KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 2

Böylelikle kadın, küçük oğlunu yere indirerek kazı için kullandığı çubuğuyla yaban patatesini topraktan kanırtıp çıkarmış. Toprakta, çubuğunun bıraktığı yarık yerine neredeyse kendisinin sığacağı bir büyüklükte bir delik açıldığını görmüş. Yarı korkmuş bir halde eğilerek yerdeki deliğin ağzından içeri doğru bakmış. Kadın, aşağıda boylu boyunca uzanıp yayılan dünyayı görmüş. Düzlüklerdeki çimenler yer yer dalgalanıyor; otluklar boyunca uzanıp giden nehir yataklarını ağaçlar izliyormuş.Kadın, Wiçita Dağları’nın kocaman gri kamburlarını ve Sanddle Dağı’ndan akan sıcak su kaynaklarının yanındaki kampı görebiliyormuş. Kamptaki kadınların bir çeşit oyun oynadıklarını bile seçebiliyor imiş.

Bunlar, kendi halkı, kendi Kiowa halkıymış. Bu kamp, yüzmek için dışarı çıktığında, Güneş’in kendisini gördüğü ve aşık olduğu o sabahki kamp olabilirmiş. Kadın bakmış, bakmış… Bakmaktan gözleri yorulmuş; ama tanıdığı hiç kimseyi görememiş kampta.

Kadın Dünyayı Seyretmeye Başlar

Kadın, gökyüzündeki, deliğin yanında uzun bir süre oturup kendi insanlarını seyretmiş ve zaman zaman da onları özlemiyle ağlamış. Küçük çocuk yorulmuş ve artık eve dönmek istiyormuş. Durmadan ağlamaya başlamış.

Sonunda annesi:

-Kes sesini, demiş. Bak, o kazdığım en son patatesi ver bana. Sonra eve döneriz.

O son patatesi yeniden yerine yerleştirmiş ve sonra, Güneş’den önce eve gidebilmek için acele ile eve dönmüşler. O akşam, yemekten sonra, kadın, kocasına:

-Sanıyorum haklısın, demiş. Eve misafirler bile gelse, artık bütün kış yetebilecek kadar patatesimiz var.

-İyi, demiş kocası. Öyleyse ben de geyik yerine yaban sığırı avlamaya başlarım. Sen ve oğlum da et kurutmaya başlarsınız. Karısı:

-O yaban sığırlarının sırt filetolarını da eve getirip bana vermeyi unutma, demiş ona. En lezzetli etlerin altında kalan kirişler oradan çıkıyor. Hepimiz için kışlık makosen yapacağım için, dikişte kullanılacak bir sürü kiriş gerek olacak.

Güneş o günden sonra her gün yaban sığırı avlamaya çıkmış ve her gün, kısa bir süre için bile olsa karısı, evden gizlice kaçıp gökyüzündeki deliğin yanına gidip kendi halkını, insanları seyrediyormuş. Aşağıdaki dünyada sonbahar mevsimi yaşanıyormuş, bundan dolayı orada insanlar avlanıyor, et kurutuyor ve kadınlarda kışlık makosenler dikmek için kiriş hazırlıyorlarmış.

Dünyaya Dönebilmek İçin Uzun Bir Urgan Yapmaya Başlar

Kısa bir süre sonra Güneş’in karısının koca bir yığın kirişi olmuş. Bu yığın çok büyük olduğundan, kirişin büyük bir kısmını yatağın altına, kocasının bulamayacağı bir yere saklamış. Her gün, vaktinin bir kısmını kirişten, sağlam ve uzun bir urgan örmekle geçirmiş. Kirişi örmeye başlamadan önce, onu su ile ıslatıyormuş, böylelikle örgünün kıvrımları birbirine tutkalla yapıştırılmış gibi yapışıyormuş. Kadının ördüğü ip son derece sağlam ve dayanıklıymış.

Ama kadın hala daha, dikiş dikerken kullanabilmek için, daha çok sırt filetosu getirmesi istiyormuş. Önceleri Güneş, pek çok kışlık makosen dikmek istediği için çok kiriş getirmesine karşın, karısının kapı yanında biriktirdiği kurumuş kirişlerin sayısının artmadığını fark etmiş. Güneş merak ediyor, ama ne yaptığını karısına sormuyor imiş. Yalnızca onu izliyormuş.

Gündüz ne olduysa oluyor, akşam Güneş eve geldiği zaman karısı ve çocuğunu tipi çadırın içinde güvende buluyormuş. Karısı da o arada yemek pişiriyormuş.

Güneş, karısını hiçbir zaman, yapmaması gereken bir şeyi yaparken bulmuyormuş. İyi bir ev kadını gibi, karısı her şeyde kocasının sözünü dinliyormuş ve bundan dolayı Güneş, yatağın altına bakmayı hiç mi hiç düşünmediğinden, oradaki kiriş yığınını fark etmemiş.

Her gün öğleden sonra, ördüğü urgan üzerindeki günlük çalışmasını tamamlayınca, kadın, tipiden çıkarak gökyüzündeki deliğe gidiyor ve urganı aşağıya sarkıtarak dünyaya ulaşıp ulaşamadığına bakıyormuş.

Yine her gün tipisine geri dönüp urganı daha çok uzatmak için daha fazla kiriş örmek zorunda kalıyormuş.

Kadının Kaçışı İçin Artık Her Şey Hazırdır

Sonunda urganın neredeyse yere değmek üzere olduğu o öğleden sonra gelip çatmış. Kadın çok mutlu imiş; mutluluktan gözlerine yaşlar doluymuş. Uzun bir süre aradıktan sonra kendi ağırlığını çekecek kadar dayanıklı, yeteri kadar da bir çeşit kök bulmuş. Kökü kazıp topraktan çıkarmış ve onu deliğin yanına dikmiş. Sonra da kökü orada bırakarak kocasının yemeğini hazırlamak üzere eve dönmüş.

O akşam eve önce Güneş gelmiş ve karısı da eve döndüğünde sormuş:

-Neredeydin, nede geç kaldın?

-Yakacak odun topluyordum, diye yanıtlamamış karısı. Gerçekten de bir odun yükü varmış sırtında. Bunlar, ağırlığını çekecek kadar dayanıklı ve sağlam odunu ararken bulduğu odunlar imiş.

Kadın, yemek hazırlamak için hemen ateşi yakmış ve akşam yemeğini pişirmeye başlamış. Yemek hazırlarken hep kendi halkına gitmek zorunda olduğunu düşünüyor ve buna kararlı olduğundan dolayı da dönüş planları yapıyormuş.

Ertesi sabah, Güneş avlanmaya çıkar çıkmaz, karısı urganını toplayıp alelacele gökyüzündeki deliğe koşmuş. Urganın bir ucunu o köke bağlamış ve sıkıca bağlanıp bağlamadığını kontrol etmiş. Sonra urganın uzunluğunu kararlama ölçüp urganın yarı uzunluğuna gelince olunun belinden dolaştırıp bağlamış. Yolda başımıza ne gelirse gelsin, oğlum güvencede olur, çünkü oğlum yarı topraktan, yarı gökyüzünden olma bir varlık, diye düşünmüş annesi.

Sonunda kadın, urganı kendi beline de dolayarak deliğin yanında durarak çocukla birlikte urganın yarısını aşağıya sarkıtmış; böylece çocuk, toprak ile yeryüzü arasındaki yolun yarısında havada sarkmaya başlamış. Sonra urgana tutunarak kendisi inmeye başlamış. Ağaç kökü ile kendi beli arasındaki urganın ilmeği aşağı sallanıyormuş.

Güneş’in karısı, ülkesine ulaşmak için çok acele ettiğinden, oğlu ve kendi beli etrafında dolayıp bağladığı urganın kısaldığını unutmuş. Kadın, urganın sonuna gelince henüz yere inmemiş bulunuyormuş. Kendi ve küçük oğlu rüzgarın etkisi ile havada sallanıp duruyorlarmış. Kadının makosenlerinin uçları çimenlerin üstlerini henüz yalamıyormuş bile. Kadın, toprağa ulaşamıyor ve dünyanın üzerindeki dünyaya gerisin geriye tırmanamayacak kadar da yorgunmuş.


KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 1

KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 3