Farabi Kimdir? Devlet ve Erdemli Şehir Düşünceler

Farabi Kimdir?

Farabi; 870 veya 872 yılında, bazı kaynaklara göre Büyük Horasan’daki Faryab’ta, bazı kaynaklara göreyse bugünkü Kazakistan sınırları içerisinde Seyhun ırmağının kıyısında bulunan Farab şehrinde doğmuştur. İsminin Farabi olması, doğduğu yer ile alakalıdır.
Etnik kökeninin Türk mü, Fars mı olduğu yine tartışma konusudur. Kitaplarını ise ne Türkçe ne Farsça yazmıştır. O zamanın bilim dili olan Arapçayı kullanmıştır. Hatta kullandığı kavramlarla Arapça’nın bir felsefe dili haline gelmesine yardımcı olmuştur.

Farabi’nin önce Bağdat’ta eğitim aldığı bilinmektedir. Ardından da o zamanın Orta Doğu’sunun metropol şehirleri olan Halep’e ve Şam’a gitmiştir. Gezilerini başka alimler ile konuşmak, tanışmak ve tartışmak için yapmıştır.

Farabi’nin yüzden fazla eseri olduğu bilinmektedir. Eserlerinde, en çok kendisinin muallimi evvel, yani birinci öğretmen diye adlandırdığı Aristotales’ten etkilenmiştir. Hatta ilk yedi kitabı Aristo ve diğer antik yunan filozoflarının kitaplarının şerhidir. Daha sonra gelecek olanlar da Farabi’ye muallimi sani, yani ikinci öğretmen demişlerdir.

Farabi, 950 yılında Şam’da vefat etmiştir. Mezarı da orada bulunmaktadır.

Farabinin resmi Kazakistan Parası ve İran Posta pulunda

Farabi’nin Devlet-Politika-Siyaset ile İlgili Fikirleri

Her varlık son olgunluğunu elde etmek için yaratılmıştır ve varlık düzeninde kendine has olan yere uygun başarı gösterebilecek durumdadır. Bu olgunluktan insana ayrılana en üstün mutluluk denir ve bu her insana, insanlık düzenindeki yerine göre kendisine özgü olan en yüksek mutluluktur.

Farabi etkilendiği Antik Yunan filozofları gibi mutluluğu aramakta yada insanların amacının mutluluğu elde etmek olmasını savunmaktadır. Ancak  gerçek mutluluk ile mutluluk verdiğini sandığımız şeylerin birbirinden farklı olduğunu söyler.

Farabi’nin devlet-toplum hakkındaki görüşlerini ise insanın yüce mutluluğa ulaşabilmesi için yaşaması gereken yer olan şehri, yani erdemli şehri anlattığı fikirlerinden anlarız.

Aristotales; insan sosyal bir hayvandır der. Farabi de aynı şekilde insanı ancak toplum içinde yaşayabilen bir canlı olarak ele alır. İnsanların bir araya gelerek toplum halinde yaşamalarındaki amaç sadece maddi ihtiyaçların karşılanmasına yönelik değildir. Toplum halinde yaşamada, insanların olgunlaşması, yani kemal’e ermesi ve yüce mutluluğa ulaşması gibi bir amaç da vardır. Farabi’ye göre insan tek başına mutluluğa ulaşamaz.

Farabi, toplumun unsurlarını bedenin organlarına benzetir. Fakat bunlar arasında fark olduğunu belirtir. Nasıl ki vücudun sağlıklı işlemesi için bütün organlar birbirleriyle yardımlaşıyor ise, toplum içindeki gruplarında birbirleriyle yardımlaşması gerekir.

Anlaşmazlık, arzuların ve amaçların farklılığından ortaya çıkar. Anlaşmazlığın olmaması için, tüm toplumun arzularının ve amaçlarının erdem üzerine toplanması gerekir. Bu şekilde erdemli bir toplumda insanlar yüce mutluluğa erişebilir. Ama bunun için erdemin ne olduğunu herkesin bilmesi gerekmektedir. Bunu öğretecek olan da en başta toplumun reisi, lideri, başkanıdır.

Farabi’nin Erdemli Şehrini Oluşturacak Başkanı

Farabi’nin üzerinde en çok durduğu konulardan biri de erdemli bir şehrin başkanının nasıl olması gerektiğidir.

Farabi bir filozoftur ve her şeyi neden sonuç ilişkisiyle açıklamaktadır. Bir şehir varsa, o şehri oluşturacak bir neden de olmalıdır. Farabi, erdemli şehri oluşturacak nedeni, ilk lider yada ilk başkan olarak görür. Erdemli şehri oluşturacak olan ilk başkandır.

Başkan olacak olan insan ise bir takım özelliklere ve yeteneklere sahip olmalıdır. Bunların bazısı doğuştan gelen yetenekler, bazısı ise sonradan eğitimle kazanılan bilgidir. Bundan sonra Farabi bu başkanın nasıl özelliklere sahip olması gerektiğini 12 madde de toparlar:

1. Başkan olacak kişinin organları tam olmalı, sağlık yönünden kusuru olmamalıdır.

2. Kendisine söylenenleri anlayabilecek zekaya sahip olmalı, muhatabının maksadını iyi anlamalıdır.

3. Güçlü bir hafızası olmalıdır. Hemen hemen hiçbir şeyi unutmamalıdır.

4. Uyanık ve zeki olmalı, en ufak bir delilden meseleyi çözecek ipucunu yakalayabilmelidir.

5. Söylediklerini iyi ifade edebilmeli, güzel konuşma kabiliyetine sahip olmalıdır.

6. Bilgi edinmeyi, öğrenmeyi sevmelidir.

7. Tabiatı gereği doğru olmalı, doğru insanları sevmelidir.

8. Tabiatı gereği yeme-içme ve cinsel zevklerin peşinde koşmamalı, kumardan uzak durmalı, bu tür şeylerin vereceği zevklerden nefret etmelidir.

9. Yüksek ruhlu, geniş kalpli olmalı, yüceliği, ululuğu sevmelidir.

10. Altın, gümüş, para gibi dünyevi amaçlar onun için değersiz olmalıdır.

11. Adil olmalı, adil olmayandan, baskı ve zulüm yapandan nefret etmelidir. Aynı zamanda insaflı ve şefkatli olmalıdır.

12. Yapılmasını gerekli gördüğü şeyler hakkında kararlı olmalı, korku ve zaaf göstermeden o şeyi yapabilmelidir.

Böylece Farabi kusursuz bir başkan profili çizer. Başkan olan kişi faal akılla temas kurabilen biri olmalıdır.

Farabi’nin Erdemli Şehri ve Erdemsiz Şehirler Sıralaması

Farabi bir ideal, bir ölçü olarak erdemli şehrin nasıl olması gerektiğini anlatır. Bunun karşısında da erdemsiz şehir vardır. Erdemsiz şehri; sapık, değişebilen, fasık ve cahil şehir olarak dörde ayıran Farabi, cahil şehri de kendi içinde altıya ayırdı.

Farabi'nin Erdemli Şehri ve Erdemsiz Şehirler SıralamasıFarabi’nin Din Anlayışı – Filozofluk ve Müslümanlık

Farabi, kendisini Aristotales’in öğrencisi olarak görüyordu. O bir filozoftu. Ama aynı zamanda bir müslüman. İslam ile Antik Yunan felsefesini birbiriyle bağdaştırmaya çalıştı. Ortaya yeni bir düşünce çıktı ve bu düşünce bazı islam alimlerinin Farabi’yi kafir ilan etmesine kadar vardı.

Aristotales, tanrıya inanıyordu. Ama onun inandığı tanrı, yani felsefenin tanrısı konuşmazdı. Karar vermez yada karar değiştirmezdi. Bir zatı yoktu. Felsefenin tanrısı, ilk ilke’ydi. Her şeyin nedenini arayan felsefeci, ilk neden olarak yaratıcıyı görmüştü.

Aristo’nun önünde bir Kuran veya başka bir kutsal kitap yoktu. O tamamen kendi aklıyla Tanrıyı bulmuştu. Farabi’de hocası olarak gördüğü Aristo’nun akıl ile yaratıcıyı bulduğunu, yada onunla temas ettiğini söylüyordu.

Yaratıcı ile Temas – Farabi’de Vahiy Meselesi

Farabi, Allah’ı faal akıl olarak görüyordu. O saf akıl, saf iyilikti. İnsanların akıl edebilmesinin sebebi, doğumlarında, faal akılla temas etmeleriydi. Yani her insan doğarken vahiy alıyordu. Ve Farabi’ye göre insanlar, faal akılla, yani Allah’la doğduktan sonra da temas edebilirdi. Bu temas ise iki şekilde olabilirdi.

1. Birincisi filozofların düşüne düşüne, soyutlaya soyutlaya faal akıla ulaşması ve hakikati düşündükleri ilkeler bazında elde etmeleriydi.

2. İkincisi ise muhayyile ile, yani tasvir edebilme yeteneğiyle vahiy alabilmeleri idi. Muhayyile ile vahiy almak ise peygamberlerin yaptığıydı.

Her ikisini de yapana ise filozof-peygamber diyordu ki, Farabi için bu en kamil insan oluyordu.

Farabi, muhayyile ile vahiy almayı, peygamberlerin Cebrail ile -ki Cebrail’de bir ilke, bir akıl’dı- kurdukları temas sonucu, zihinlerinde canlanan şey olarak görüyordu. Peygamberler kendi muhayyile yeteneklerince faal akıl’dan hakikati aldılar. Bu peygamberlerden en yetenekli olanı da son peygamberdi. Çünkü o hakikatin tamamını aldı ve bir daha peygambere gerek kalmadı.

Farabi Sözleri – Vikisöz

Devlet Nedir? – Devletin Kökenine Dair 6 Teori