KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 3

O akşam Güneş eve erken gelerek karısı ile oğlunu aramış. İkisini de bulamayınca bir süre onları beklemiş; ama o gün ailesi dönmemiş. Gece olmuş ve Ay, Güneş’e gülmüş:

-Çık da ara, diye alay etmiş Güneş ile.

-Çok güçlü ve kuvvetlisin. Çık da karını ara.

Ay ışığının altında bile karısını izlerini sürmek, kocası için kolay oluyormuş. Kadın çok heyecanlı olduğundan ve acele ile hareket ettiğinden, tam ve açık izler bırakmış bulunuyormuş.

Güneş, bu izler çok belirgin, diye düşünmüş kendi kendine, patates toplamak için çıktığında hep bu yolu kullanmış olmalı. Acaba sözlerimi dinlemeyip de bir aptallık mı yaptı? Onu uyarmıştım.

Karısının izlerinin peşinden gitmeye devam etmiş. Kadınların ne yapacakları hiçbir zaman belli olmaz, diye düşünmekten de kendini alamamış.

Güneş Kadının İzini Buluyor

En sonunda, gökyüzündeki deliğin hemen yanındaki, tepesi koparılmış o yaban patatesinin bulunduğu yere gelmiş Güneş. Delikten aşağıya bakmış, oğlunu ve karısını görmüş. Oğlu aşağılarda, yolun yarısında öylece sarkmış duruyor, kadın da daha aşağılarda ileri geri sallanırken makosenlerinin uçları şöyle bir fırçalar imiş gibi, yeşilliklere dokunacakmış gibi oluyor; ama yere değmiyormuş.

Kocası artık gerçekten kızmış. Oğlu korkudan ağlıyormuş. Bütün bunlar annesinin yüzünden gelmiş başlarına. Kocası ve oğlunu hiç aklına getiremeyecek kadar kendi mutluluğunu düşünmesinden dolayı imiş hep bunlar. Güneş, tipisinin yanındaki dereye giderek bir söğüt ağacı bulmuş. Ağaçtan bir dal kesmiş ve onu kıvırıp çember şekline sokmuş. Bu çembere de bir parça taze ham deri tutturmuş. Parmaklarının dokunuşuyla deri hemen kuruyup sertleşmiş. Sonra ham deriyi çember boyunca, örümcek ağı gibi, ileri geri tutturarak gerdirmiş ve çemberin ortasında bir hedef deliği bırakmış. Bu çember, mızrak atma oyunlarındaki hedef çemberini andırıyormuş. Böylece, o zamana kadar hiç kimsenin yapmadığı, Kiowa hedef oyunu çemberi ortaya çıkmış. Çemberi bitirdiği zaman, Güneş onu baştan başa kızıl toprakla boyamış; çünkü kızıl renk Güneş’in kendi rengiymiş. Güneş, çemberi elinde tutarak deliğin yanında durmuş.

-Kiriş urgandan yuvarlana yuvarlana aşağıya in ! diye emir vermiş. Oğlanın üzerinden atla; ama sakın ona dokunma. Urgandan aşağıya taa dibe kadar yuvarlanmaya devam et. Kadına ulaştığın zaman, başının arkasına vur ve öldür onu.

Güneş, hedef çemberinin üzerine dört defa tükürerek kendi gücünü vermiş. Çember, sonunda urgandan aşağı doğru yuvarlanarak dönmeye başlamış. Döne döne hızla gidip tam Güneş’in dediği gibi, küçük olanın üzerinden atlamış. Çember, kadına geldiğinde kadın, yeşilliklere değecek gibiymiş; ama kolları henüz o kadar uzanamıyormuş. Eğer toprağa dokunabilse imiş, artık güvende olacakmış.

Güneş Eşini Affetmiyor ve Öldürüyor

Çember büyük bir hızla gelip kadına vurmuş ve onu öldürmüş. Böylece, aynı zamanda meskite kökü, dünyanın üzerindeki dünyadan çıkmanın yolunu buluyormuş ve böylece gökyüzündeki delikten aşağı inmiş. Kadın yere düşmüş. Küçük olanda doğrudan doğruya annesinin üzerine düştüğü için, o hızla kadının karnı yarılı vermiş.

Oğlan, düşmenin etkisinden sonra kendine gelince, ne yapacağını bilememiş. Oralarda dolanıp durmuş. Bu dünyada tanıyıp bildiği tek kişi annesiymiş; ama o da şimdi ölmüş bulunuyormuş.

Çocuk, annesinin olduğu yerden uzaklara gitmeye korkuyormuş, bu yüzden kalabildiği kadar bir süre, annesinin yanında kalmış.

Kadının toprağa düştüğü yere çok uzakta olmayan bir yerde, yaşlılıktan küçülmüş gitmiş, beti benzi solmuş ihtiyar bir kadın tek başına yaşarmış. Avlanıp, ona yiyecek getiren hiç kimsesi yokmuş; ama zamanında birisi ona bir koçan mısır vermiş ve o da mısırı yemeyecek kadar akıllı davranmış. Mısırı yiyeceğine yaşlı kadın, mısır tanelerini birer birer çıkarmış ve onları kısa aralıklarla toprağa dikmiş. Her gün yaşlı kadın, tipisinden çıkıp mısır tarlasına, gittikçe büyüyen bitkilerin arasında çalışmaya gidermiş. Yaşlı kadın dışarıdayken tipisi açık duruyormuş; çünkü çadırdan çok uzaklara gitmezmiş. Onu ziyarete gelen insanalar tipiye girebilir, oturabilir ve onun dönmesini beklerken dinlenirler imiş.

Annesinin yanından ayrılan küçük çocuk, yaşlı kadının tipisini bulmuş ve içeri girmiş. Birdenbire korkmaya başlamış. Ya korkunç bir kadın oturuyorsa bu çadırda… ve döndüğü zaman onu yemek isterse !… Arkasına bile bakmadan dışarıya fırlayan küçük oğlan oradan kaçıp, ölmüş olan zavallı annesinin yanına dönmüş.

Daha sonra, gece yaklaşırken, ihtiyar kadın çadırına dönmüş. Tipisinin her yanını gözden geçirmiş ve yerde bir takım küçük ayak izleri gözüne çarpmış.

-Acaba kimin çocuğu olabilir bu ! diye sormuş kendi kendine. Bu küçük, oğlan mı; yoksa kız mı? Ah, bütün gün sevecek bir çocuğum olsa, ne kadar mutlu olurdum !

Çocuk Açlıktan Çaresizlik İçindedir

Korkan zavallı küçük çocuk, bütün dünyada tanıyıp bildiği tek varlık olan annesinin yanına dönmüş ve annesi ölmüş olmasına karşın o gene de onun göğsünü emmeye çalışmış.

Ertesi gün çocuk aç ve her zamankinden daha fazla korkmuş bir durumdaymış. Çünkü annesi ne onun isteklerini karşılayabiliyor, ne de onu rahatlatabiliyor imiş. Bu yüzden küçük oğlan, tipiye geri dönmüş; fakat yine korkup kaçmış. Yaşlı kadın çadıra geldiğinde, çocuktan bulduğu tek şey, ayaklarını sürüyerek yürürken, makosenlerin toprakta kalan izleri olmuş. Kadın, ayak izlerini gördüğüne memnun olmuş.

İki gün sonra mısır tarlasına gitmek için çadırdan çıkarken, ihtiyar kadın, çocuğun erişebileceği yere biraz yiyecek bırakmış. Eve geldiğinde bıraktığı yiyeceklerin yerinde olmadığını görmüş.

Beş gün sonra kadın çocuğun kaçmaması için yatağının üzerine kendi yaptığı oyuncakları koymuş ve çocuk geldiğinde onlarla oynamaya başlamış. Ertesi gün kadın evde bir köşeye gizlenmiş. Bir süre sonra çocuk gelmiş, yay ve ok ile oynamaya başlamış. O sırada kadın gizlendiği yerden çıkmış ve çocukla konuşmaya başlamış. Fakat küçük çocuk çok korkmuş ve kaçmaya çalışmış; ama yaşlı kadın kaçmasına izin vermemiş.

Çocuğu yatıştırmak amacıyla ihtiyar, çocuğun annesinin tıpkı eskiden yaptığı gibi, onu kaldırıp sırtına almış ve sonra o şekilde yere oturmuş. Büyükanne küçük oğlanı sırtına alır almaz, çocuğun kalbi yaşlı kadına, bütün olanları ve asıl annesinin başına gelenleri anlatmış. Yaşlı, ateşin yanına oturmuş. İleri geri sallanarak çocuğu yatıştırmaya çalışmış ve ona şarkı söylemeye başlamış:

Annen çoktan ölmüş bile

Sen hala onun göğüslerinden besleniyorsun demek

Zavallı yavru, zavallı aç yavru.

Çocuk Örümcek Ana İle Tanışır

Bu şarkıyı artık torunu olan çocuğa tekrar tekrar söylemiş. Küçük çocuğu tutarken, oğlan sesini keserek yaşlı kadının sırtında uykuya dalmış. O, artık ihtiyar kadının torunuymuş.

Ertesi sabah, küçük oğlan, ihtiyar kadına sormuş:

-Seni hangi isimle çağırayım?

-Ben Örümcek Ana, bütün yaşayan varlıkların ve nesnelerin annesi ve koruyucusu olduğumdan bana, Büyükanne diyebilirsin.

Böylece küçük oğlan,

KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 1

KIZILDERİLİ HİKAYELERİ – GÜNEŞ VE KADIN – 2