Kaygı ve Sonuçları – Kaygıların Hayatımıza Etkisi

Hayatımızı korku, kaygı, çıkmazlar, pişmanlıklar ve bunların akabinde umutsuzluk sarmış durumda. Haliyle, bir noktadan sonra, elimizi attığımız her şeyin altında bir çapanoğlu aramaya başlıyor insan. Çünkü hayat bize, çocukluğumuzdan beri istikrarlı bir şekilde, ” ünlem ” işaretinin ne anlama geldiğini anlatmak için uygulamalı eğitim veriyor.

Kaygının Şekillenmesi

Çocukken, büyüklerimiz yapmamızı istemedikleri bir şey olduğunda, genellikle korkutma ve pişmanlık hissi yaratan ifadeler ile vazgeçirmeye çalıştıklarından, tüm okul hayatının başından sonuna kadar kesintisiz bir şekilde, okul, çevre, aile kısacası her kesimde eğitimin, hayatı daha iyi anlamaktan ziyade iş odaklı olması ve istenilen düzeyde olunmazsa hayatın ızdıraplar içinde geçeceği düşüncesi, tabiri caizse öğrencinin yüzüne yüzüne vuruluyor.

Sadece bu kadar olsa bir noktaya kadar kabul edilebilir. Fakat bundan sonrası daha karanlık ve sıkıntılı. Artık,   hayata adapte olamaya çalışan dostumuz daha sert gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmaya başlar.

Hayata bitmek bilmez kaygılarla hazırlanan insan, hayatın sert koşullarına daha dayanıklı hale gelebilir. Kaygılara, strese dayanıklı zihinler tabi ki vardır. Peki ya dayanıklı olamayanlar. Tüm ömrünü, hayata karşı daha dayanıklı olan insanların açmış olduğu avantajı kapatmak için harcayarak geçirmek zorunda kalıcaklar. Buna ulaşmak için ise daha fazla kaygıya dalmaları kaçınılmazdır. Bazıları nedenleri bilmezler bile, kaderin veya feleğin oyunu olarak görebilirler hatta inandıkları bir yaratıcı güç varsa ona karşı güvenleri sarsılabilir, hayata karşı inançları ve umutları yerle bir olabilir. İçten içe sığınabilecekleri yerlere ulaşmayı hedefleyip buna güçlerinin olmadığını düşünebilirler. Halbuki sadece sistem rolünü gerektiği gibi oynamış ve tercihini yapmıştır.

Kaygı

Hayatın içinde güçlü olanı seçmiş ve zayıfı sindirmiştir, sistem ve evren kendi yapısını devam ettirmeyi hak eden kişileri ödüllendirmiştir. Diğerleri ise kaygıya talim etmek zorundadır.

Yukarıda yazdığım sistem ve evren hem doğanın ve varlığın kendi işleyişi ile hemde insanların oluşturmuş oldukları sosyal ve siyasal yapı ile oluşan durumdur.

Evren ve Kaygı

Doğa varlığını devam ettirmek için çeşitliliği sağlamak zorunda ve çeşitlilik içinde en çetin şartlara dayanabilecek olanı desteklemek mecburiyetinde. Kaygıya dayanıklı olup olmama durumu sadece yetiştirilme şartları ile ve insanların oluşturmuş olduğu toplumsal yapıyla alakalı değil. İnsanların kendi tercihleri dahilinde olmayan, değiştirilemeyen beyin özelliklerinin rolü büyük.

Bazı insanlar doğanın çeşitliliğinde kaygılı bir karaktere sahip olmaya meyilli olarak doğuyor, birde buna toplumun kaygı odaklı birey yetiştirmeye müsait yapısını eklediğimizde, birey kaygılarla sarılı bir hayat mücadelesinin içinde buluyor kendisini.

Hayatta huzurun, mutluluğun vazgeçilmez olduğunu düşünürüm kaygıların değil.

Yukarıda yazılan deneme, şahsi görüşüm ve yorumumdur. Herhangi bir tavsiye niteliğinde değildir.

Trigeminal Nevralji Nedir? Belirtileri Nelerdir?