Enver Paşa Nasıl Öldü? – Kaderini Kendi Yazan Adam

Enver Paşa

Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’ya kaderini kendi yazan adam derken ne kadar da haklıdır. Çünkü kader ve tarih, biraz geç olsa da tam da Enver Paşa’nın 1908’de Meşrutiyet için yola çıkarken dediği gibi işlemiştir. Enver Paşa nasıl öldü sorusuna cevap vermeden önce onun Osmanlı topraklarında bir yıldız gibi yükselen ve parlayan hikayesine bir bakalım.

1876’da Osmanlı Devletinde başında Mithat Paşa’nın bulunduğu bir darbeyle Sultan Abdülaziz tahttan indirildi. Osmanlı topraklarında Meşrutiyet ilan edildi. İlk defa Meclis açıldı. Her yerde hürriyet nutukları atıldı. Enver henüz doğmamıştı, ancak Enver’i yetiştirecek fikir burada doğmuştu. Lakin bu özgürlük havası çok uzun sürmeyecekti. Abdülaziz’in yerine tahta geçen meşhur Sultan İkinci Abdülhamit bir iki sene içinde Meclisi Mebusanı kapattı. Tüm iktidarı kendinde topladı. Bunun için 1877’deki Osmanlı-Rus Savaşını(93 Harbini) belki de haklı bir şekilde bahane etmişti. Ancak 33 senelik iktidarında Meclis’i tekrar açmayı hiç düşünmedi. Ta ki Abdülhamit’e bunu zorlayacak Enver, Resneli Niyazi gibi bir grup rütbeli askerin isyan bayrağı açıp dağlara çıkmasına kadar…

Ben artık bir hiç’im, kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim, cesedim bir asi gibi bir köşeye atılacak, ama belki bir gün ruhuma bir fatiha okuyan bulunur.

O gün için binbaşı olan Enver Paşa, İkinci Meşrutiyeti ilan ettirmek için dağlara çıkarken evden çıktığında defterine böyle yazmıştı. Balkan Dağlarında Bulgar Çeteleriyle yaptığı mücadeleden ötürü orduda nam yapan Enver Binbaşı zaten kaç defa eşkıyaların elinden ölümden dönmüştü. Artık ölecekse de, bir eşkıya kurşunundan daha büyük bir sebep yüzünden ölmeliydi. Meşrutiyet için, hürriyet için ölmeliydi.

Bir buçuk ay süren ihtilal; fedailerle, suikastlerle, canını ortaya koyanlar sayesinde başarılı oldu. Enver Binbaşı ölmedi. Bir hiç’de olmadı. Tersine önce Hürriyet Kahramanı oldu. Meşrutiyet yeniden ilan edildi. Bir kahramanın ışığı belirdi viran Osmanlı topraklarında. Sonra da savaşlarla geçen bir ömür… Önce Trablusgarp’ta İtalyanlar’a karşı kahramanca bir direniş, ardından Balkan Savaşları… Bu sefer gazetelerde Edirne Kahramanı Enver Paşa… Birinci Dünya Savaşında karşı konulamaz kaderin gelip çatması… Bir imparatorluğun Enver Paşa’nın ellerinde parçalanıp yıkılması…

Yine de pes etmedi Enver Paşa. Kafasına beylik silahını dayayıp bir kurşun sıkmadı. Artık Anadolu’da hiçbir şey yapamayacağını ve Anadolu’da kaldığı her yere bela getireceğini bildiğinden Türkistan’a gitti. Orada Ruslar’a karşı hürriyet mücadelesi veren Türklere katıldı. Fakirlik, açlık, soğuk, dost bildikleri tarafından esir edilme… Türkistan’da da başına gelmeyen kalmadı Enver Paşa’nın.

Berlin’de çok sevdiği, her gün uzun uzun mektuplar yazdığı karısı, çocukları beklemekteydi. Ama Enver Paşa aksiyon adamıydı. O evinde oturup, yatağında ölecek insanlardan değildi. Öyle de oldu.

Enver Paşa Nasıl Öldü?

1917’deki ihtilalden sonra Rusya’da iç savaş çıkmış ve Bolşevikler savaşı kazanmıştı. Rusya’da Çarlık yıkılarak Bolşeviklerin Sovyet Hükumeti kurulmuştu. Artık sıra isyancılara gelmişti. Rus Ordusu basmacı harekatı denilen Türkistan topraklarındaki isyanı bastırmak üzereydi. Paşa’nın aklında ne vardı bilinmez ama istikameti Afganistan’a doğruydu.

Bir kurban bayramı sabahıydı. Pamir dağlarında bir köydeydi Enver Paşa. Bayram Namazı kılındıktan sonra Pamir Dağının Çegan tepesinden silah sesleri duyuldu. Ruslar baskın vermişlerdi. Hemen atına atladı Paşa. Arkasında 20-25 atlı vardı. Kimse yetişemedi ona. En önde gidiyordu. Elinde kılıcı ile Rus mitralyözünün üzerine dörtnala sürdü atını.

Tam yedi kurşun yemişti. Atından sol tarafa doğru düştü ve orada şehit oldu. Ruslar ölenin Enver Paşa olduğunu tahmin bile edememişlerdi. Elbiselerindeki evrakı Moskova’ya gönderince anladılar. Cesedini almaya geri dönseler de, bir çoban Enver Paşa’nın cesedini çoktan bulmuş, tanımış ve cesedi evinin bahçesine gömmüş, gizlemişti. Paşa’nın mezarına 74 sene boyunca bu çobanın ailesi tarafından bakıldı. 1996 yılında Süleyman Demirel’in teşebbüsü ile Enver Paşa’nın cesedi tekrar ana vatan topraklarına döndü.

Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’ya kaderini kendi yazan adam derken ne kadar da haklıdır. Çünkü kader biraz geç olsa da tam da Enver Paşa’nın 1908’de Meşrutiyet için yola çıkarken dediği gibi işlemiştir.

Ben artık bir hiç’im, kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim, cesedim bir asi gibi bir köşeye atılacak, ama belki bir gün ruhuma bir fatiha okuyan bulunur.

Enver Paşa’nın hayatını kronolojik olarak çok daha uzun bir şekilde anlattığımız  Enver Paşa Kimdir? – Bir Kahramanın Biyografisi yazısı için tıklayabilirsiniz.

Enver Paşa’nın 1916’daki Meclisi Mebusan konuşmalarının tutanakları için buraya tıklayabilirsiniz.