Kaderini Kendi Yazan Adam: Enver Paşa

Ben artık bir hiç’im, kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim, cesedim bir asi gibi bir köşeye atılacak, ama belki bir gün ruhuma bir fatiha okuyan bulunur.

Böyle söylemişti Enver Paşa. Ta 1908’de… İkinci Meşrutiyeti ilan ettirmek için dağlara çıkarken… Zaten kaç defa eşkıyaların elinden ölümden dönmüştü. Artık ölecekse de, bir eşkıya kurşunundan daha büyük bir sebep yüzünden ölmeliydi. Meşrutiyet için, hürriyet için ölmeliydi. O gün evden çıktığında böyle yazmıştı kağıdına Paşa: Ben artık bir hiç’im, kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim…

Lakin bir buçuk ay süren ihtilal, fedailerle, suikastlerle, canını ortaya koyanlar sayesinde başarılı oldu. Enver Binbaşı ölmedi. Bir hiç’de olmadı. Tersine önce Hürriyet Kahramanı oldu. Meşrutiyet yeniden ilan edildi. Bir kahramanın ışığı belirdi, viran Osmanlı topraklarında…

Sonra savaşlarla geçen bir ömür… Önce Trablusgarp’ta İtalyanlar’a karşı kahramanca bir direniş… Ardından Balkan savaşları… Bu sefer gazetelerde Edirne Kahramanı Enver Paşa… Ve Birinci Dünya Savaşında karşı konulamaz kaderin gelip çatması… Bir imparatorluğun Enver Paşa’nın ellerinde yıkılması…

Yine de pes etmez Paşa. Kafasına silahını dayayıp bir kurşun sıkmaz. Artık Anadolu’da hiçbir şey yapamayacağını ve Anadolu’da kaldığı her yere bela getireceğini bildiğinden Türkistan’a gider. Orada Ruslar’a karşı hürriyet mücadelesi veren Türklere katılır. Fakirlik, açlık, soğuk, dost bildikleri tarafından esir edilme… Türkistan’da da başına gelmeyen kalmaz Enver Paşa’nın.

Berlin’de çok sevdiği, her gün uzun uzun mektuplar yazdığı karısı, çocukları beklemektedir. Ama Enver Paşa aksiyon adamıdır. O evinde oturup, yatağında ölecek insanlardan değildir. Öyle de olur.

Bir kurban bayramı sabahıdır. Pamir dağlarında bir köydedir Paşa. Namaz kılındıktan sonra Çegan tepesinden silah sesleri duyulur. Ruslar baskın vermişlerdir. Hemen atına atlar Paşa. Arkasında 20-25 atlı vardır. Kimse yetişemez ona. Elinde kılıcı Rus mitralyözünün üzerine dörtnala sürer atını.

Tam yedi kurşun yemiştir. Atından düşer ve orada şehit olur. Ruslar ölenin Enver Paşa olduğunu tahmin bile edemezler. Elbiselerindeki evrakı Moskova’ya gönderince anlarlar. Ruslar Enver Paşa’nın cesedini almaya geri dönseler de, bir çoban Enver Paşa’nın cesedini çoktan bulmuş, tanımış ve cesedini alıp evinin bahçesine gömmüştür. Paşa’nın mezarına 74 sene boyunca bu çobanın ailesi tarafından bakılmıştır. 1996 yılında Süleyman Demirel’in teşebbüsü ile Enver Paşa’nın cesedi tekrar anavatan topraklarına dönmüştür.

Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’ya kaderini kendi yazan adam derken ne kadar da haklıdır. Çünkü kader tam da Enver Paşa’nın 1908’de Meşrutiyet için yola çıkarken dediği gibi işlemiştir.

Ben artık bir hiç’im, kim bilir nerede ve hangi kurşunla öleceğim, cesedim bir asi gibi bir köşeye atılacak, ama belki bir gün ruhuma bir fatiha okuyan bulunur.