Latife Hanım Kimdir? – Latife Fikriye Atatürk

Latife Hanım Kimdir?

 Latife Hanım Kimdir? İzmir’in en varlıklı ailelerinden Uşakizadeler 1919 yılının sonbaharında işgal kuvvetlerinin yaptığı baskılara dayanamamış, işgal altındaki İzmir’den Fransız Konsolosundan aldıkları pasaportlarıyla kaçmışlar, Marsilya’ya gitmişlerdi. Ancak evin en büyüğü olan babaanneleri bu yolculuğu kaldıramayacağı için İzmir’de kalmıştı. Üç yıl sonra yaşlı babaannenin hastalandığı haberi Fransa’ya geldi. Uşakizade ailesinin genç kızı Latife onu görmek için İzmir’e geri döndü. Bu aynı zamanda işgalinde son günleriydi.

Latife Hanım henüz Fransa’dayken bir gazeteden Mustafa Kemal’in fotoğrafını kesmiş, uğur getirsin diye boynundaki madalyona takmıştı. İşgal altındaki ülkesine gelen Latife Hanım henüz 23 yaşındaydı. Fransa’dan kalkan geminin durağı İstanbul olacaktı. Latife Hanım, İstanbul’da direnişçilerden bazı belgeler alıp, İzmir’e doğru giden gemiye bindi. Tedbir olsun, üstünü kimse aramasın diye de kara çarşafa büründü. Ancak bu tedbir onu tutuklanmaktan kurtaramayacaktı. Kara çarşafın içinde Fransız pasaportuyla gelen bu kadın fazlasıyla dikkat çekiciydi.
Yunanlı kuvvetler onun bir casus olabileceğinden şüphelendiler. Lakin Latife Hanım üstünü arattırmadı. İstanbul’dan aldığı gizli belgeleri iç çamaşırlarına saklamıştı. Kısa süren bir hapislikten sonra Latife’nin İzmir’in köklü ailelerinden Uşakizadeler’den olduğu anlaşılmıştı. Üçüncü günün sonunda tutukluluğu sona erdi. Lakin kapısına nöbetçi dikilmiş, ev hapsine alınmıştı.

Bu sırada işgal altındaki şehirde epeyce bunalan Latife Hanım bir kız arkadaşına şöyle söylemişti:

Ne yapacağım biliyor musun? İzmir’i kurtaracak kumandanla evleneceğim.

Mustafa Kemal ve Latife Hanım’ın Tanışması

26 Ağustos 1922’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin başlattığı Büyük Taarruz, 9 Eylül’de Türk Askerinin İzmir’e girişiyle neticelenmişti. Yunanlılar her cephede yenilmişti. Latife kutlamalara katılmak için dışarıdaydı. Şehre giren Türk Askerine sigara, lokum, ilaç ve sargı bezi dağıtıyordu. Ancak evine döndüğünde büyük bir şaşkınlık yaşayacaktı. Evi kuşatma altındaydı.

Latife evin sahibi olduğunu anlatmaya çalışsa da kapıdaki nöbetçi giremeyeceğini söylüyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa uzaklara bakarak sigarasını içiyordu. Kapıdaki kargaşadan ne olduğunu anlamıştı. Aşağı indi. Latife’yi selamlamak için başındaki kalpağı çıkarınca sarı saçlarını ve mavi gözlerini gören Latife karşısındakinin kim olduğunu anlamıştı.

Hoş geldiniz Paşam öpeyim, diye ellerine sarıldı. Mustafa Kemal; siz de evinize hoş geldiniz Küçük Hanım, dedi. Ben sizin elinizi öpeyim.

Mustafa Kemal’in ve Latife Hanım’ın tanışması bu şekilde oldu. Biraz sohbet ettiler. Paşa onun İzmir’e dönüş hikayesini dinledi. O gece Mustafa Kemal Paşa, Halide Edip (Adıvar)’a Latife isminde genç bir kadınla tanıştığını anlatırken şöyle söylemişti:

Boynunda benim resmim olan bir madalyon taşıyordu.

Latife Hanım ise Mustafa Kemal Paşa ile tanıştıklarını ünlü bir yazar olan amcası Halit Ziya (Uşaklıgil)’e anlatmış ve şöyle demişti:

İki güzel mavi göz ile karşılaştım.

Latife Hanım

Mustafa Kemal ve Latife Hanım Evliliği

İzmir’in güzel evlerinden Uşakizadeler’in Beyaz Köşkü, Türk Ordusunun Karargahı olmuştu. Mustafa Kemal kısa bir süre için buraya yerleşecekti. Sadece Paşa değildi tabi yerleşen. İsmet Paşa(İnönü), Başvekil Rauf Bey(Orbay), Ali Fuat(Cebesoy), Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal(Tengirşek) de burada kalıyordu. Mustafa Kemal bahçeye çıksa bir uşak sırtına palto vermeye gidiyor, Paşa’nın odasındaki vazoya her sabah güzel kokulu bir çiçek bırakılıyordu. Evin birçok uşağı, bahçıvanı, hizmetlisi vardı ve hepsi de misafirlere en kusursuz hizmeti vermeye çalışıyorlardı. Bunların başında da Latife Hanım geliyordu.

Latife Hanım sadece misafirperverliği ile karargaha hizmet etmiyordu. O aynı zamanda iyi bir tercümandı. Ve sekreter olarak da Mustafa Kemal Paşa’nın hizmetlerini üstlenmişti. Sırf bu yüzden Paşa onu ara sıra şaka yollu yaver diye çağırırdı. Bir keresinde Mustafa Kemal, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’e İngilizlere bir nota yazmasını, İzmir Limanını 24 saat içinde terk etmelerini, yoksa gemilerini batıracağını yazmasını istedi. Lakin bunun sonucunun ne olacağını kestiremeyen Yusuf Kemal Bey yazmayı erteleyip duruyordu. En sonunda notayı Latife Hanım yazacaktı.

Evlilik Teklifi

Paşa ve Latife iyi anlaşıyorlardı. Fikirleri aydın ve çağdaştı. Birbirlerine uyuyorlardı. Paşa bu konu hakkında yakın çevresi ile de görüşmüş ve hepsinin onayını almıştı. Paşa Latife Hanım hakkında Çankaya’daki dostlarına danıştığında İsmet İnönü, Latife Hanım için şöyle diyordu:

Ben her bakımdan Latife Hanım’dan yanayım. Birincisi kültürlü bir kadın. Sadece kolej okumuş, bitirmiş değil, çağımızın önemli kitaplarını okumuş, anlamış bir genç kızımız. Dünyayı ve memleketimizi tanıyor. Bildiği yabancı diller, gelecek yıllarda daha da gelişecek diplomatik münasebetlerimizde paşamıza daha da yararlı olacak. İzmir’in soylu ve zengin bir ailesinin kızı… Görebildiğim kadar size de tapıyor Paşam! Güzel, seven, bilgili, soylu bir genç kız için bilmem ki başka ne söylenebilir?

Aslında Paşa çoktan evlilik teklifini yapmıştı. İzmir’de Uşakizadeler’in köşkünde kalırken bir gün Latife Hanım’dan; odamı siz toplayabilir misiniz, diye rica etmişti. Odaya giren Latife sadece duvarda asılı olan resmin, yatağın üzerine konulduğunu görmüştü. Geri kalan her şey yerli yerindeydi. Birde resmin üzerinde her sabah Paşa’nın odasına konulan güzel kokulu çiçek vardı. Latife çiçeği vazoya, tabloyu da duvardaki yerine astı. Bu durumdan bir şey anlamayan Latife’ye, Mustafa Kemal Paşa odada değişik bir şey görüp görmediğini sordu. Latife sadece resmi alıp duvara astığından bahsetti. Paşa resmi getirmesini rica etti. Arkasını döndürdüklerinde Mustafa Kemal Paşa’nın evlilik teklifi yazıyordu.

29 Ocak 1923 tarihinde, Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı Uşakizadeler’in köşkünde nikah kıyıldı. Nikahın kendisi bile bir şeylerin değişeceğini gösteriyordu. O dönemlerde dini nikahta kadın velisi aracılığıyla temsil edilirken, Latife masadaydı ve kendisine evliliği kabul edip etmediği sorulmuştu. Yine nikahta mihir bedeli olarak 10 dirhem gibi sembolik bir rakam alındı. Bu boşanma olursa erkeğin vermek zorunda olduğu dini bir gereklilikti.

Kısa bir müddet sonra Ankara yoluna düşeceklerdi. Hayata çok zengin bir ailenin çocuğu olarak gelen, etrafı mürebbiyeler, hizmetçiler ile dolu olarak İzmir’de yaşayan, Avrupa’da üniversite okuyan yeni evlenmiş genç bir kız için Ankara ne ifade edebilirdi. Şehrin nüfusu 30 bini geçmiyordu. Aydınlatma sınırlıydı. Bozkırın ortasında ağaçsız, yeşilsiz, denizsiz bir kentti. Paşa bir milletin uyanışını bu çorak topraklar üzerinde başlatacaktı.

Meclise Giren İlk Türk Kadını

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girecek olan ilk kadın Latife Hanım olacaktı. 1923 senesinin Mart ayında meclisin dördüncü toplantı senesi açılacaktı. Çankaya’da Mustafa Kemal yarın yapacağı açılış konuşmasını yazmakla uğraşıyor, eşi de ona yardım ediyordu. Sonunda yazı işi bittiğinde Latife o döneme göre ilginç sayılacak bir teklifte bulundu. Latife Hanım meclise gelip bu konuşmayı bizzat dinlemek istiyordu. Kadın hakları konusunda bir öncü olan Mustafa Kemal Paşa bu fikri çok beğenmişti. Önderlik etmiş olursun, diyerek karısını onayladı.

Latife Hanım ertesi gün hazırlanıp Çankaya’daki evinden belirledikleri saatte yola çıktı. Meclise geldi. Onu karşılayanlar izleyici locasına götürdüler. Meclisin içerisine bir kadın girmesi ilk defa oluyordu. Bir anda herkes suskunluğa bürünmüştü. Mecliste yine izleyici olarak bulunan Fransız ve Rus elçiler onu görünce selamlamak için ayağa kalktılar. Tarihi bir andı. Latife Hanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne izleyici olarak bile olsa giren ilk Türk kadınıydı.

Konuşmasını bitirdikten sonra odasına çekilen Paşa’nın eşi ve birkaç dostu da beraberindeydi. Latife’nin söylediği ilk şey şu oldu:

Çok heyecanlandım Paşam. Meclis gerçek bir ihtilal meclisi.

Buna karşın Hamdullah Suphi’nin sözleri ise odadaki herkesin duygularını yansıtacaktı:

Sizin şahsınızda bugün Türk kadını bir ihtilal yaptı. Siz locanızda bir ihtilal bayrağı gibi bizi heyecanlandırıyordunuz.

Fikriye

Fikriye Hanım

Fikriye

Mustafa Kemal daha küçük bir çocukken babasını kaybetmişti. Annesi Zübeyde Hanım bir müddet sonra Ragıp Efendi ile evlenmişti. Fikriye, Ragıp Efendi’nin yiğeniydi. Balkan Savaşlarından sonra bütün ailesini kaybeden Fikriye, İstanbul’da Zübeyde Hanım ve amcası ile birlikte yaşamaya başlamıştı. Bu sebepten Mustafa Kemal’i yakından tanıyor ve ona karşı sonu intiharla bitecek bir aşk duyuyordu.

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gidişiyle Kurtuluş Savaşını başlatmıştı. Kısa zamanda yurdun çeşitli yerlerinde genelgeler, toplantılar düzenlendi. En sonunda Ankara’da bir asi olarak karargahını kurdu. Fikriye’de İstanbul’dan kaçıp Ankara’ya, sevdiği adamın yanına gelmişti. Uzak da olsa bir akraba ilişkileri vardı. Paşa onu Çankaya’ya oturtturdu.

Fikriye burada Çankaya’nın hanımı gibiydi. Evi çekip çeviriyordu. Üstelik yaşadığı zor hayata rağmen kendini geliştirmeyi başarmıştı. Piyano çalabiliyor, yabancı lisanda kitaplar okuyordu. Ancak kısa bir zaman sonra her şey değişecekti.

Büyük Taarruz’da Yunanlılar yenilmiş, en son İzmir işgalden kurtarılmıştı. Mustafa Kemal Paşa burada kısa bir zaman sonra evleneceği Latife ile tanışacaktı. Zübeyde Hanım’da son günlerini İzmir’de Latife Hanım’ın konağında yaşayacak, bu evliliği onaylayacaktı.

Fikriye ise bu sıralarda başka dertlerle uğraşıyordu ve olanlardan hiç haberi yoktu. Hastalanmış, verem olmuştu. Paşa onu tedavi için Almanya’ya gönderecekti. Fikriye, ölümüne sevdiği adamın evlendiğini, Almanya’da kaldığı hastanedeki gazetelerden öğrenecekti.

Fikriye ve Latife arasındaki farkı en güzel olarak, Paşa’nın kardeşi Makbule Hanım tek cümlede anlatmıştır:

Latife Hanım Atatürk’ü, Fikriye Hanım Mustafa Kemal’i sevmişti.

Fikriye doğuydu. Baş eğmesi ile, hizmeti ile, cefakarlığı ile, kaderciliği ile, aşkı ile doğulu bir kadındı. Latife ise batıydı. Yeni geldiği köşkte kendi fikrince düzenlemeler yapıyordu. Evin çalışanları olan savaştan yeni çıkmış askerlere kıyafetler, beyaz eldivenler; masalara kolalı örtüler diktiriyordu. Ülke meselelerinin konuşulduğu meşhur akşam sofralarına erkeklerin eşleri ile gelmesi için Paşa’ya baskı yapıyordu. Latife Hanım giysi konusunda da eski alışkanlıklarını devam ettiriyor, Avrupa’nın ünlü butiklerinde yapılan elbiseler ısmarlıyordu.

Fikriye Almanya’da hastaneden kaçtı ve Ankara’ya geldi. Doğruca Çankaya’daki köşke gitti. Burada Latife Hanım onu içeri aldırmadı. Geldiği arabaya tekrar binen Latife kısa bir mesafe gittikten sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın ona hediye ettiği silah ile kalbine bir kurşun sıkarak intihar etti.

Latife Hanım, bu intihardan kendini suçlu hissetti mi bilinmez. Lakin o kurşunun bir parçasının da Paşa’yı bulduğu, daha sonra Mustafa Kemal’in Fikriye için yazdığı şiirden anlaşılabilir:

Bir kadeh gibi sunmuştun ölümsüz sevgini,

Çaresiz yürek nedendir, bilmedi kadrini.

İçsem de bir kadeh hayat iksirinden,

Zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den.

Latife’nin Mustafa Kemal’e Yıllar Sonra Olan Vedası

Fikriye’nin intiharından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Evlilikleri yavaş yavaş çatırdıyordu. Latife ile Mustafa Kemal arasında onları ölüme kadar ayıracak tartışma, bir gece yarısı sofra dağıldıktan sonra başladı. Latife belli ki o gece bütün kontrolünü kaybetmişti. Ama o gece yaşanan olayın ayrıntılarından ölünceye kadar kimseye bahsetmedi. Tartıştıkları şey her ne ise onu mezarına kadar götürdü. Çünkü Mustafa Kemal’e söz vermişti. İki buçuk sene süren evlilik böylece sona erdi.

Paşa gece yarısı çıkıp İsmet(İnönü)’nün evine geldi. Ertesi gün de Latife İzmir’e, baba evine döndü. Bir daha hiç evlenmedi. Ömrü boyunca da Mustafa Kemal hakkında tek bir kötü söz söylemedi.

Aradan yıllar geçmişti. Paşa vefat etmiş, kabri Anıtkabir’e taşınmıştı. Latife Hanımı İstanbul’daki evinde Jale Tulga ziyaret etmişti. Jale Tulga yarın Ankara’ya gideceğini, bir isteği olup olmadığını sordu Latife Hanıma:

Kim bilir ne kadar değişti koca Ankara? O şehri öyle merak ediyorum ki. Demek bana bir isteğin var mı diyorsun. Pekala işte sana bir sır; daha doğrusu bir emanet… Yıllardan beri gerçekleştirmek istediğim bir şey vardı; cesaret edip kimseye söylemediğim. Ankara’da bir çiçekçiden, bir tek kırmızı gül al lütfen. Ama bir tek. Onu Anıtkabir’e götür ve Mustafa Kemal’in mübarek kabrinde yere bırak. Ayak ucuna. Kimden geldiğini o anlar, ama sen yinede, ”Bunu Latife gönderdi” diye söyle! Bu iyiliği bana yapabilir misin?

Latife’nin Mustafa Kemal’e olan vedası bu şekilde olacaktı. Kendisi de 1975 yılında hayata gözlerini yumacaktı.

9 Maddede Latife Hanım ve Mustafa Kemal Atatürk

Kaynak:

Latife Hanım, İpek Çalışlar

Dış Bağlantılar:

Mustafa Kemal Paşa’nın Fikriye’ye Yazdığı Şiirin Bestelenmiş Hali