Oblomov Kitap İncelemesi – Oblomovluk Nedir?

Acem işi bir hırkası vardır. O kadar geniştir ki kendisini iki defa sarabilir. Bu yumuşak, uysal, efendisinin en küçük hareketine bile boyun eğen hırkanın, Oblomov için paha biçilemez bir değeri vardır.

Uzanmak; başkaları için dinlenmek, belki tembellik iken, Oblomov için yaşamanın en tabi halidir. Evde olduğu zamanlar -ki evde olmadığı zaman yok gibidir- hep aynı odada, aynı yatakta uzanır. Bu oda onun hem yattığı, hem misafirlerini ağırladığı, hem yemek yediği, hem de çalıştığı odadır. Evdeki diğer üç oda ise boş beklemektedir.

Yaşadığı odada resimler, porselenler gibi süs eşyaları olsa da, Oblomov ara sıra bunlara bakarak, bu ıvır zıvırı odasına kimin getirdiğini merak eder. Odası tamamıyla pislik içindedir. Sanki terk edilmiş gibidir. Odanın terk edilmediğine dair tek kanıt, yeni okunmuş gibi masada açık halde duran gazetedir. Bu gazetenin tarihi de bir sene öncesine aittir.

Kahyadan Mektup

Oblomov, çiftliğinin kahyasından bir gün mektup alır. Ürünün bu sene de az çıkacağı, mahsulün kötü olduğu, gelirin azalacağı yazmaktadır mektupta. Aslında 3 senedir, 3. defa alıyordur bu mektubu. Bir tedbir alması gerektiğini biliyordur. Bunun için çalışıyor, yani düşünüyordur. Ama henüz düşünceleri olgunlaşmamıştır.

Bu üçüncü defa gelen mektup, Oblomov’a bir an önce harekete geçmesi gerektiğini düşündürür. O gün erkenden kalkar. Her zamanki gibi yatağında kahvaltısını yaptıktan sonra, kalkıp uzun uzun çiftlik işini düşünmeye karar verir. Yarım saat kadar yatakta bunları düşünürken, aslında düşünmek için yataktan kalkmaya gerek olmadığını fark eder. Çünkü insan pekala yatarak da düşünebilir.

Gamsızdır Oblomov. Ama ona sorsan hiç de öyle değildir:

-Ben mi gamsızım? Dur sana Kahya’dan aldığım mektubu göstereyim. Durmadan kafa patlatıyorum, sen gelmiş bana gamsız diyorsun!

Zahar

Zahar, Oblomov’un yaşlı uşağıdır. Efendisi gibi o da hayatın ona yüklediği kurallara göre değil, kendisinin hayata yüklediği kurallara göre yaşamaya çalışır. Evde tahta kurusu gördüğünü, evi temizlemesi gerektiğini söyleyen efendisi Oblomov ile aralarında şöyle bir diyalog geçer:

-Dünyada tahta kurusu varsa ben ne yapayım. İcat eden ben değilim ya bunları…

-Pislikten oluyor, pislikten. Saçmalayıp durma.

-Pisliği de ben icat etmedim.

– Senin odanda sıçanlar da var. Bütün gece koşuşup duruyorlar, işitiyorum.

-Sıçanları da ben yaratmadım. Bütün bu hayvanlar, kediler, tahta kuruları her yerde bol bol var.

Bu şekilde düşünüp Zahar kendini hep haklı çıkarmaktadır. Oblomov onun efendisidir lakin düşüncelerinde haksız olduğunu ona anlatamaz.

Zahar’ın efendisine karşı en büyük silahı ise temizlik yaparken bütün evi alt üst edeceğini söylemesidir. Düzeninin değişmesine katlanamayacak olan Oblomov, bu yüzden Zahar’a ne zaman evi temizlemesi gerektiğini söylese pişman olur.

Oblomov’un Hayatının Amacı Nedir?

İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamakla yeterince iş göreceği kanısına vardı.

İnsanlar Oblomov’a gelip; ne yaptıklarını, ne işte çalıştıklarını, ne kadar kazandıklarını anlatırlar. Çalışmak diğer insanlar için hayatın anlamına dönüşmüştür. Oblomov ise başkalarının işlerinde bu kadar çok çalışan insanları anlayamaz. Onun bir çiftliği vardır. Hiç ilgilenmediği bu çiftlik bile onu yormaktadır.

Bir gün; insan çalışmayıp da ne yapacak, diyen bir arkadaşına Oblomov hayatın amacını açıklar bir biçimde şu yanıtı verir:

-Ne bileyim ben, insan bir şeyler okur, yazar.

Aslında fazla okuduğu da yoktur Oblomov’un. Önemli bir eser çıktığını duyunca okumaya heveslenir. Lakin büyük bir telaşla aldığı o kitabı da ya hiç açmaz, yada başından biraz okur ve unutulur o kitap. Ve yapmadığı her şey için mantıklı bir bahanesi vardır. Neden okumadığını, yazarları beğenmediğini söyleyerek açıklar Oblomov:

Bir insan alıp, kopyasını çıkarıyorlar. Gerçeğe uygun oluyor diye övünüyorlar. Ama hayat ne oluyor? Eserlerinde o yok işte! Dünyayı kavrayış, insanları gerçekten anlayış yok!

Oblomov Ne Düşünür?

Oblomov herhalde kendisini bir düşünce işçisi, hatta düşünce ustası filan saymaktadır. Böyle sanmakta haklı olduğu yönler de vardır. Çünkü o yüksek düşüncelerin zevkine varmıştır bir kere. İnsanlığın çektiği dertleri; açlığı, savaşları, göçleri, evsizliği düşünüp içten içe üzüldüğü çoktur. Bazen de kendi hayatını düşünür, hepimizin duyduğu pişmanlıkları duyar geçmişteki hataları için. Ama en çok insanların sahteliğini, ahlaksızlığını düşünür. Çünkü bayılır insanların çürük taraflarını ortaya dökmeye. Dünyadaki kötülüğün hepsine, tüm sahteliklere isyanı vardır Oblomov’un.

Aslında bu isyan, hayatı sadece kötülükle tanımlaması, her şeyi ve herkesi sahtelikle suçlaması, kedinin uzanamadığı ciğere mundar demesi gibidir. Hem genlerinden gelen tembellik ile hem de küçüklüğünden beri ona alıştırılan tembellikle diğer insanlar gibi yaşamaya korkmaktadır. Bu tembelliğin, bu miskinliğin, bu korkaklığın sebebini kendinde aramaz. Yıllarca dışarıya çıkmadan yaşamasının sebebini sadece dışarıdaki kötülükler olarak görür.

Oblomov’un Soylu Yaşamı – Doğu

Oblomov soylu bir aileden gelir. Küçüklüğünden beri ona bakan dadıları, hizmetçileri vardır. Bir yere kadar gidip, bir şey getirmesi gerektiği zaman ailesi asla buna müsaade etmez. Soylu gelenekleri her işini hizmetçilerine yaptırtması gerektiğini öğretmiştir. Küçüklüğünden beri böyle yaşamaya alıştırılmıştır Oblomov. Yetişkin bir insan olunca da bu alışkanlığını devam ettirmiştir. Uşağı her işini görür: Su içecekse sürahiyi, yazı yazacaksa kağıdı, dışarı çıkacaksa kıyafetlerini getirir. Öyle ki hayatında hiçbir zaman kendi çorabını, kendi giymemekle övünür Oblomov. Bir soylu olarak böyle bir iş onun şerefine gölge düşürebilir çünkü. Oysa başkaları, özellikle de komşuları olan Almanlar hiç de öyle değildir. Bir gün uşağı Zahar, Oblomov’a; başkaları gibi siz de yapabilirsiniz, dediğinde kendisini başkalarıyla nasıl bir tutabildiği için Oblomov çıldırır:

Başkaları dediğin, tavan aralarında pislik ve sefalet içinde yaşayan kaba, cahil, allahlık insanlardır. Uşak nedir bilmezler. Dışarıya gönderecek kimseleri yoksa kendileri giderler. Sobaya odun atmaktan, hatta bazen toz almaktan çekinmezler…

Ştolts – Batı

Ştolts, Oblomov’un çocukluk arkadaşıdır. Babası Alman, annesi ise Rus’dur. Oblomov nasıl bir rahatlık içerisinde büyüdüyse, Ştolts’da tam tersine bir Alman disiplini ile büyümüştür. Daha küçük bir çocukken bile babası onu hayatın zorluklarıyla karşı karşıya getirmiştir. Oblomov güzel bir köşkün içinde bir saksıdaki nadide bir çiçek gibi yetiştirilirken; Ştolts tersine sokaklarda büyümüş, çocuklarla kavga etmiş, ödevini yapmadı diye bir haftalığına evden kovulmuştur. Ştolts’un bir çiftlikte kahya olan babası, oğluna gerek akademik dersler, gerek çiftçilik üzerine pratik dersler verirken; annesi de piyano, tiyatro gibi sanatsal dersler vermiştir.

Ştolts haşere bir çocuk olmasına rağmen, bu disiplinli hayata da ayak uydurmasını bilmiştir. Üniversite okuyup, köyüne geri döndüğünde babası ona cep harçlığını vererek büyük şehirlere gitmesini, kendi yolunu çizmesini söylemiştir. Ştolts da ne yapacağım diye düşünmeden gitmiştir. Herhangi bir korkusu yoktur. Çünkü dışarıdaki hayatı biliyordur. İyi bir eğitim almasının verdiği güvenle, kendi kaderini kendisi yazacaktır.

Doğu mu Batı mı? – Hayaller

Hayaller… Hayaller üzerinden de karşılaştırır yazar Oblomov ile Ştolts’u, yani doğu ile batıyı. Oblomov’un hayali bir çiftliktir. Hiç çalışmadan orada yaşayacaktır. Mutfağında hizmetçiler olacaktır. Çok güzel bir eşi olacaktır. Samimi dostları olacaktır. Hiç çalışmadan ömrünü orada muhabbetle, sevgiyle, bazen de biraz okuyarak geçirecektir. Ona göre mutluluk budur. İdeal budur. Çalışanda bu yüzden çalışır.

Mademki para kazandıktan sonra köye gidip rahat etmeyeceksin, ne diye çalışıyorsun öyleyse!

Oysa Ştolts hiç böyle düşünmez. Onun hayali henüz işini yaparken ölmektir. Yani bir emekliliği, köye gidip yerleşmeyi düşünmez. Ömrünü çalışmaya adayacaktır. Çalışmak; Ştolts’un hayatının gayesi, içi, dışı her şeyidir.

Oblomov ailesinden kalan koca bir serveti eritmişken, Ştolts tersine ailesinden kalan az miktardaki parayı bir servete dönüştürmüştür. Oblomov Rus’dur, doğudur. Ştolts Alman’dır, batıdır. Rus yazar kitabında resmen kendi milletini Oblomov’la, Avrupa’yı da Ştolts’la temsil eder. Ve aslında şu soruyu sorar: Hangisi gibi olacaksınız; doğu mu batı mı?

Yazarın cevabı bellidir. Tabii ki batıyı seçecektir. Oblomov bir uyuşukluğun, tembelliğin vücut bulmuş haliyken; çalışmanın, disiplinin ve başarının kaynağını Ştolts gibi olmakta görür.

Bir Kadın Oblomov’u Yeniden Hayata Döndürebilir mi?

Ştolts, Oblomov’un en yakın arkadaşı ve onu dışarı çıkarabilen tek kişidir. Onu zorla dışarı çıkarıp bir davete götürdüğü zaman Olga ile Oblomov’u tanıştırır. Oblomov bundan sonra bir değişme göstermiştir. O Olga’ya, Olga da ona aşık olmuştur. Olga, hayatını Oblomov’u tekrar hayata döndürmeye adamıştır. Ama bu boşa bir çabadır. Ne olursa olsun, aşk bile Oblomov’u değiştirememiştir.

Niçin her şey böyle berbat oldu? Sana kim beddua etti İlya(Oblomov)? Ne günah işledin? İyi yüreklisin, zekisin, duygulusun, soylusun. Ama gene de eriyip gidiyorsun. Seni için için yiyen nedir? Bu hastalığın bir adı yok mu?

Vardır: Bu hastalığın adı Oblomovluk hastalığıdır.

Oblomovluk Nedir?

Oblomovluk tembellik, miskinlik demektir. Hayata, herkese ve her şeye karşı duyarsız kalmaktır. Ne haber bültenleri, ne aşk, ne de para peşinde koşmadan, artık kimsenin giymediği modası geçmiş bir hırka ve yayları yamulmuş bir kanepede hayatını geçirmektir. Ama Oblomovluluk geleceğe yönelik kurulan hayallere de engel değildir. Büyük bir çiftlik, çalışan ve para getiren köylüler, kendi kendine işleyen düzen, güzel bir eş…

Oblomovluk kavramını ilk ortaya atan, kitabın içindeki karakterlerden biri olan Ştolts’tur. Oblomov’un hiç bir iş yapmadan, köyde kurduğu büyük çiftliğinde mutluluk, huzur, sevgi ve bolluk içinde yaşama isteğini Ştolts Oblomovluk olarak kavramlaştırır.

Ştolts düşündü ve şöyle dedi:

Bu… bu bir Oblomovluluktur!

Oblomov’un Edebiyat Değeri Nereden Geliyor?

Oblomov; tembel, sürüngen hatta asalaktır. Eski Rus soylularından olan ailesinden kendisine kalan büyük bir çiftliğe ve bu çiftlikte çalışan 350 kadar köleye sahiptir. Yine de kitabı yazanda, okuyanda Oblomov’a sempati ile yaklaşır. Çünkü temiz kalplidir. Kin, nefret nedir bilmez. En telaşlı anlarında bile üzerinde zarif bir tembellik ve en acılı zamanlarında bile kimseye kötülük düşünmeyen, küfür etmeyen Oblomov’a nasıl kızılabilir ki!

İşte Rus yazar Gonçarov’un yazdığı Oblomov kitabının bir dünya klasiği olmasının, bu kadar çok sevilmesinin altında yatan neden budur. O yazar olmanın sırrını Oblomov’un ağzından şöyle verir:

Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.

Oblomov Sözleri – Alıntılar

Korkunç olan insanın ölmesi değil, ölmeden önce geçirdiği acılı saatlerdir.

İnsan her zaman nefsine hakim olamaz. Bazen şeytan kapılır, gözleri kararır, ne yaptığını bilemez olur, kafasını duman bürür. Temizliğe ve masumluğa olan saygısı bir girdaba sürüklenir. Bir tutku insanı sarar, o zaman kendimize hakim olamayız artık. Ayaklarımızın altında bir uçurum açılır.

İçini dökmek mutluluğun temelidir; insanın kalbinden geçen hiçbir şey dostundan saklı kalmamalı…

Birçok insan iyilikten utanarak söz ettiği halde, kendilerini lekeleyebilecek ve boş ve kötü sözleri yüksek sesle ve cüretle söyler.

Seven bir kalp bilir!

Sen iş görme gücünü daha çocukken Oblomovka’da teyzelerin, dadıların, lalaların arasında kaybettin. Çoraplarını kendin giymesini bilmiyordun. Şimdi de nasıl yaşayacağını bilmiyorsun.

Hayat çocuk oyuncağı değildir, şakaya gelmez. Cezanı çekeceksin.

Aşk, dostluk kadar ince eleyip sık dokumaz. Çoğu zaman gözü kördür.

Bir rüya görmüş gibiyim, hiçbir şey olmamış sanki!

İçinizdeki güç canlandığı zaman, çevrenizdeki hayat da yeni bir anlam kazanacak, şimdi görmediğimiz şeyleri görecek, işitmediğiniz şeyleri işiteceksiniz: Sinirleriniz birer tel gibi ses verecek, dünyaların müziğini duyacaksınız, otların büyüdüğünü işiteceksiniz. Bekleyin, acele etmeyin, bir gün kendiliğinden olacak bu.

Harun Çelik Oblomov Kitap Videosu

Küçük Prens Kitap Analizi için tıklayın..

Küçük Prens Özeti – Kitap Tanıtımı ve Yorumu