KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 1

Derler ki;

Kutsal kadın, genç ve güzel olduğu zamanlarda göklere yükselmiş. Orada Güneş ile tanışmış ve ona aşık olmuş. Güneş ile evlenen kadının erkek bir çocuğu olmuş.

Her üçü de dünyanın üzerindeki Yukarı Dünya da, bulutların ötesinde insan topluluklarından ve sorunlarından çok uzaklarda bulunan bir dünyada yaşamışlar. İnsan toplulukları, bu dünyayı asla göremiyorlar imiş; çünkü bizim dünyamızın tavanı, bu dünyanın dümdüz mavi tabanı imiş.

Bu kadın yine de insan ırkından imiş.

Güneş ile kadının nasıl tanıştığına ilişkin bir sürü öykü vardır; ama çoğunun inandığı öyküye göre;

Güneş Aşık Oluyor

Bir gün Güneş aşağılara bakmış ve bu kadını Washita Nehri’nde yüzerken görmüş. Kadının çok güzel olduğundan Güneş onu hemencecik sudan yukarıya çekivermiş ve alıp evine götürmüş. Bir yıl sonra da küçük bir erkek çocukları doğmuş.

Güneş, annesine giderek;

-Karıma bir tipi çadırı yapar mısın? demiş. Karım, genç bir kadın ve bu yüzden kendine ait bir çadırı olması gerekiyor.

Annesi razı olmuş ve onlara beyaz bir tipi yapmış. Çadırın üstünü de oğlunun savaş zamanlarını anlatan resimlerle donatmış. Bu resimlerin en üstünde oğlunun gücünü simgeleyen amblemini koymuş. Genç çift ve çocukları güzel tipinin  çok mutlu bir yaşam sürüyorlarmış.

Her sabah Güneş uyandığında akşamdan kalan bulutlarla yüzünü yıkar, o yüzünü yıkarken de karısı kahvaltıyı hazırlarmış ve birlikte kahvaltı ederlermiş. Daha sonra da Güneş yayını alarak ok torbasını sırtına asarmış. Böylece ava gitmeye, ailesine yiyecek toplamaya hazır hale gelirmiş.

Bir sabah avdan önce Güneş, karısına:

-Bugün neler yapacaksın? diye sormuş. Karısı:

-Şey, sanırım dışarı çıkarak birkaç kök toplayacağım, demiş. Bugün güzel bir gün. Yaban patatesleri de olgunlaşmışlardır şimdi. Yerleri kazmak için kullandığım sopayı alır gider, birkaç patates toplarım herhalde. Yaban patateslerini özledim çok.

Güneş:

-İyi olur, diyerek razı olmuş. Onlarla beraber pişirmek için biraz geyik eti getirmeye çalışırım. Küçük oğlumuzu da yanında götürecek misin?

-Ah evet, demiş karısı. Küçük oğlum olmadan hiçbir yere gitmek istemem.

Güneş’in Uyarısı

-Bırak da sana yardım etsin artık büyüdü, demiş Güneş. Yalnız unutmaman gereken bir şey var; ona da bunu mutlaka söyle. İkiniz de kesinlikle unutmamalısınız. Eğer tepesi bir yaban sığırı tarafından ısırılmış bir yaban patatesi bulursanız, o patatesi asla kesip çıkarmayın.

-Neden? diye sormuş karısı şaşkın bir sesle.

-Çünkü size uğursuzluk getirir, diye cevap vermiş Güneş. Bütün bildiğim ve bundan dolayı da sizlere söyleyebileceğim bu kadar.

Yayını ve oklarını alarak çıkmış; karısı da sopasını yanına almış. Sonra kadın ve küçük çocuk da çıkmışlar. Çocuk, yürümekten yorulduğunda annesi, çocuğu geyik derisinden yapılma entarisiyle sararak onu omuzlarına almış.

Bu olay, Kızılderililer at kullanmadan çok çok önceki devirlerde olduğundan, yolu yürümek zorunda kalıyorlarmış. Yolculuk yapılırken çocuklarını güvenli bir şekilde götürmek için de sert tahtadan yapılmış beşikler kullanılmasından da çok çok önceymiş. O eski günlerde, bütün anneler, çocuklarını sırtında taşırmış.

Kadın ile küçük çocuğu büyük bir mutluluk ile dolaşmışlar. Oğluna, kazma sopasının nasıl kullanılacağını göstermiş. Akşama doğru bir deri torba dolusu yaban patatesleri olmuş. Eve dönerlerken annesi ile çocuk, Güneş’e rastlamışlar. Güneş, omuzlarına kocaman bir geyik derisinden torba asmış, dünyanın öbür tarafından geliyormuş. O akşam bütün aile iyi bir yemek yemiş.

Ertesi sabah, kahvaltının ardından Güneş:

-Bugün yine yaban patatesleri toplamaya gidecek misiniz? diye sormuş.

Karısı:

-Evet, diye onaylamış. Tam olgunlaştıkları zaman şimdi onların. Kurutup kışa hazırlık için belki biraz patates toplayabilirim.

-İyi olur, demiş kocası. Bir önceki gün gibi. Ama üstü bir yaban sığırı tarafından ısırılmış bir patatesi kazıp çıkarmayacağını da hiçbir zaman aklından çıkarma. Karısı unutmam diye söz vermiş.

O gün, kendisinden kocasının neden üstü bir yaban sığırı tarafından ısırılmış bir yaban patatesini kazıp çıkarmamasına ilişkin söz vermesini istediğini zaman zaman düşünüp durmuş. Sürekli olmasa bile arada sırada bu düşünce, zihnin bir kısmını kurcalıyormuş.

Yaban Sığırının Isırdığı Patates

Kadın, o akşam, kazıp çıkarma işinde oğlu da yardım ettiği için büyük bir patates torbasıyla iki büklüm bir şekilde torbaya asılmış eve dönmek üzere iken, yolun kenarında, önünde bir yaban patatesi bitkisi görmüş. Bu bitkinin üst tarafı ısırılmış gibiymiş. Belki de bir yaban sığırı ısırmıştır diye düşünerek onu almamaya karar vermiş.

Annesi ve küçük oğlu, üçüncü günü, evde yaban patateslerini pişirmek ile meşgulmüşler. Akşam güneş geldiğinde sormuş:

-Bütün kış yetecek kadar patates olmadı mı daha, nedersin?

-Çok patatesimiz var, diye yanıtlamış karısı. Ama bu yıl pek çok patates var, bu yüzden, sanırım iki kez daha toplamaya çıkarım. Eğer bize gelenler olursa onlara da evlerine götürmeleri için kuru patateslerden verebiliriz. Güneş:

-Pekala… demiş. Yalnız dediklerimi aklında tut. Kazıp çıkarılmaması gerekenleri alma da …

Böylece karısı üçüncü kez gitmiş ve koca bir patates yüküyle geri dönmüş. Patatesleri kurutma ve serme işlemi de tam bir gününü almış.

Ertesi gün Güneş, karısına:

-Artık yeterince patatesin var, demiş. Bir sürü gelen gidenimiz de olsa, onlara dağıtıp hediye edecek kadar da var. Karısı:

-Bir kez daha… diyerek yalvarmış. Mevsim çok uzun. Ben de yiyeceğimizin bitmesini istemem. Kocası:

-Peki, öyleyse… diyerek razı olmuş. Yalnız, dediklerimi unutmaman koşuluyla.

Anne ile oğul, çadırlarının yanında yetişmiş olan yaban patateslerinin çoğunu toplamışlar. O gün, çuvallarını doldurabilmek için epeyce yürümek zorunda da kalmışlar. Eve dönerken bile anne, yolda son kalan patates bitkilerine bakmaktan kendini alamıyormuş. Evlerine tam gelecekleri sırada, patates toplamaya çıktığının ikinci günü rastlamış olduğu, bir yaban sığırı tarafından üst kısmı ısırılmış olan aynı patatesi fark etmiş. Kadın durarak bitkiye bakmış:

-Bunu kazıp çıkartacağım, demiş kendi kendine. Biraz da yüksek sesle:

-Bununla torbam da tam dolmuş olacak. Onu kazıp çıkartmaktan da bir zarar gelmeyeceğine eminim. Ne olacak, kocamın aptalca düşüncesi işte…

KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 2

KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 3