Konstantinapolis’in Fethi – Savaşın 1000 Yıla Uzanan Tarihi

İstanbul’un Fethi sadece Fatih Sultan Mehmet’in ordusuyla 47 gün süren mücadelesi midir? Yada daha 12 yaşında, ilk kez tahta çıktığında kurduğu hayalden mi ibarettir? Ben Roger Crowley’in Son Büyük Kuşatma 1453  kitabından derlediğim bu yazıda İstanbul’un Fethi’nin hikayesini biraz daha geriden başlattım. Biraz uzun bir hikaye oldu. Ancak dinlemeye daha değer bir hikaye…

İslam’ın Konstantinapolis Hayali

Büyük şeyler, hayal sayılabilecek fikirlerle başlar. Konstantinapolis’in fethedilme hikayesi de hayal sayılabilecek bir fikirle başlamıştı. 28. Bizans İmparatoru Heraklius, hac vazifesini yapmak için 629 yılında Kudüs’te bulunuyordu. Bu sırada ona İslam’ın peygamberinden bir mektup geldi:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’ın kulu ve Resulü Muhammed’den, Rum’un büyüğü Hirakl’e. Hidayet yoluna uyanlara selam olsun. Bundan sonra: Ben seni İslam’a ve onu yayma hizmetine davet ediyorum. Müslüman ol ki, selamete eresin, Allah’da sana mükafatını iki kat versin. Eğer kabul etmezsen, halkının vebali senin boynunadır.

Peygamber getirdiği İslam diniyle çölde yaşayan vahşi ve birbirleriyle kavgalı olan Arapları tek bir çatı altında toplamayı başarmıştı. Peygamber 632’de öldükten sonra da, kurduğu İslam Devleti hızla büyümeye devam etti. Çöl bedevileri kentleri kuşatmayı öğrendi. Önce Şam’ı, ardından Kudüs’ü fethettiler. Mısır 641’de, Ermenistan 653’de teslim oldu. Pers İmparatorluğu 20 yıl içinde çöktü ve Müslüman oldu. 648’de Mısır ve Filistin tersanelerinde yapılan gemilerle Kıbrıs fethedildi. Ve 674 yılında, yani peygamberin ölümünden sadece 42 yıl sonra Halife Muaviye Konstantinapolis’i fetih için ilk Müslüman ordusunu gönderecekti.

Cihat Çağı ve Rum Ateşi – İstanbul’un Müslümanlar Tarafından İlk Kez Kuşatılması

İslam için tam bir cihat çağıydı. Arap yarımadasından çıkıp Avrupa’ya kadar gitmişlerdi. Lakin cihadı Avrupa’ya taşımaları önünde büyük bir engel duruyordu: Konstantinapolis’in surları!

O zamanın hiçbir ordusunda Konstantinapolis’in surlarını aşacak bir teknoloji yoktu. Surlar aşılamazdı. Bu yüzden Araplar uzun süren bir kuşatmaya başladılar. 674’den 678’e kadar her yıl, ilk bahardan sonbahara kuşatma devam etti. Lakin sonucu belirleyen şey Bizans’ın yeni geliştirdiği bir silah olan Rum ateşi olacaktı. Suyun üzerini cehenneme çeviren Rum ateşi ham petroldü ve ağaç reçinesiyle karıştırılıyordu. Böylece suyun üzerinde bulunan gemilere yapışıyor ve bir kere kıvılcım aldığında söndürmek mümkün olmuyordu. Böylece koca bir Arap filosu yok olacaktı. Muaviye bunun üzerine ordusunu geri çağıracaktı. Ancak kara yoluyla gelenler de Anadolu’nun ücra yerlerinde pusuya düşürülerek zayıflayacaktı.

Araplar, Konstantinapolis önünde büyük bir yenilgi alarak durdurulmuştu. Ama bu durum uzun sürmedi. 28 yıl sonra, 717 yılında bu sefer daha büyük bir ordu ve kararlılıkla şehrin kapılarına ikinci defa dayandılar. Müslüman Komutan Maslama, kuşatmanın uzun süreceğini hesap ederek, yanında ordunun gelecek senelerdeki ihtiyacını karşılaması için buğday tohumu bile getirmişti. Bir yandan şehir kuşatılırken, diğer yandan buğday ekiliyor, hasat yapılıyordu. Lakin Komutan Maslama’nın da sonu önceki kuşatma ile aynı oldu.

Marmara’daki fırtınalar, Ege’deki volkanik su altı püskürüsünün suyu aşırı sıcak hale getirip gemileri alabora etmesi, sert geçen kış, salgın hastalıklar, Rum Ateşi… Tüm bunların üzerine Bizans’ın, Bulgarlar ile anlaşarak surların dışında Arapların üzerine saldırtması ve Arapların ağır kayıplar vermesi ile Maslama’nın ordusu iyice zayıfladı. Ve uzun süreceğini düşünerek yanında buğday tohumlarıyla gelen Maslama’nın ordusu, kuşatma üzerinden daha bir sene geçmişken ağır kayıplarla Arap Yarımadasına geri dönmüştü.

İslam’ın ilerleyişi ve Avrupa’ya yayılması böylece durdurulmuştu. Ve İslam’ın Cihat Çağı, Konstantinapolis surlarının önünde kapanacaktı. 650 yıl boyunca bir daha hiç bir İslam Devleti Konstantinapolis’e saldıracak kadar güçlü olmayacaktı.

Konstantinapolis’e İlk Adım: Malazgirt

Allah, Türk burçlarını yükseltmiş ve onların mülkleri üzerinde felekleri döndürmüştür. Allah onlara Türk adını vermiş ve yeryüzüne İlbay kılmış, Hakanları onlardan çıkartmıştır. Dünya uluslarının yularlarını ellerine vermiş, herkese üstün kılmıştır.

Kaşgarlı Mahmut

Avrupa’nın doğu sınırındaki Konstantinapolis’e binlerce kilometre uzakta, Orta Asya’nın steplerinde hayvancılıkla uğraşan göçebe Türk kavimlerinin Konstantinapolis’in surlarını aşıp, Hristiyan Ortodoksluğunun kutsal şehrini, bir Müslüman kent yapacağı fikrini iki-üç asır önceleri kimse tahmin bile edemezdi. Ancak tarih tam olarak böyle işleyecekti.

Asya steplerinde kendilerine her zaman göçecek yer arayan Türkler güneye, kuzeye, ama en çok da batıya doğru akmaktaydı. 9. ve 10. yüzyıllarda kitlesel halde İslam dinine girmeye başlayan Türkler için, Hristiyan dünyası olan batıya yapılan seferler artık yeni bir anlam ifade eder olmuştu. Bunun adı tam da Türkler’in Cihan Hakimiyeti Mefkuresinden, İslam’ın yeryüzüne hakim olacağı anlayışına geçmesiydi. Yani cihat!

İslam dünyası için, sonradan Müslüman olan Türklerin hızlı bir şekilde İslamın temsilcisi haline gelmesi bir problem yaratmamıştı. Sebebi ise İslamın ilk yüzyılındaki cihat çağı gibi bir dönem yaşanmasıydı. Sünni İslam’ın sancaktarlığı Türklerin elindeydi. Ve onlar bu bayrağı her geçen gün daha batıya taşıyorlardı. Bizans toprakları içindeki Anadolu’ya sürekli akınlar yapıyorlardı. Akın ve yağma Türkler için bir geçim kaynağıydı. Yaşamlarını böyle devam ettiriyorlardı. Yeni dinleri de bunu cihat anlayışıyla perçinliyordu.

İran’da kurulan Selçuklu Devletinin himayesinde olan Türk akıncılarını durdurmak, sınırlarındaki Türk sorununu kökünden halletmek için Bizans İmparatoru Romen Diyojen Balkanlar’dan ve Anadolu’dan büyük bir ordu toplayarak sınır boylarına gidecekti. Ancak işler beklediği gibi gitmedi. Ağır zırhlı ve mancınıklı devasa Bizans Ordusu, hafif zırhlı Türk Süvarileri karşısında büyük bir yenilgi aldı. Yenilginin büyük olmasının sebebi, Bizans ordusunun geri çekilememesi ve neredeyse topyekün olarak imha olmasıydı. 1071’de Malazgirt’te gerçekleşen meydan muharebesi belki de Konstantinapolis’in fethine giden yolun ilk adımıydı. Artık Anadolu savunacak bir ordu kalmamıştı. Ve Türklerin Konstantinapolis sınırlarında gözükmesi çok fazla bir zaman almayacaktı.

Osmanoğulları

1200’lü yıllara gelindiğinde batılı yazarlar Anadolu’yu Turchia(Türkiye) olarak anmaya başlamışlardı. Malazgirt’ten sadece 20 sene sonra Türkler Akdeniz’e ulaşmışlar, Selçuklu Komutanları Anadolu’da küçük beylikler kurmuşlardı. Bizans ve Türkler artık birbirine düşman iki komşuydu ve savaş kaçınılmaz olarak gözüküyordu. Ancak batıdan gelen Haçlılar ve doğudan gelen Moğollar bu karşılaşmayı uzun seneler erteleyecekti.

Avrupa’dan Kudüs’ü geri almak için Papa’nın çağrısıyla toplanan Haçlı Ordusunun rotası Mısır’dı. Lakin 1203 yılında Konstantinapolis’e demirlemişlerdi. Kısa zamanda şehri kuşatıp, surları aştılar. Ortodoks Hristiyanlığın merkezi Konstantinapolis’i, Katolik Haçlı Ordusu işgal etmişti. Ardından yarım asıra yakın bir kıyım ve yağma dönemi sürecekti. Bizans Konstantinapolis’i kaybedince Anadolu’daki Niceae’ya başkentini taşıdı. Ve ancak 1261 yılında Konstantinapolis’e tekrar döneceklerdi. Döndüklerinde görecekleri şey ise yarım asırlık yağmadan arta kalan bir harabeydi.

Tarihin aynı zamanlarında Türkler’de doğudan gelen ve kıyametten önce ortaya çıkacağı düşünülen Yecüc ve Mecüc’e benzettikleri bir bela ile uğraşacaklardı: Orta Asya’dan eski komşuları, ırki yönden büyük bir ihtimalle akrabaları, imparatorluklarını korku üzerine kurmuş olan Moğollar ile… Selçuklu Devletini dağıtan Moğollar, Anadolu’da güçlü bir devlet bırakmamış ve anarşi ortamı oluşturmuşlardı. Ortada bir kaos vardı ve bu kaos bazıları için fırsattı. Bu fırsat merdivenlerini en çabuk tırmanacak olan ise, küçük bir aşireti-beyliği, cihan devletine dönüştürecek olan yeni bir hanedandı: Osmanoğulları…

Denir ki; hiçbir yerleşimde bir ay boyunca kalmazmış. Sürekli kafirlerle savaşır, onları kuşatma altında tutarmış.

İbni Batuta’nın 14. yüzyılda Orhan Gazi için söyledikleri…

Osmanlı Devletinin kuruluşu için 1299 tarihi verilir. Yani Konstantinapolis’i fetih için 154 sene daha beklemeleri lazımdır. Bu 154 senede Türk, Rum, Gürcü, Arap, Afgan, Ermeni gibi çeşitli ırklara; Hristiyan, Müslüman gibi çeşitli dinlere ev sahipliği yapan kaotik bir ortamda; yani Anadolu’da güçlü bir devlet kurmayı başardı Osmanoğulları.

Osmanlı Devletinin kısa zamanda büyümesinin en büyük sebebi düzenli bir orduya sahip olmasıydı. Romalılardan bu yana Avrupa’nın ilk maaşlı ordusunu kurmuşlardı. Ayrıca devlete hiçbir masrafı olmayan, sadece otlak verip sınır boylarına yerleştirdikleri akıncı boylarına sahiplerdi. Hristiyan çocukların asker ve devlet adamı olarak yetiştiği ve yine Hristiyan Devletlerine karşı kullanıldığı devşirme sistemi ise dehşet verici bir zekanın göstergesiydi. Devşirme devlet adamları sayesinde Avrupa’dakinin tersine hanedan harici soylu ailelerin güçlenmesinin önüne ket vuruluyordu. Devşirme paşaların, vezirlerin iltimas geçecekleri bir aileleri yoktu ve sadakatleri yalnız sultana kalıyordu.

Anadolu’nun kaotik yapısında Osmanoğulları’nın iktidarının benimsenmesinin bir sebebi de zorba olmamalarındandı. Hristiyan veya Yahudi ahaliyi din değiştirmeye asla zorlamıyordu. Bunun yerine kendisine çok daha faydalı olacak şekilde onları ayrıca vergilendiriyordu. Bu durum daha uzun yıllar böylece devam edecekti. Ancak aynı hoşgörüyü İslam’ın içindeki Sunni olmayan diğer görüşlere göstermeyecekti.

Osmanoğulları kısa zamanda sınırlarını genişlettiler. 1362’de ise Avrupa’ya geçip Edirne’yi fethettiler. Sınırları Tuna’dan Fırat’a kadar genişledi ve Konstantinapolis bu geniş sınırların tam ortasında duruyordu. Osmanlı Devleti artık sadece doğru zamanı bekliyordu. Onları dizginleyen tek şey, Bizans’a yapılacak son saldırının yeni bir Haçlı Seferini tetiklemesiydi.

Babalar ve Oğulları – Mehmet Nasıl Tahta Çıktı?

1432 yılında, Osmanlı’nın payitahtı Edirne’de Sultan Murat’ın üçüncü oğlu olarak doğdu Şehzade Mehmet. Kendisinden yaşça büyük iki abisi tahta layık olduklarını kanıtlayacak kadar büyüktüler. Bu yüzden Mehmet’in tahta çıkma olasılığı, daha doğduğundan itibaren çok düşük gözüküyordu. Ancak virtus ve fortunanın, kaderin ve talihin yardımıyla sonunda tahta o oturacaktı.

Mehmet’in tahta çıkması için, abilerinin ölmesi gerekiyordu. Büyük abisi genç yaşında kendiliğinden ölmüştü. Küçük abisi ise Edirne’deki paşalardan birinin suikastı sonucunda öldürüldü. Neden öldürüldüğü hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Sonuçta Mehmet tahtın tek varisi olarak kalınca Edirne’ye geri çağrıldı. 11 yaşındaydı.

Osmanlı Sultanı İkinci Murat Han siyaseti, yönetmeyi ve savaşmayı iyi biliyordu. Ancak babalık konusunda iyi olmadığı kesindi. Saraydan daha iki yaşındayken Amasya’ya gönderilen Mehmet, babasını tekrar gördüğünde 11 yaşındaydı. Osmanlı’nın geleceği olan Mehmet, babası karşısında iyi bir izlenim bırakmamıştı. Kibirli, aksi, şımarık, laftan anlamayan bir çocuktu. Babası bu çocuğu eli sopalı bir hocaya, Molla Gürani’ye teslim etti. Mehmet’in kaderini baştan aşağıya değiştirecek, onu şımarık bir çocuktan altı dil bilen, coğrafya ve savaş taktikleri tutkunu, edebiyata ilgili bir alime çevirecek olan eğitim süreci böylece başlamış oldu.

Sultan Murat ise bu sırada sırrı çözülememiş şekilde öldürülen oğlunun üzüntüsünü yaşıyordu. Bir taraftan da doğudaki Karaman sorunu ile uğraşmak zorundaydı. Ordusunu toplayıp Anadolu’ya geçti. Karaman Devletinin üzerine yürüdü. Sultanlığı 12 yaşında olan Mehmet’e bıraktı. Mehmet adına para bile basıldı. Tabi ki bu sembolik bir yetkiydi. Devleti yönetecek olan kişi, güvenilir sadrazam Çandarlı Halil Paşa olacaktı. Bu seferin dönüşünde de Sultan Murat Han inzivaya çekilecek, yasını tutacaktı. Lakin işler beklediği gibi gitmeyecekti.

Osmanlı Sultanının Anadolu’ya sefere çıkması ve tahtta 12 yaşında bir çocuğun oturması Macarlar için büyük bir fırsattı. Her ne kadar barış anlaşması yapılmış olsa da Papa, Macar Kralının barış sözünü bozmasını affedeceğini duyurdu. Türkleri Avrupa’dan atmak için yeni bir Haçlı Ordusu toplandı. Ancak Haçlı Ordusu Edirne’ye gelemeden, Sultan Murat Karaman Beyiyle anlaşmış, ordusunu geri çekmiş, Venedik gemilerinin kapattığı boğazları, Cenevizlilere büyük paralar vererek geçmiş ve onları Tuna kıyılarında Varna’da karşılamıştı. Savaş yıkıcıydı. Ve Macar Kralının mızrağa asılan kellesi Haçlı Ordusuna tek bir anlam ifade ediyordu: Türkler yenilemezdi!

Sultan Murat halkın ve ordunun gözünde bir kahramandı. Mehmet ise babasının gölgesinde seçilmiyordu. Bir kahraman varken, tahtta bir çocuğun oturmasını kimse istemiyordu. Bu yüzden büyük bir olasılıkla Çandarlı Halil Paşa’nın teşvik ettiği yeniçeri isyanıyla Mehmet tahttan indirildi. Ve Murat tekrar Sultan oldu.

Onun yeminiyle bağlanmış anlaşmalar hiçbir zaman bozulmadı. Öfkesi kısa ömürlüydü. Savaştan hoşlanmayan, barışa hevesli bir insandı ve bu nedenden ötürü Huzurun Babası onu kılıçla gelmeyen sakin bir ölüm ile ödüllendirdi.

Grek Tarihçi Dukas

Mehmet’in İlk Hamlesi: Boğazkesen

Gidin imparatorunuza şunu söyleyin: Şimdiki padişah, eski padişahlar gibi değildir. Onların yapamadıkları şeyleri bu kolaylıkla yapabilecektir. Onların istemediği şeyleri bu istiyor ve alacaktır. Bu konu için şimdiden sonra buraya gelenin de derisi yüzülecektir.

Rumeli Hisarının yapımının durdurulmasını isteyen Bizans Elçilerine Sultan Mehmet’in cevabı

Mehmet ikinci kez sultan olduğunda 19 yaşındaydı. Tecrübesiz sultan hem dostları hem düşmanları tarafından sınanacaktı. İlk hamleyi doğudaki Karaman Devleti yaptı. Sınır boylarında kaleler zapt etti. Eski beylere topraklarını geri verdi. Edirne’deki Sultan Mehmet ordusunu toplayıp Anadolu’ya sefere çıktı. Böylece Karamanlılar’a sarayda oturan bir sultan olmadığını kanıtlamış oluyordu.

Mehmet’in ikinci kez sınanması ise bu seferin dönüşünde kendi ordusu tarafından olacaktı. Yol üzerinde iki saf olarak dizilen Yeniçeriler ihsan istiyorlardı. Bu bir irade testiydi. Sultan önce kendisinden istenileni verecekti. Fakat ordu tekrar merkeze gittiği zaman isyan çıkaranları cezalandıracak, komuta kademesini adım adım değiştirecekti.

Yeni sultanı üçüncü kez sınayan ise Bizans olacaktı. Bizans’ta esir şehzade Orhan bulunmaktaydı. Bu Bizans için bir kozdu. Şehzadeyi salıp Osmanlı’da bir iç savaşa sebep olabilirlerdi. Bu yüzden Şehzade Orhan için Osmanlı’dan her sene vergi alınmaktaydı. Bizans, tahta yeni çıkan Sultan Mehmet’e bu vergiyi çoğaltmasını dayattı. Bütün sınırları Osmanlı’yla kaplı olan küçük bir devlet için büyük bir istekti. Yeni sultan buna boyun eğmeyecekti. Tersine daha sert şekilde cevap verip verilen vergiyi tamamıyla kesti. Karşılıklı yapılan bir dizi hamleyle iki devlet arasında gerginlik yükselmişti. Ve Mehmet asıl hamlesini yaptı. Dedesinin Anadolu yakasına yaptırdığı hisarın tam karşısına boğazkesen dediği Rumeli Hisarını yaptıracaktı.

31 Ağustos 1452 tarihinde, devletin geniş sınırlarının dört bir tarafından gelen altı  bin civarındaki işçinin çalıştığı boğazkesen, ilk taşın koyulmasından sadece dört buçuk ay sonra bitirilmişti. Bugün hala sapasağlam ayakta olan Rumeli Hisarı, Anadolu ile Avrupa arasındaki geçişi kapatmıştı. İki taraflı dizilen topların gülleleri, suyun üzerinde taş sektirir gibi sekip gemileri parçaladığı söylenir.

Sur ve Top – Urban Usta

İstanbul’un fethinde kullanılan toplardan nispeten küçük bir tanesi. Günümüze kadar ulaşmış daha büyük diğer iki top İtalya ve İngiltere’de.

Konstantinapolis’in savunması üç aşamadan oluşuyordu. Önce 12 metre yüksekliğinde -4 katlı bir apartman boyutunda- iç surlar vardı. 18 metre ilerisinde ise 8.5 metre yüksekliğindeki dış surlar vardı. Dış surların bitiminde ise yine 18 metre genişliğinde bir hendek vardı. Bu hendeğin içinin su dolu olup olmadığı ise bilinmemektedir. Kısacası Orta Çağın bu üçlü savunmayı aşacak, surları yıkacak bir teknolojisi bulunmuyordu. Neredeyse tarihi boyunca kuşatma altında olan şehir varlığını bu güçlü savunma sistemine borçluydu.

Toplar ise 13-14. yüzyıllarda yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. Henüz surları yıkacak derecede güçlü değillerdi. Ama destanlarında demir dağları eriten Türkler, top teknolojisini hızla ileri götürdüler. Mehmet’in babası zamanında orduda bir topçu sınıfı oluşturulmuştu. Hatta sefere çıktıklarında orta ölçekli toplar üretebildikleri geçici dökümhaneler kurabiliyorlardı.

1453’ten bir yada iki sene önce Edirne’deki saraya bir yabancı geldi. Yabancı Macar bir top ustasıydı. Hristiyandı. İşinin ehli olduğu anlaşılıyordu. Mehmet ona kentlerin surlarını yıkabilecek büyüklükteki gülleleri atan bir top yapılabilir mi, diye sorduğunda Urban Usta kendisinden istenileni anlamıştı ve söylenceye göre yapacağı topun Babil’in surlarını bile yıkabileceğini söyledi.

Urban Usta o zamana kadar yapılmış en büyük topun dökülmesi işine girişmişti. Sonunda 8.5 metre genişliğinde, 75 cm çapında, 500 kg gülle atabilecek bir savaş makinesi ortaya çıktı. Sultan Mehmet, Bizans’ın maneviyatını kıracak bu yeni silahını bir an önce denemek istiyordu. 1453 yılının Ocak ayında ilk atış yapıldı. Dev gülle bir buçuk kilometre civarında bir menzile vardı. Düştüğü yerde iki metrelik bir çukur oluşturdu. Çıkardığı sesten hamile kadınların düşük yaptığı, dili tutulanların olduğu söylenir.

Şimdi sıra topun taşınmasına gelmişti. Dev top 60 öküzün çektiği, birbirine bağlanmış arabaların üzerinde taşınıyordu. İki yüz adam da yanlardan denge sağlıyordu. Ayrıca önden yolu düzeltmek için bir marangoz ve amele takımı gidiyordu. Bu şekilde bile günde ortalama dört kilometre yol alabiliyorlardı.

Sefer – İlk Saldırılar

Yeryüzünde hiçbir ordu, askeri sefer organizasyonunda Osmanlı’nınkiyle boy ölçüşemezdi.

Son Büyük Kuşatma 1453 Yazarı Roger Crowley

1453 yılının ilk aylarında Edirne’deki sarayın avlusuna tuğ dikildi. Bu eski bir Türk geleneğiydi ve sefere çıkılacağının haberiydi. Kısa zamanda Anadolu’da ve Balkanlar’da ordu toplandı. Hepsi Konstantinapolis surlarının önüne doğru akıyordu. Sultan Mehmet ise 23 Mart’ta, dinsel anlamı olan cuma günü büyük bir debdebeyle Edirne’den yola çıkacaktı.

12 Nisan 1453 günü Konstantinapolis surlarının önünde 6,5 kilometreye yayılmış büyüklü küçüklü 69 top dünya tarihinin ilk düzenli topçu saldırısını başlattı. Topçu ateşi bir hafta boyunca devam edecekti. Urban Ustanın devasa topu -ki ona Şahi adı verilecekti- üzerinde küçük çatlaklar oluşacaktı. Urban Usta durumu Sultan Mehmet’e iletip topu tekrar dökmek istedi. Ancak bu haftalar sürecek bir işti. Sultan Mehmet’in beklemeye sabrı yoktu. Atışların devam etmesini emretti. Sıradaki atışta Şahi Topu parçalanacaktı ve patlamada Urban Usta dahil birçok kişi ölecekti.

Osmanlı’nın Konstantinapolis kuşatması için kaç askere sahip olduğu tam olarak bilinmemekteydi. Bu konuda yüz bin ile dört yüz bin arasındaki rakamlar söylenmekteydi. Bizans içinse bu sayı daha netti ve neredeyse sekiz bin kişiydi. Donanmada ise yine Osmanlı’nın sayısal üstünlüğü barizdi. 140 parça Osmanlı Donanmasına karşılık, Bizans’ın 37 parça gemisi bulunmaktaydı. İmparator Konstantin’in Avrupa’nın dört bir tarafına gönderdiği elçiler çok az karşılık bulmuştu.

İmparator Konstantin ise saat başı surlarda geziyor, askerine moral vermeye çabalıyordu. Şehrin kiliselerinde çanlar aralıksız çalıyordu.

İlk saldırı 6 gün süren topçu atışlarının ardından, 18 Nisan’da zayıflayan ve küçük bir gedik açılan surlara gerçekleşecekti. Güneşin batmasından iki saat sonra, mehter takımının savaş davullarıyla başlayan saldırı gecenin karanlığında dört saat kadar sürdü. Bu ilk saldırıyı Bizans savunması kazanacak, Osmanlı askerleri geri püskürtülecekti. Sultan Mehmet’in ise buna cevabı topçu saldırısını daha da arttırmak olacaktı.

Deniz Savaşları

Gelen gemiler sadece sıkıntısı çokça çekilen tahılı, silahı ve insan gücünü getirmemiş, savunmacılar için çok değerli olan umudu da taşımıştı.

Roger Crowley

Muhtemelen şehri almaya yönelik ilk kara saldırısının yapıldığı 18 Nisan günü, Osmanlı donanması da Haliç’teki zinciri kırmak için ilk saldırıyı gerçekleştirdi. Baltaoğlu komutasındaki Osmanlı donanması zincire doğru dümen kırdı. Zinciri koruyan Bizans gemileri ile çarpışma başladı. Henüz gemilere büyük topların konulmadığı bir zamandı. Atılan toplar gemileri batıracak büyüklükte değildi. Önce ateşli oklar fırlatıldı. Sonra gemiler birbirine iyice yaklaştı ve kancalar fırlatıldı. Osmanlı leventleri kancalardan tırmanmaya başladı. Lakin en büyük sorun burada ortaya çıktı. Bizans gemileri, Osmanlı gemilerine göre çok yüksekti. Osmanlı’nın deniz askerleri leventler, gemilere attıkları kancalardan çıkana kadar ağır zaiyat veriyorlardı. Baltaoğlu daha fazla kayıp vermeden geri çekilme emrini verdi. Böylece Osmanlılar’ın denizdeki ilk saldırısı da başarısızlığa uğramış oluyordu.

Tüm bunların üzerinden birkaç gün geçtikten sonra ufukta 4 Venedik ticaret gemisi gözükecekti. Bunlar Bizans’a yardım için yola çıkmış gemilerdi. İçerisinde asker, silah ve bol miktarda gıda bulunmaktaydı. Osmanlı kadırgalarına göre oldukça büyük olan Venedik’in ticaret gemileri yelkenlerini açmış, arkasına rüzgarı almış, boğaza doğru hızla ilerlemekteydi. Bu sırada Baltaoğlu komutasındaki yüzün üzerindeki Osmanlı savaş gemisi de ters esen rüzgara karşı kürekleriyle Venedik gemilerinin yolunu kesmek için ilerlemeye çalışıyordu.

Dar boğazda yüze yakın Osmanlı ve dört Venedik gemisi birbiriyle karşılaştığında rüzgar kaybolmaya başlamıştı ve az sonra tamamen duracaktı. Artık hareket imkanı küreklerle sağlanacaktı. Her şey Baltaoğlu’nun lehineydi. Osmanlı gemileri Venedik gemilerinin etrafını ayrı ayrı sardı. Onları ok yağmuruna tuttular. Kancalarla gemilere çıkmaya çalıştılar. Lakin Venedik gemileri o günlerin şartlarına göre devasa boyuttaydı.

4 Venedik gemisi bir süre sonra birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Az sonra birbirlerine bağlanmış halde deniz üzerinde dev bir kütle olmuşlardı. Bu şekilde savunma alanlarını daha da küçültmeyi başardılar. Yukarıdan bakan bir göz için, karınca sürüsünün büyük bir böceğe saldırmasına benziyordu. Üç saat boyunca süren bu çatışmada sonucu rüzgar belirleyecekti. Tekrar çıkan rüzgar Venedik gemilerinin yelkenlerini şişirdi ve hareket etmeye başladılar.

Konstantinapolis halkı, boğazların göründüğü her yerden bu çarpışmayı izliyordu. Halk ve Bizans Askerleri için kendilerine Tanrı’dan gelen bir yardımdı bu rüzgar. Gözlerinin önünde yaşanan bir mucizeydi. Sultan Mehmet’te olanları kıyıdan takip ediyordu. Venedik gemileri Haliç’e doğru giderken kendini o kadar kaptırmıştı ki, atını beline kadar denize sürmüştü. Lakin yapılacak bir şey kalmamıştı.

Kırılma Anları

Sakalımın bir teli sırlarımı bilse; onu koparıp ateşe atardım.

Fatih Sultan Mehmet Han

Kuşatmanın ilk haftası Sultan Mehmet için çok zorlayıcı geçmişti. Koca donanmanın, dört gemiyi tutamaması psikolojik bir çöküntüyü beraberinde getirmişti. Artık Konstantinapolis çok daha uzun süre kuşatmaya dayanabilecek tahıla, silaha ve askere sahipti. Üstelik geçen her gün Osmanlıların aleyhine işliyordu. Her an Avrupa’dan Bizans’a destek kuvvetler gelebilirdi. Türkleri Avrupa’dan atmak için yeni bir haçlı seferi düzenlenebilirdi.

Yaşanan moral bozukluğunun orduya yansıması ise çok daha tehlikeliydi. Genç Osmanlı Sultanı hiçbir zaman babası gibi askerlerin sevgisini kazanamamıştı. Daha on iki yaşındayken tahttan indirilmesinin sebebi yeniçerilerin isyanıydı. Ve Anadolu’daki Karaman seferi dönüşünde de itaatsizlik yapmışlardı.

Bunlara karşılık İmparator Konstantin, denizdeki zaferinin ardından Sultan Mehmet’e barış yapmak için elçilerini gönderdi. İmparator tazminat ödemeye razıydı. Böylece Sultan Mehmet onuru kırılmayacak bir şekilde kuşatmayı kaldırabilirdi.

Genç sultan için iki seçenek vardı ve hangisine karar vereceğini kimse bilemezdi. Ketumluğu bir yaşam biçimiydi. Babası zamanından beri sadrazam olan Halil Paşa yüklü bir tazminat alarak geri dönmeyi önerdi. Diğer vezirler ve Mehmet’in üzerinde etkisi olan Akşemsettin, Molla Gürani gibi din adamları ise Konstantinapolis’in alınmasında kararlıydılar. Bir tarafta tecrübeli sadrazam Halil Paşa, diğer tarafta ulema ve diğer paşalar bulunmaktaydı. Mehmet’in muhtemelen vazgeçmeyi düşündüğü ilk kırılma anıydı. Ama sefere devam kararı alındı. Ve Sultan Mehmet sıradaki hamlesiyle Bizans’ı şok edecekti.

Sultan Mehmet kararını vermişti. Kuşatma devam edecek, Konstantinapolis fethedilecekti. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktı. İlk iş olarak Donanma Komutanı Baltaoğlu’nu cezalandıracaktı. Baltaoğlu karşısına bir gözünü kaybetmiş halde geldi. Donanma savaşında o da yaralanmıştı. Önce idamına hükmetse de, araya girenler paşalar sayesinde cezası kendi askerleri önünde yüz kırbaç yemek oldu. Rütbesi elinden alındı. Ordudan atıldı. Mal varlığına el konuldu. Ve Sultan, kimsenin beklemediği sıradaki hamlesi için hazırlığa başladı. Gemiler karadan yürütülecekti.

Denizde zinciri aşamayan Osmanlı Donanması etrafından dolaşacaktı. Yaklaşık iki kilometrelik yağlı tomruklarla dolu bir hat boyunca 70 kadar gemiyi Haliç’e sokacaktı. Üstelik bunu bir gecede, Bizans’ın ruhu bile duymadan yapacaktı. Zamanının teknolojisi ile vinç kurup gemileri kaldırmak, iki kilometrelik hat üzerinde gemileri taşımak, sonra tekrar suya indirmek, üstelik bütün bunları bir gecede yapabilmek… Bu kesinlikle olağanüstüydü ve büyük kuşatmanın belki de ikinci kırılma anıydı.

Haliç’te savaş devam ediyordu. Karadan yürütülüp Haliç’e giren Osmanlı gemileri kıyıdan toplarla korunaklı durumdaydı. Bizans Donanması bu tehdidi kökünden halletmek için bir gece saldırısı planladı. Ancak büyük bir ihtimalle saldırıdan haberi olan Osmanlılar hazırlıklıydı. Saldırı kolayca püskürtüldü. Üstelik şimdi bir de Osmanlılar’ın yeni bir silahı vardı. Sultan Mehmet Galata tepelerine yerleştirdiği bir topu,  havan topuna çevirtmişti. Ateşlenen top Galatalıların üzerinden uçuyor ve Haliç’e iniyordu. Haliç’te ve her gün topa tutulan, bazı bazı akınlar yapılan surlarda Osmanlı baskısı giderek artıyordu. Herkes bir an önce olup bitmesi için son topyekun saldırının yapılmasını bekliyordu.

Böyle bir gecede ilginç bir an yaşandı. Anadolu Ordusu surlarda asıl saldırının yapılmadığı bir noktada açılan gedikten hızla içeri girmeyi başarmıştı. Konstantinapolis’in düşmesi an meselesiydi. İmparator sokakta bağırıp kaçan insanları görüyordu. Ancak eline kılıcını alıp, o da savunma hattına gidecekti. Konstantinapolis sokaklarında dağılan Osmanlı Birlikleri güçlerini kaybetti ve geri püskürtüldü. İmparator şehri kaybetmeye ilk defa bu kadar yakındı. Sultan ise fethetmeye… Bu da üçüncü kırılma anı oldu. Sultan Mehmet şehri avuçlarının içinde hissetmişti.

Hodegetria – Kehanetler

Osmanlılar gün geçtikçe kuşatmayı daha da ileri boyuta taşıyorlardı. Surları toplarla dövdüler. Gemileri karadan yürüttüler. Surların altından tüneller kazdılar. Hareket eden bir kule ile surlara yaklaştılar. Kısacası her yol deneniyordu. Ama Konstantinapolis dayanıyordu. Şehrin kuşatılması üzerinden neredeyse iki ay geçmişti. İki taraf içinde dini duygular, semboller, kehanetler daha anlamlı gözükmeye başlamıştı. Belki de bu yüzden biraz abartılı hikayeler ortaya çıktı.

24 Mayıs’ta, yani fetihten 5 gün önce bir ay tutulması yaşandı. İnsanlar dolunayı görmeyi beklerken, ay tutulmasıyla Müslümanların sembolü olan hilal gözüktü. Bu kehanetlere bağnazca inanan Bizans halkı için yaşanacak felaketin, açık bir mesajıydı.

Ertesi gün İmparator Konstantin halkın bozulan moralini düzeltmek için Hodegetria denilen Meryem’i temsil eden kutsal ikonun sokaklarda gezdirilmesini emretti. Hodegetria’nın Aziz Luka tarafından yapıldığına inanılıyordu. Yol gösteren manasına geliyordu. Daha önce 626’daki Avar kuşatmasında da mevzilerde dolaştırılmıştı. Yine 718’deki Arap kuşatmasında yaşadıkları talihi ona bağlıyorlardı. Ancak moral yürüyüşü de Bizans için daha kötü kehanetlere yol açmaktan başka işe yaramadı. Kutsal ikon önce çamurların içinde yere düştü. Ardından onu kaldıramadılar ve bir fırtına başladı. Konstantinapolis halkı bu durumu Meryem Ana’nın kendilerini terk ettiğine yorumladılar.

Ancak en kötüsü sırada bekliyordu. Ayasofya’nın üzerinde bir ışık titriyordu. Konstantinapolis halkı, İmparator İustiniaus zamanında tanrının ışığının kutsal kiliselerine geldiğine inanıyordu. Ve tanrının kutsal ışığı da şimdi kendilerini terk ediyordu.

Osmanlı tarafında da bu sıralarda benzer şeyler yaşanmaktaydı. Konstantinapolis’in bir gün mutlaka fetih olunacağına, onu fetheden komutanın ne güzel komutan, onu fetheden askerin ne güzel asker olacağına dair hadisler, hikayeler anlatılıyordu. Diğer yandan da Konstantinapolis’in zenginliklerinden bahsediliyor, savaşın sonucunda kazanılacak ganimetlere karşı duyulan iştah kabartılıyordu. Fethin hemen sonrasında Müslümanların Konstantinapolis’i ilk defa fetih için geldiklerinde seksenlerinde olan, peygamberin mihmandarı Sahabi Eyüp’ün mezarı bulunacak ve buraya bir anıt yapılacaktı. Burası gerçekten de Osmanlılar için manevi değeri yüksek bir yer olacaktı. Sultan Mehmet’ten sonra yüzlerce yıl boyunca Osmanlı Sultanlarının tahta çıkma törenleri burada yapılacaktı.

Konstantinapolis’in Fethi

29 Mayıs 1453 günü saat 01:30’da savaş davulları çalmaya başladı. Bu Konstantinapolis’e yapılacak son saldırının işaretiydi. 47 gündür dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük topçu kuvvetiyle Konstantinapolis surları dövülmüştü. Yıkılmaz sanılan duvarlar yıkılmış, hendekler doldurulmuş, surlarda gedik açılmıştı.

İlk saldırıyı hafif piyade azaplar yapacaktı. Azap askerleri savaş zamanlarında gönüllü olarak toplanan insanlardan oluşmaktaydı. Bu birlikler savaş konusunda tecrübeli olmazlardı. Genellikle savaşlarda önden sürülerek düşmanı yıpratmak ve gücünü ölçmek amaçlı feda edilebilir birliklerdi. Bu son saldırıda da Sultan Mehmet ilk olarak azapları kullanacaktı.

Yaklaşık iki saatin sonunda Azap Birlikleri geri çekilmişti. Sultan Mehmet’in planı savunmacılara toparlanma fırsatı vermeden sürekli saldırı altında tutmaktı. Sırada zincir örgülü zırhlarla iyi donatılmış, savaş konusunda daha tecrübeli olan Anadolu Ordusu vardı. Gecenin karanlığında iki saat kadar da onlar çarpıştı. Yer yer noktasal ilerlemeler sağladılar. Bir ara surları aşanlar olduysa da geri püskürtüldü.

Sırada son olarak yeniçeriler kalmıştı. Yeniçeriler profesyonel orduydu. Her biri küçüklüğünden beri eğitim alan, bizzat sultana bağlı askerlerdi. Osmanlı Ordusunun vurucu gücüydü. Bir saate yakın süre sonunda Bizans savunması kırılmıştı. Doğruluğu kanıtlanamasa da Ulubatlı Hasan adındaki yeniçerinin burçlara sancağı dikmesinin her şeyi değiştiren an olduğu düşünülür. O an da savunmacıların morali çökmüştü ve Osmanlılar surlara hakim olmuştu.

29 Mayıs 1453 günü sabahın ilk ışıkları ile birlikte Osmanlı birlikleri de şehre girmişti. Savunma hattının yarılması yaklaşık beş saat sürmüştü. Bundan sonra ise işgal saatleriydi.

Bizans halkının büyük çoğunluğu korku içindeki her insanın yapacağını yaptı. Tanrının evine, Hagia Sophia yani Ayasofya Kilisesine sığındı. Ardından da Ayasofya’nın kapıları mühürlendi. Bu içeridekilere birkaç saatten başka bir şey kazandırmadı.

Fatih Sultan Mehmet’in ele geçirilmesini emrettiği önemli kişiler vardı. Bunlardan en önde geleni tabi ki İmparator Konstantin’di. İmparator cesur bir adamdı ve muhtemelen savaşarak ölmüştü. Kesik başı bir mızrağa saplanarak sergilendi. Sultan için diğer bir önemli isim ise Şehzade Orhan’dı. Düzmece veya gerçek bir Osmanlı şehzadesi olan Orhan Bizans’ın savunmasında yer alan ilginç bir isimdi. İmparator’un bile teslim olmak gibi bir şansı varken, Orhan için böyle bir ihtimal yoktu. O her şekilde öldürülecekti ve öldürüldü de. Onun da kesilen başı Fatih Sultan Mehmet’e götürüldü.

Günün ilerleyen saatlerinde Sultan Mehmet bir Fatih olarak şehre girişini gerçekleştirmişti. Bu anın resmi günümüzde dahi popülerliğinden bir şey kaybetmeyecekti. Sultan beyaz atının üzerinde şehre girerken yanında aksakallı hocalar, tüfekli baltalı mızraklı askerler, arkasında kırmızı ve yeşil sancaklar ve ufka doğru giden mızraklar gözüküyordu. Yürüdüğü yolda ise Bizans askerlerinin cesetleri vardı.

Sultan Mehmet Konstantinapolis’i fethetmişti. Bizans Doğu Roma İmparatorluğunun sonu onun ellerinde gelmişti. O artık yirmi bir yaşında dünya tarihini değiştirmiş bir komutan, bir fatih olarak anılacaktı.

Fatih Sultan Mehmet’in Jesti

Bizans için artık her şey bitmişti. Direniş kırılmış, Konstantinapolis’in her tarafında Osmanlı askerleri cirit atıyordu. Yalnız Haliç’in gerisindeki kulelerinde tutunan Giritliler yerlerinden sökülemedi. Onlarında sonu birkaç top atışıyla gelebilirdi. Lakin Fatih Sultan Mehmet Han, karakteristik şövalyece jestlerinden birini yaparak onlara ateşkes ve gemileriyle çekip gitme şansı tanıdı. Giritliler de bunu kabul edip Konstantinapolis’ten özgür insanlar olarak ayrıldılar.

Koca Kartal Öldü! – Fatih Sultan Mehmet’in Son Seferi

Mehmet dünyayı İslamiyet’e çevirmekten çok, bir dünya imparatorluğu yaratmakla ilgiliydi.

Roger Crowley

Fethin ertesinde yaşanan ilk cuma günü camiye çevrilen Ayasofya’da cuma namazına durulacaktı. İmam fethin işareti olarak üst üste beş defa ezan okudu. Fatih Sultan Mehmet Han adına hutbe okundu. Konstantinapolis’e İslam’ın bol olduğu yer manasında İslambol adı verildi. Bu kelime zamanla İstanbul’a dönüşecekti.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın vizyonu İstanbul’u bir İslam Devletinin şehri yapmaktan çok daha genişti. Padişah kendini sadece bir Müslüman lider olarak değil, Roma İmparatorluğunun varisi olarak görüyordu. Bunun yansımalarını da devletine başkent yapacağı İstanbul’da gösterdi. İstanbul’u Hristiyanların, Müslümanların bir arada fakat farklı mahallelerde yaşadığı çok kültürlü bir başkent haline getirdi. Kimseyi dinini değiştirmesi için zorlamadı. Birçok kiliseyi açık bıraktı. Bu durum Orta Çağın savaş hukukunun çok üzerinde bir davranıştı.

1453 yılında bir şey anlaşılmış oldu. Osmanlı Devleti artık bir süper güçtü. Fatih Sultan Mehmet önce Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirdi. Ardından Osmanlı’nın iki yüz sene kadar süren Avrupa ilerleyişi başladı. 1462’de Eflak’ı, ertesi yıl Bosna’yı aldı. 1464’te Mora Yarımadası, 1474’te Arnavutluk, 1476’da Moldova’daydı.

1481 yılına gelindiğinde Fatih Sultan Mehmet ordusunun başında son seferine çıkıyordu. İtalya’ya gitmiş ve ilk olarak Ortanto’yu zapt etmişti. Sırlarını kimseyle paylaşmayan Sultan burada vefat etti. Ordunun bir sonraki hedefi de hep bir soru işareti olarak kaldı. Ancak Roma’ya bir adım kalmıştı. Hristiyanlık tarihinin değişmesini belki de bu ölüm engelleyecekti.

Büyük Kartal sefer sırasında ölmüştü. Tıpkı seferin nereye olacağı gibi, ölümü de hep soru işareti olarak kaldı. Doktorları tarafından zehirlendi mi, yoksa nikris hastalığı yüzünden mi vefat ettiği hiçbir zaman kesinliğe kavuşamadı. Ancak onun ölümüyle İtalya uzun zamandır almadığı şekilde rahat bir nefes almıştı. Roma’da ayinler düzenlendi, kutlamalar yapıldı. Venedik’e gelen ulak, haberi koca kartal öldü! diyerek duyurdu.

Fatih Sultan Mehmet ve Osmanlı’da Kardeş Katli