ittihatçılara muhalif bir gazeteci olan Hasan Fehmi faili meçhul bir şekilde öldürüldü. Herkes Hasan Fehmiyi ittihatçıların öldürdüğünü düşünüyordu. Bunun üzerine başlayan protesto gösterileri, avcı taburlarının ayaklanması ve hareketin başına Derviş Vahdeti adında bir şeyhin geçmesi üzerine büyük bir isyana dönüştü.

Derviş Vahdeti önderliğinde İstanbul’da ayaklanan isyancılar; ikinci kez ilan edilen meşrutiyetin ve tekrar yürürlüğe giren Kanuni Esasinin(anayasa) kaldırılmasını, orduda mektepli subay olmamasını, medreseye gidenlerin eskisi gibi askerlikten muaf tutulmasını istiyorlardı. İstanbul’daki isyanı haber alan İttihatçılar Balkanlar’da Harekat Ordusu adı altında bir kuvvet oluşturup, isyanı bastırmaya gittiler. Harekat ordusunda Mustafa Kemal’de vardı. Enver ise İstanbul yakınlarındayken yetişecekti. 31 Mart Vak’ası olarak anılan bu olay, Selanik’ten gelen harekat ordusu tarafından bastırıldı.

2. Abdülhamit ve Enver Paşa

Bu hain herif(Abdülhamit) istese bir anda her şeyi yapar; memleketi bahtiyar eder; etrafındaki alçakları dağıtır; hem memleket, millet bahtiyar olur, hem kendisi, diyordum. Fakat bu adamın senelerden beri kan içmeye alışmış olduğunu ve insanın itiyadından vazgeçmeyeceğini düşündükçe, şahsına karşı son derece bir adavet ve herhalde bunun vücudunun ortadan kalkmasının en selim bir çare olacağını düşünüyordum. 

Abdülhamit’i devirmek, hatta öldürmek neredeyse her ittihatçının hayaliydi. Enver’de gençken bu hayali kurmuştu. Harbiyede öğrenciyken, bir gece Yıldız Sarayına götürüldüğü zaman ot yastıkta bunları düşünmüştü. Abdülhamit’in vücudunun ortadan kalkması, yani öldürmek…

2. Abdülhamit zamanında devlet çöküyordu. Enver bunu görüyor ve sebebinin 2. Abdülhamit olduğunu düşünüyordu. 1878’de kurulan Duyun-i Umumiye yabancı güçlerin kontrolünde Osmanlı ülkesinden vergi topluyor, kendi jandarma teşkilatını kuruyordu. 1896’da Osmanlı Bankası basılıyor, Ermeni Teröristler ellerini kollarını sallayarak dış güçlerin koruması altında çıkıp gidiyorlardı. Kapitülasyonlar hem ekonomik hem siyasi olmaya başlamıştı. Ve en son 1906’da Rus Elçisinin öldürülmesi ile devlet Rusları sakinleştirmek için kendi askerlerini idam ediyordu.

1908 İhtilali başarıya ulaşmış, 2. Meşrutiyet ilan edilmişti. Lakin isyan son bulsun diye meşrutiyeti ilan eden 2. Abdülhamit’ti. Abdülhamit ve ona bağlı devlet adamları hala görevinin başındaydı ve ilk seferinde olduğu gibi meşrutiyet bir zaman sonra tekrar yürürlükten kaldırılabilirdi. İttihatçılar işi yarım bıraktıklarının farkındaydılar. Onlara Abdülhamit’i tahttan indirme fırsatını 31 Mart Vak’ası verdi. Meclis bir heyet gönderip Abdülhamit’i hal etti.

Savaşlar

Aslında Enver Paşa’nın savaşı hiç bitmedi. Balkanlar’da eşkıya kovalamakla başlayan Enver Paşa, Trablusgarp’ta İtalyanlar’a karşı eşkıya gibi savaştı. Balkan Savaşının çıkması üzerine tekrar anayurda döndü. Sonra da 4 senelik Osmanlı’nın sonunu getiren o hazin Birinci Dünya Savaşında başkomutanlık yaptı.

Bu bölümde Trablusgarb, Balkan ve 1. Dünya Savaşı anlatılacaktır.

1911 Trablusgarb Savaşı

Trablusgarp Savaşında Mustafa Kemal ve Enver
Trablusgarp Savaşında Mustafa Kemal ve Enver..

1911’de İtalya’nın Trablusgarb’a saldırısı, Osmanlı için sonun başlangıcıydı. Osmanlı donanmasının zayıf oluşu, denizden Trablusgarb’a kuvvet göndermeyi engelliyor, karadan ise yol İngiliz hakimiyetindeki Mısır’dan geçiyordu. Enver, İttihat ve Terakki’nin Merkezi Umumiyesi yani karar alma merkezindeydi. Onun çabasıyla gönüllü subayların Mısır üzerinden gizli kimliklerle Trablus’a geçip, orada yerel kuvvetleri örgütleyip, İtalyan işgaline karşı koyulması kararı alındı. Enver gönüllü olarak, Trablus’ta bu birliklerin başındaki komutan olacaktı.

Halı tüccarı kılığına girip Hamdi adını alan Enver, Trablusgarb’a tren, gemi, deve gibi her türlü vasıta aracını kullanarak uzun bir yolculuk sonucunda gitti. Burada idareyi eline alan Enver, İtalyanlar’a karşı çok başarılı oldu. Öyle ki İtalya bir ara başına ödül bile koydu. Enver’in ve Mustafa Kemal gibi diğer subayların adını duyurduğu, kendini ispatladığı bu savaş, bir sene sonra 1912’de Balkan Savaşlarının başlamasına kadar sürdü.

Trablusgarb Savaşı hakkındaki yazımız için buraya tıklayın.

1912-1913 Balkan Savaşları

Balkan Devletlerinin 1912 Kasım’ında Osmanlı’ya saldırısı üzerine 1. Balkan Savaşı başladı. Enver bu sırada Trablusgarb’taydı. Orada bir ay daha kalıp direniş hareketini sağlam temeller üzerine oturtmaya çalıştı. Trablusgarb’ta İtalyanlar’a karşı direniş sekiz sene daha devam etti.

Enver İstanbul’a döndüğünde 1. Balkan Savaşının kaybedilmiş olduğunu görecekti. Edirne ve batısı işgal altındaydı. Bulgar ordusu Çatalca’da durdurulmuş, İstanbul’u tehdit etmekteydi. Sadrazam Kamil Paşa liderliğindeki Osmanlı Hükumeti, Bulgarlar’dan barış isteğinde bulunmuştu.

Osmanlı sadrazamı Kamil Paşa, Babıali’de şurayı toplamış, Edirne’nin Bulgarlara verilmesini onaylayan teklifin müsvettesini hazırlarken, Enver öğle vakti birkaç kişiyle Babıaliyi bastı, darbe yaptı. Sadrazam’dan istifa dilekçesini alıp, Sultan Reşad’a bizzat kendisi götürdü. Sadrazamın Mahmut Şevket Paşa olmasını sağladı. Mahmut Şevket Paşa ise beş ay kadar sonra suikast sonucu hayatını kaybedecekti.

Balkan Savaşları hakkındaki yazımız için burayı tıklayın.

Edirne Fatihi

Enver’in, yani İttihat ve Terakki’nin yaptığı darbenin halk tarafından meşru karşılanması Edirne’yi Bulgarlar’a vermemek üzerineydi. Ama başında Enver’in olduğu iki kolorduyla Bulgarlar’ı sıkıştırıp  Edirne’yi geri alma harekatı başarısızlıkla sonuçlandı. Kolorduların birinin başında Enver, diğerinde ise Mustafa Kemal ve Fethi Beyler vardı.

İttihatçıların koltuğunun sallantıda olduğu böyle bir dönemde İkinci Balkan Savaşı çıktı. Bulgarların Birinci Balkan Savaşından çok güçlü olarak çıkması sebebiyle, diğer Balkan Devletleri, Bulgarlar’a karşı savaş açtılar. Osmanlı Devleti bu durumdan faydalandı. İkinci Balkan Savaşı’nda, Bulgarlar’ın Edirne’yi savunacak fazla bir asker bırakmaması üzerine Enver Paşa’nın başını çektiği ordu Edirne’yi fethetti. Böylece halkın arasında hürriyet kahramanından sonra bir de Edirne Fatihi olarak ünlendi.

Edirne Fatihi Enver Paşa, bundan sonra İttihat ve Terakki’nin hükumeti ele geçirmesiyle hızla komuta kademesinde yükseldi. Artık Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) ve Başkumandan Vekiliydi (Genel Kurmay Başkanı). Başkumandan padişah olduğu ve sembolik bir görevi olduğu için, Osmanlı Devletinde genelkurmay başkanı olarak askeriyenin lideri Enver Paşa olmuştu.

1913’ten sonra Osmanlı’yı artık İttihat ve Terakki yönetti. Bu döneme Talat, Cemal ve Enver Paşa’yıkastederek üç paşalar dönemi de denir.

İngiliz Donanma Bakanı Winston Churchill, The Word Crisis adlı kitabının 375. sayfasında Edirne’nin fethi sonrasında Enver Paşa için şöyle yazmıştır:

Enver yetişme olarak Alman, ama kalben Türk bir teğmen… İtalyanlar Libyayı aldıklarında Trablus’ta çölde savaştı. Balkanlı müttefikler Çatalca’ya geldiklerinde ümitsizliğe düşmedi ve Başbakan Asquith’in 1912’de; Edirne bir daha asla Türkiye’ye ait olamayacak, demesinden bir ay sonra Edirne’ye girdi ve Edirne bugün bir Türk şehridir.

Sonun Başlangıcı: Birinci Dünya Savaşı

Bu bölümde Osmanlı Devletinin yıkılmasına sebep olan Birinci Dünya Savaşını, çok tartışılan savaşa girme kararını, Enver Paşa’nın bu kararı tek başına mı verdiğini, Birinci Dünya Savaşı’na girmenin sebeplerini, Sarıkamış Harekatını, savaşın sonucunu ve İttihatçıların memleketi terk etmelerini ele aldık.

Osmanlı Ordusu Değişiyor

Balkan Savaşlarında hezimete uğrayan Osmanlı Ordusunda bir değişim gerekiyordu. Bu değişikliği 1914’ün başında başkumandan vekili olacak Enver sağlayacaktı. Öncelikle orduda büyük bir tasfiye hareketine girişildi. Yaşlı kadrolar emekli edildi. Genç subaylar, orduda kilit yerlere getirildi. Osmanlı ordusu içinde yıllardır süren mektepli-alaylı ayrımı, alaylıların tasfiyesiyle sonuçlandı. Fransız tipi ordudan, Enver Paşa’nın Berlin Ataşemiliterliği sırasında etkilendiği Alman tipi orduya geçildi.

Ordudaki değişim hareketi belki de en çok Türkiye Cumhuriyetinin kaderini etkiledi. Cumhuriyeti kuran kadrolar genç askerlerdi. Bu askerlere önemli görevler verilmesi 1913 ve 1914’de Enver Paşa’nın yaptığı reformlarla oldu. Osmanlı ordusu bu bir senelik reform sürecinden çok daha kuvvetli bir orduyla çıkacaktı. Bunun kanıtı da Balkan Savaşlarında küçük devletlere yenilen ordunun, 1. Dünya Savaşında Büyük Devletlere karşı verdiği mücadele olmuştur.

Osmanlı Devletini Birinci Dünya Savaşı’na Enver Paşa mı Soktu?

Bu konu hakkında İlber Ortaylı’nın bir televizyon programında dediklerini buraya not etmek istiyorum:

Savaşa girme kararı Merkezi Umumi kararıdır, tek başına Enver’in değildir. Devlet geleneği denen şey Enver’in tek başına karar almasına izin vermez. Merkezi Umumi’de Talat, Cemal, Enver, Rahmi, (Ziya) Gökalp gibiler vardır…

Osmanlı Devletini 1. Dünya Savaşı’na başta Enver Paşa ve ittihatçı kabine hep birlikte soktular. Bazı anlamsız analizler yapılarak Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin sebebini Enver Paşa’nın Alman hayranlığına yorumlayanlar var. Oysa Osmanlı Devleti ilk başta İngiltere ve Fransa ile ittifak yapmak istedi. Bunun sebebi çok açıktı. Osmanlı son yüzyılında en büyük tehdidi hep Rusya’dan almıştı. Meşhur sıcak denizlere inme politikası, Osmanlı’nın başkentine, İstanbul’a Rusların sahip olması demekti. Bu tehlikeyi son yüzyılda durduran İngiliz desteği olmuştu. Ama şimdi Rusya ve İngiltere aynı ittifakın parçasıydılar. Eğer Osmanlı bu ittifaka giremezse, Ruslara karşı en büyük destekçisini kaybedecekti.

Öyle de oldu. Gerek İngiltere, gerek Fransa nezdinde ittifaka girme çabası işe yaramadı. Zaten yaramaması da normaldi. Çünkü Rusya, karşılığında boğazları isteyerek Almanlara karşı İngiliz-Fransız ortaklığına girmeyi kabul etmişti. İngiltere için iki tercih vardı. Ya Balkan Savaşlarında aczinin ayyuka çıktığı Osmanlı ile ya da Almanya’nın doğusundaki büyük devlet Rusya ile ittifak yapacaktı. Kolay bir tercihti. Rusyayı seçti.

Peki Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na Neden Girdi?

Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na Neden Girdi?

Şimdi Osmanlı Devleti için, yani Osmanlı Devletinin kaderini elinde tutanlar için iki seçenek kalıyordu. Ya Almanların yanında savaşa girecekler, yada savaşa girmeyeceklerdi. Onlar savaşa girmeyi tercih ettiler. Bu İttihat Terakki Merkezi Umumisinde hep birlikte alınan bir karardı. Ve daha çok toprak kazanma isteği, Alman hayranlığı yada duygusal başka bir sebebe dayanmıyordu. Sebebi açıktı:

Osmanlı’nın son yüzyıldır kullandığı denge politikası çökmüştü. İngiltere ile Rusya, ortak Alman tehdidine karşı birleştiler. Oysa Rusya’ya karşı, İngiltere’nin desteği Osmanlı Devletini ayakta tutuyordu. Eğer bu savaşta Almanlar yenilirse, sıra Osmanlı’ya gelecekti. İşte en açık sebebi buydu. Eğer Almanlar yenilirse, şark meselesi çözülecek, Osmanlı paylaşılacaktı.

Oysa savaşı Almanların kazanması halinde Osmanlı’ya bir zararı olmayacaktı. Çünkü Almanlar hiçbir Müslüman toprağına sahip değillerdi. Eğer kazanırlarsa Osmanlı kaybettiği toprakları bile fazla bir çabaya gerek duymadan geri alabilirdi. O yüzden Almanların bu savaşı kazanması gerekiyordu. İttihatçı hükumet ve Enver Paşa siyasal analizini bu şekilde yaptı ve kendini savaşa girmek zorunda hissetti.

Sarıkamış Harekatı

Enver Paşa tarihte özellikle iki konuda çok eleştirilir. İlki Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokmasıdır. İkincisi ise Sarıkamış Harekatı’dır. Sarıkamış Harekat Planı bizzat Enver Paşa tarafından onaylanmıştır. Ve Sarıkamış Osmanlı Ordusu için büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Resmi ismiyle Sarıkamış İhata ve İmha Savaş Planı cüretkardır, ama aptalca değildir. Hafız Hakkı Paşa’nın hiç planda olmamasına rağmen bir Rus Tugayını kovalaması ve yolu uzatıp Allahuekber Dağlarından geçmesi, Sarıkamış’taki başarısızlığın temel sebebi olmuştur.

Enver Paşa Kimdir? Detaylı Şekilde anlatmaya çalıştık (devamı gelicek), Sarıkamış tarihimizin tozlu, karanlıkta kalmış bir sayfasıdır. Bu uzun bir konudur ve bu konuyu harekat planlarının haritalarıyla detaylı bir şekilde aşağıdaki yazımızda anlattık.

Sarıkamış Harekatını haritalı olarak anlattığımız yazımız için buraya tıklayın.

Lakin şu kadarını söylemeden geçmeyelim. 1915 Sarıkamış Harekatında bilindiği gibi 90 bin askerimiz kurşun atmadan, donarak şehit olmamıştır. Bu bilgi halk arasında yayılan bir dedikodudur. Açıkçası zaiyat sayısı hakkında net bir bilgi yoktur. Şehitler, kaybolanlar, kaçaklar ve donarak ölenler hakkında toplamda 30 binden 90 bine kadar rakamlar söylenmektedir. Ayrıca 30 bin civarında da Rus zaiyatı vardır.

Enver Paşa Kimdir? devamı gelecek…

İlber Ortaylı’nın Enver Paşa İle İlgili Yazısı