Mimar Sinan Kimdir? Hayatı, Ölümü ve Eserleri

Mimar Sinan Kimdir? Kayseri’nin 27 km. uzağında bir kasaba var. Adı Ağırnas Kasabası… Fatih Sultan Mehmet Han’ın oğlu İkinci Beyazıd zamanında burada bir çocuk doğar. Bu çocuk, Osmanlı Devleti’ne iki savaş kazandıracak, yaptığı eserler dünya kültür mirası listesine yazılacak, bilim adamlarınca Merkür gezegenindeki bir kratere ismi verilecektir. Bu çocuk, Mimar Sinan‘dır.

Dünyanın en önemli mimarlarından biri sayılan, Osmanlı döneminde yetişmiş bu büyük sanatkarı, adını tarihe altın harflerle kazımış Mimar Sinan’ı, beraber tanıyalım.

Mimar Sinan Kimdir?

Ağırnas Kasabası - Mimar Sinan Köyü

Kayseri Ağırnas Mimar Sinan Evi – Mimar Sinan’ın doğduğu düşünülen ev

Mimar Sinan Kimdir? Nerede Doğdu? Nerede Yaşadı?

Mimar Sinan 1490’da Kayseri’nin Ağırnas Kasabasında doğmuştur. Ağırnas’ta toprak verimli olmadığı için bu yörenin halkı çok uzun zamanlardan beri geçimini, ziraat ile değil zanaat ile sağlar. Özellikle inşaat ustalığında Ağırnaslılar meşhur bir üne kavuşmuştur. Günümüzde de bu durum devam etmektedir. 1953 yılında Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir’de bile, ülkenin en iyi taş ustaları olan Kayseri Ağırnaslılar çalışmıştır.

Sinan, 22 yaşına kadar Ağırnas’ta yaşar. Sonra devşirme olarak -kendi isteğiyle- İstanbul’a götürülüp acemi ocağına yazılır. Artık Osmanlı’nın bir başka kudretli padişahı Yavuz Sultan Selim’in zamanıdır. Burada tersanede çalışıp, gemi yapımını öğrenir. Asıl yıldızı ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde parlayacaktır. Sonra 2. Selim ve 3. Murat dönemini de görecektir. Böylece Mimar Sinan Osmanlı’nın en parlak devrinde, en parlak bir sanatçısı olacak, beş padişah görecek, dördünün hizmetinde çalışacaktır.

Mimar Sinan Ermeni mi, Türk mü?

Mimar Sinan

Osmanlı Devletinde etnik kökenlerin bir önemi yoktur. Macar, Bulgar, Rum, Ermeni gibi farklı kökenlerden birçok insan, devlette önemli yüksek memurluklara atanmıştır. Hatta Türkler’den ziyade, bilerek ve isteyerek devşirmelere devlette önemli görevler verilmiştir.

Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi devlet görevine devşirmeler getirilince akrabalarına yardım edememeleri… Çünkü devşirmeler, kayırabilecekleri tüm akrabalarından uzaktırlar. İkincisi ise Acem, yani İran casuslarıdır. Acem diyarındaki devlette çokça Türk bulunduğundan, Türkler içinde çokça Acem casusu bulunabilir. Bu yüzden devlet görevine daha çok devşirmeler getirilir.

21 veya 22 yaşında devşirilip, İstanbul’da acemi ocağına alınmıştır. Etnik kökeni olarak Türk veya Ermeni olduğu konusu tartışma konusudur. Ancak dini olarak Hristiyan’dır. Türk olduğunu iddia edenler, Karadeniz’in kuzeyinden gelip, Bizans’a yerleşen ve zamanla Hristiyanlaşan Peçenek, Kıpçak veya Oğuz Türkler’inden olduğunu düşünmektedir. İsmail Hakkı Konyalı’nın, 1584 tarihli vergi nüfusu tahrir defterinde Ağırnas’ta yaşayanların isimlerinin Türkçe olmasını tespit etmesi bu iddiayı kuvvetlendirmektedir.

Mimar Sinan’ın Ermeni olduğunu düşünenler de başka bir belgeyi öne sürerler. Osmanlı Devleti, Ağırnaslılar’ı Kıbrıs’a sürgün etme kararı alır. Yirmili yaşlarında devşirildiği için Kayseri’deki akrabalarıyla ilişkisini kesmemiştir. Bu sürgün emrine karşı, Mimar Sinan’ın üç akrabasının Kıbrıs’a sürülmemeleri talep edilir. Bu belgedeki Mimar Sinan’ın akrabası üç ismin Ermenice olduğunu savunurlar. Ama bu zorlama bir görüştür. Bahse konu isimler şunlardır:

Sarıoğlu Dügenci, Ulisa ve Kudanşah …

Türk olduğunu düşünen Erhan Afyoncu; birinci ismin Moğolca, diğer iki ismin Türkçe olduğunu söyler.

Ermeni olduğunu düşünen Bimen Zartaryan’a göre ise ilk isim Türkçedir ama Kayseri Ermenileri arasında, Türkçe birçok kelime şahıs ismi olarak kullanılmıştır. İkinci isim Ulisa’nın doğru şekli Hulitsa olacaktır. Üçüncü ismi ise hiç karıştırmaz.

Mimar Sinan’ın Türk olup olmadığı tartışması, 20. yüzyılda mezarından kafatasının çıkarılıp ölçülmesine kadar gider.

Mimar Sinan’ın Kayıp Kafatası

Mimar Sinan Kayıp Kafatası

1 Ağustos 1935’te Mimar Sinan’ın mezarı açılarak kafatası çıkarılır. Keşke Einsthein’ın hikayesi gibi bir dehanın zekasının sırlarını öğrenmek için kafatası çıkarılsaydı. Ancak kafatasının çıkarılmasındaki amaç, onun ırkını tespit etmektir.

Oysa Türkçülüğün babası sayılabilecek adamlardan Ziya Gökalp’e göre ırkçı bir anlayışla millet tanımı yapılamaz. Irki bir millet anlayışının olmamasının sebebi, Gökalp’in insanın meziyetini şecere ağacında, soy kütüğünde değil; yetiştiği cemiyetin bünyesinde aramasıdır. Çünkü insanda asıl olan ruhtur. Ruh ise cemiyet içinde terbiye olunur. Irka bakmak ise, belki bedensel özelliklerden bahsetmekten ileri gidemez.

Ziya Gökalp’in milliyetçilik anlayışının ne olduğunu daha kapsamlı şekilde görmek için, Ziya Gökalp-Türkçülüğün Esasları adlı makaleyi de okuyabilirsiniz.

Birkaç gün sonra gazetelerde yukarıdaki  haberler çıkar. Mimar Sinan’ın kafatası incelenmiş, Türk olduğuna kanaat getirilmiştir. Haberlerin devamında kafatasının kurulacak olan Antropoloji Müzesinde sergileneceği söylenir. Ama kurulacağı söylenen Antropoloji Müzesi, hiçbir zaman kurulmamış, kafatası’da hiçbir zaman bulunamamıştır. Kaybolduğu düşünülmektedir.

Mimar Sinan’ın mezarı gerçekten açıldı mı, kafatası ölçüldü mü, sonra kayıp mı edildi, açıklığa kavuşamamış bir konudur. Eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Mimar Sinan’ın kayıp kafatasını bulmaları için talimat vermesi de bir sonuç doğurmamıştır.

Merkür’de Bir Kratere Mimar Sinan İsmi Verilmesi

Merkür Mimar Sinan Krateri

Merkür’de Sinan Krateri

1976 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından Merkür’ün kraterlerine isim verilmeye başlanmıştır. O yıl 142 kratere isim verilmiş; günümüzde ise bu sayı 389’a ulaşmıştır. Dünyayı etkileyen kişilerden seçilen bu isimlerin arasında 3 tane de Türk vardır. Bunlardan biri de Sinan’dır.

Merkür kraterlerine ismi verilen 3 Türk:

Sabri Berkel, Mevlana Celaleddin Rumi ve Mimar Sinan‘dır. Mimar Sinan kraterinin çapı 147 km kadardır.

Aynı zamanda Venüs’te adını Halide Edip’ten alan Adıvar Krateri ve adını Mihri Hatun’dan alan Hatun Krateri bulunur.

Mimar Sinan’ın İlk Başarısı

Osmanlı Kadırga

Osmanlı zamanının savaş gemilerinden bir kadırga örneği

Ordu sadece savaşan askerlerden oluşmaz. Savaşanların haricinde, onlara yemek, su, top, tüfek, cephane taşıyan, gemiler yapan, köprüler kuran lojistik desteğe ihtiyaçları vardır. Ayrıca toprağın altından tünel kazan lağımcılar, kalelerin kuşatılmasında kullanılan tekerlekli kuleler, kapıları kırmak için koçbaşı… Bunların üretilmesi için de yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç vardır.

Sinan, Osmanlı ordusuna bu şekilde hizmet veren bir askerdir. O İstanbul’da ilk olarak tersanede çalışır, gemi yapmayı öğrenir. Sinan’ın ilk büyük başarısı, ilk defa kendini göstermesi de Van Gölü’nde iki hafta içinde 3 kadırga yapmasıdır.

1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a sefer düzenler. Ordunun Bağdat’a gittiğini fırsat bilen İran Şahı Tasmahb, Van’a saldırır. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman, veziriazam Lütfi Paşa’ya ordunun bir bölümünü alıp, Van’a gitmesini söyler. Lütfi Paşa Van’a geldiğinde Tasmahb’ın ordusunu bulup dağıtmak için gemilere ihtiyaç duyar. Görev Sinan’a verilir. Sinan etraftaki ormanlık alanı araştırıp gemi yapımında kullanılacak ağaçları bulduktan sonra, küçük bir tersane kurar ve iki hafta sonra 3 kadırga hazır hale getirilir. Kadırgalarla sefere giden Osmanlı ordusu, İran ordusunu bulur ve dağıtır. Bu Sinan’ın ilk başarısıdır.

Sinan’ın Baş Mimar Olması – Belgrad Seferi

Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa’ya sefere çıkmış, Belgrad’ı fethetmeye gitmiştir. Ordusuyla beraber Prut Nehri’ne ulaşmış, ancak buradan karşıya geçememiştir. Günlerdir yağan yağmur, nehri azgınlaştırmış, yerleri bataklık haline getirmiştir. Ordudaki mimarların yaptığı köprüler ardı ardına yıkılınca, Lütfi Paşa’nın aklına Sinan gelir. Van Gölü’nde yaptığı kadırgalarla Lütfi Paşa’nın gözüne giren Sinan, bu sefer Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle köprü yapmakla görevlendirilir. Nehrin yatağını genişleterek 10 gün içerisinde yaptığı köprüyle, Osmanlı ordusunu ve Kanuni Sultan Süleyman’ı Prut Nehri’nden karşıya güvenle geçiren Sinan bundan sonra baş mimar olacaktır.

 

Lütfi Paşa, Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman Muhteşem Yüzyıl

Muhteşem Yüzyıl’da Lütfi Paşa, Mimar Sinan ve Kanuni Sultan Süleyman

Bu olay Muhteşem Yüzyıl dizisinde çok güzel bir şekilde anlatıldı. Buraya tıklayarak Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Mimar Sinan’ın sahnesini izleyebilirsiniz.

Mimar Sinan’ın Eserleri – Ustalık, Kalfalık, Çıraklık Eseri

Mimar Sinan, üç eserini çıraklık, kalfalık ve ustalık eserim diye tanımlar. Şehzade Mehmet Camii çıraklık, Süleymaniye Camii kalfalık, Selimiye Camii’de ustalık eseridir.

Mimar Sinan’ın Çıraklık Eseri – Şehzade Mehmet Camii
Şehzade Camii - Mimar Sinan'ın Çıraklık Eseri

Şehzade Camii – Mimar Sinan’ın Çıraklık Eseri

Oğlumun adına öyle sağlam bir eser yap ki, o yaşadıkça şehzadem de yaşasın, o anıldıkça Mehmed’im de anılsın.

Kanuni Sultan Süleyman’ın, Mimar Sinan’a Şehzade Camisinin yapımı için böyle emir verdiği rivayet edilir.

Şehzade Camii yada Şehzadebaşı Camii olarak adlandırılan cami, Mimar Sinan’ın çıraklık eserim dediği camidir. Kanuni Sultan Süleyman, 22 yaşında bir hastalıktan dolayı ölen oğlu adına bu camiyi Mimar Sinan’a yaptırır. Bugün İstanbul’un Fatih ilçesinin, Şehzadebaşı semtinde bulunur. 1543 yılında yapımına başlanan cami, 1548 tarihinde açılmış, yapımı 5 sene sürmüştür.

Mimar Sinan’ın, çıraklık eserim, dediği Şehzade Camisi bir padişah camisi kadar ihtişamlıdır. Bu yüzden hakkında şöyle bir rivayet çıkmıştır. Kanuni bu camiyi kendi adına yaptırtmaya başlar. Ancak o sıra oğlu ölünce, inşaatı bitmek üzere olan cami Şehzade Mehmet’in adına açılır.

Mimar Sinan’ın Kalfalık Eseri – Süleymaniye Camii
Süleymaniye Camii - Mimar Sinan'ın Kalfalık Eseri

Süleymaniye Camii – Mimar Sinan’ın Kalfalık Eseri

Mimar Sinan’ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın adını taşımaktadır. Caminin yapımına Şehzade Camii bitirildikten sonra başlanmıştır.

Süleymaniye Camisinin en önemli özelliği is odasıdır. İs odası Süleymaniye’ye özgüdür. İs odası, cami içinde yanan kandillerin isini toplayıp mürekkebe dönüştüren bir mekanizma olmuştur. Böylece hem mürekkep elde edilmiş, hem de kubbelerin kararması engellenmiştir.

Süleymaniye, gerçi kalfalık eseridir ama ayrıntılarıyla bir şaheserdir. Süleymaniye, Mimar Sinan’ın en yüksek kubbeli eseridir. Avizenin çevresine koyulan deve kuşu yumurtaları örümcekleri uzak tutar. Taşların üzerindeki eğimle akan su herhangi bir pompaya ihtiyaç duymadan şadırvanlardan akmaya devam eder. Sarhoş İbrahim namlı sanatkarın süslediği camlar camiye her mevsim ayrı bir renk verir.

Mimar Sinan’ın Süleymaniye’de def çalıp, nargile tüttürdüğü söylentisi bir gün Kanuni’nin kulağına gider.  Süleymaniye Camisi’nin inşaatının bir türlü bitmemesinin sebebini buna yorar. Koca Sinan’ı çağırtıp, bu mübarek mekanda def çalmanın, nargile içmenin ne demek olduğunu sorar. Sinan, nargile dumanı ve def sesi ile ortamın sesini ölçtüğünü söyleyince affedilir.

Süleymaniye’nin temeline ilk kazmayı 1549 yılında, zamanının alimi Ebussuud Efendi atar. Caminin açılışı ise 8 sene sonra 1557’de gerçekleşir.

Caminin dört minareli olması, Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah olduğunu, dört minarede toplam 10 şerefe olması, Osmanlı’nın 10. padişahı olduğunu temsil eder, diye rivayet edilse de zorlama bir rivayettir.

Mimar Sinan’ın Ustalık Eseri – Selimiye Camii
Selimiye Camii - Mimar Sinan'ın Ustalık Eseri

Selimiye Cami – Mimar Sinan’ın Ustalık Eseri

Selimiye Camii…

Mimar Sinan’ın ustalık eseridir Selimiye Camii. Bir başyapıttır. Edirne’nin sembolüdür. Kanuni’den sonra gelecek olan oğlu Sultan Selim’in adını taşır. İnşaatına 1568 yılında başlanmış, altı sene sonra 1574 yılında açılmıştır.

Sultan 2. Selim’in bu camiyi İstanbul’a değilde Edirne’ye yaptırmasının bir kaç sebebi olduğu varsayılır. Öncelikle İstanbul’da büyük bir camiye daha ihtiyaç yoktur. Ayrıca babasının yaptırdığı Süleymaniye Camisine rakip olacak bir cami yaptırmak istemez. Sultan Selim’de kendi adını taşıyacak bu camiyi önceki başkent Edirne’ye yaptırır.

Cami Mimar Sinan’ın diğer yapıtlarının aksine, Ayasofya gibi tek bir büyük kubbeye sahiptir. Bu bir kubbenin, bir olan Allah’ı temsil ettiği düşünülür. Camide 99 pencere vardır, bunun Allah’ın 99 ismini temsil ettiği düşünülür. Vaaz kürsüleri de 4 tanedir, bunun da 4 hak mezhebi temsil ettiği düşünülür. Caminin bütün külliyesinde 32 kapının bulunması, 32 farzı temsil ettiğini düşündürür.

Selimiye Camisinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de minarelerdir. Dört minaresinden ikisine, üçer merdivenle çıkılır. Sarmal bir şekilde ilerleyen bu merdivenlerden aynı anda çıkmaya başlayan 3 kişi, birbirini görmeden en yukarıya kadar çıkar. Buna karşın, bu minareler çok incedir. Geometriyi taşla birleştiren Mimar Sinan’ın eşsiz bir harikasıdır bu minareler.

Selimiye Camisi Balkan Savaşları sırasında Bulgar işgaline uğrar. Bulgar Kralı’nın Selimiye hakkında söyledikleri için buraya tıklayın.

Ters Lale’nin Sırrı
Selimiye Camii Ters Lale Figürü

Selimiye Camii Ters Lale Figürü

Lale ebced hesabıyla 66’ya denk gelir. Allah kelimesi de ebced’de 66’ya denk geldiğinden cami süslemelerinde lale motifine çok sık rastlanır. Lakin Selimiye Camisindeki ters lalenin ne anlam ifade ettiğine dair bugüne kadar tatminkar bir açıklama yapılamamıştır.

Rivayete göre Selimiye Camisinin yapılacağı arsada bir lale bahçesi varmış. Sahibi yaşlı ve inatçı bir kadınmış. Uzun uğraşlar ve çok paralar karşılığında arsayı devlete vermeyi kabul edince, son bir şart olarak camide lale figürünün olmasını istemiş. Bu şartı da kabul eden Mimar Sinan caminin içerisine, sütunlardan birine küçük bir lale motifi çizdirmiş. Lakin bu motif, kadının aksiliği vurgulamak için tersten çizdirmiş.

Aynı zamanda Ters Lale figürünün, zaman geçtikçe aşağı doğru kaydığı varsayılır. Sütunun üstü çentiklerle doludur ve bu çentiklerin lalenin eski yerini gösterdiği varsayılır. Yine rivayete göre ters lale motifi yere değince, kıyamet vakti gelecektir.

Tabi bu rivayetin hiçbir dayanak noktası yoktur.

40 Çeşme Sularının Getirilmesi ve Mimar Sinan’ın Suyunun Kesilmesi

Bozdoğan Su Kemeri

Tarihi Su Kemerlerinden Biri – Bozdoğan Su Kemeri

Mimar Sinan’ın başından geçen ilginç bir olaydır 40 Çeşme Suları… Kanuni zamanında İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için Mimar Sinan’a görev verilir. Koca Sinan, 1564 yılında dokuz senelik bir çalışmanın sonunda şehrin dışındaki su kaynaklarını Kağıthane civarında toplayıp, oradan da geçitler yaparak İstanbul’a ulaştırır. Böylece Kağıthane’den gelen sular, İstanbul halkına 40 kadar çeşmeden umumi olarak dağıtılır.

Kırk çeşme suyu, aslında Mimar Sinan’ın yaptığı en büyük eserlerden biridir. Ancak birbirinden çok uzak mesafelerdeki ünitelerden oluştuğu için, çıplak gözle yapının bir bütün olarak görünmemesi yüzünden fazla bilinmemektedir. Kırk çeşme suları, zamanının en büyük, en modern su taşıma tesisidir.

Kanuni Sultan Süleyman, bir ferman çıkartarak döşenen boru hatlarının hiç kimsenin evine gitmemesini söyler. Ancak 40 çeşmenin mimarı Sinan müstesnadır. Sultan Süleyman, Koca Sinan’a kendi evine de su taşımasına müsaade eder.

Lakin zaman geçer, Sultan ölür. Mimar Sinan 99 yaşında ölmek üzeredir. Koca Sinan’ı, Topkapı Sarayı’na çağırırlar. Hiç kimse evine özel olarak su almasın, diye ferman olduğu halde, neden Sinan’ın evinde çeşme olduğunu sorarlar.

Mimar Sinan, bu duruma Sultan Süleyman’ın izin verdiğini söyler. Saraydakiler, bu iznin yazılı olup olmadığını sorunca, Sinan bunu Kanuni’nin kendisine sözlü olarak söylediğini söyler. Gösterdiği yararlılıktan dolayı bu izin kendisine verilir. Sonuçta karar verilir. Yararlılığı görülen herkesin evine çeşme bağlanamayacağına göre, 99 yaşındaki Mimar Sinan’ın evine de çeşme bağlanamayacağına karar verilmiştir. Zaten az bir ömrü kalan Koca Sinan’ın evinden, çeşme böylece sökülmüş olur.

Koca Sinan Hakkındaki Hikayeler – Mimar Sinan’ın Sırları

Mimar Sinan Kimdir? hakkında bazısı pek de kesin olmayan hikayeler anlatılır. Bunlardan ters lalenin sırrını yukarıda yazdık. Şimdi diğer sır dolu ilginç hikayeleri de kısaca açıklayalım:

Peygamber’in Kanuni’nin Rüyasına Girmesi

Rivayete göre bir gece Kanuni Sultan Süleyman rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Peygamber, Kanuni’ye bir cami yapmasını söyler. Mihrabı burada, minberi burada olsun, diyerek de tarif eder. Ertesi gün Mimarbaşı Sinan’ı çağıran Kanuni, caminin yapılacağı yeri gösterir. Ancak Kanuni, mihrabın ve minberin yerini unutmuştur. Padişahı dinleyen Mimarbaşı Sinan, mihrabı buraya, minberi de buraya yapalım, diyerek rüyada peygamberin işaret ettiği yeri gösterir. Kanuni bu duruma şaşırıp, rüyasından haberi olup olmadığı sorar. Koca Sinan; padişahım, rüyada iki adım arkanızdaydım, diyerek cevap verir. Süleymaniye Camisi bu şekilde yapılır.

Japon Bilim Adamları ve Mimar Sinan’ın Zekası

Süleymaniye Camisi’nin 1950’li yıllarda Haliç’e doğru kaydığı tespit edilir. Bunun üzerine Japonya’dan inşaat ustaları ve mimarlardan oluşan bir ekip gelir. Japonlar çözüm olarak 18 noktaya destek yapılmasına karar verir. Ancak her kazdıkları yerde zaten Mimar Sinan’ın destek koyduğunu görürler. Tabi bu hikayede garip olan bir nokta vardır. Madem destekleri vardı, Süleymaniye Camisi neden Haliç’e doğru kaymıştır. Japonlar, Mimar Sinan’ın zekası karşısında hayrete düşüyor, diye başlık atanların bunu bir düşünmesi gerekir.

Bu Minare Yamuk – Mimar Sinan Küçük Bir Çocuğu Dinliyor

Koca Sinan, Süleymaniye Camisinin inşaatının sonuna gelmiştir. Küçük bir çocuk; bu minare yamuk diye bağırınca, Sinan çocuğu yanına çağırır. Koca Sinan, hiç istifini bozmadan gayet ciddi bir tavırla çocuğa; iyi ki gösterdin, der. Sonra minareye halatları attırır ve çekin diye bağırır. Ne zaman ki küçük çocuk; minare düzeldi, der; o zaman işçiler halat çekmeyi bırakır. Koca Sinan bir çocuğun gönlünü böyle hoş eder. Yoksa ne minare yamuktur, ne de halatla çekmekle yamuk minare düzelir.

Süleymaniye Camisinin Temelleri İki Sene Boş Bekliyor

Süleymaniye Camisinin temelleri atıldıktan sonra, Mimar Sinan iki sene boyunca inşaata uğramaz. Baş mimarının işleri savsakladığını düşünen Kanuni Sultan Süleyman, Koca Sinan’ı buldurup hesap soracaktır. Ama Sinan’ın cevabı hazırdır. İnşaatın temeli iki sene boyunca iki kış, iki de yaz görerek, kendine gelmesi beklenmiştir. Böylece daha sağlam olacaktır. 

Aynı durum Süleymaniye’den bin sene önce inşa edilen Ayasofya içinde söylenir. Ayasofya’nın da mimarının, temeli attıktan yıllar sonra inşaata başladığı çeşitli yerlerde rivayet olunur.

Koca Sinan’ın Ölümü – Mimar Sinan’ın Mezarı

1954'te Çekilen Fotoğrafta Mimar Sinan'ın Türbesi

1954’te Çekilen Fotoğrafta Mimar Sinan’ın Türbesi

Mimar Sinan’ın biyografisinde artık sona geldik. Koca Sinan’ın ölümüne…

1489 yılında doğan Sinan, neredeyse bir asır yaşamış, 1588 tarihinde, 99 yaşında ölmüştür. Bu 99 senede Osmanlı Devleti’ne unutulmayacak başyapıtlar bırakmıştır. 300 civarında eserde, adı baş mimar olarak geçen Koca Sinan’ın, ismi baki kalacaktır.

Bugün İstanbul’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bulunmaktadır. Anadolu’da sayısız okulda, sayısız sokakta ismi geçmektedir. Onun hakkında yeni kitaplar çıkmakta, yeni makaleler yazılmaktadır. Bazen de Mimar Sinan’ın gizlediği sır bulundu, şifresi çözüldü, vs. vs. gibi asılsız iddialar ortaya atılmaktadır ki, bu da halkın ona olan ilgisinin hala canlı olduğunu göstermektedir.

Koca Sinan kendi türbesini de kendi yapar. Ölümünden sekiz sene önce, 1580’de Süleymaniye Külliyesinde kendine yaptığı türbeye gömülür. Bu büyük insan, ölümünün ardından beş asır geçmesine rağmen hala ününü korumaktadır. Yaptığı eserleri ve adı, her şeyi yutan zamana meydan okumaya devam etmektedir.

Kaynakça – 

    1. Erol 8 Mart 2019
      • Nocte 4 Mayıs 2019

    Bir Yorum Yap