Putların Alacakaranlığında – Friedrich Nietzsche

Putların Alacakaranlığında

Hani Sokrates; ben iktidar sahiplerini rahatsız eden bir at sineğiyim, demişti ya… İşte Friedrich Nietzsche’de öyledir. Bir psikolog olarak bütün bir toplumu, bütün bir sistemi eleştiren bir at sineğidir adeta. En doğru kabul edilenlerin çelişkilerini ortaya döker, onları yanlışlar. Nietzsche bu kabul edilmiş yanlışları, zamanımızın putları olarak değerlendirir. Bu putlar, antik çağ putları gibi taştan, sopadan değildir belki. Lakin bu onların en çok inanılan putlar olduğu gerçeğini de değiştirmeyecektir. Ve Friedrich Nietzsche zamanımızın putlarına, bu küçük kitabıyla savaş açar. Putların Alacakaranlığında kitabı, Nietzsche’nin putları kırmak için attığı eleştiri oklarıdır en net haliyle.

Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığında adlı kitabında, putları devirmek için attığı okları kısa bir şekilde derlediğim bu yazıda, sadece başlıklarda müdahil oldum. Bundan sonra söz Nietzsche’nin:

Friedrich Nietzsche Ne Yapmak İstiyor?

Bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesi, değerlerin tekrar kazanılması…

Ruh gelişiyor. Güç, yaralanarak kendini onarıyor. Dirilişin bir diğer şekli putları açığa çıkartmak ve onların ağzını aramaktır. Artık dünyada gerçeklerden de çok put var. İşte benim kem gözümün gördüğü, kem kulağımın işittiği şey bu…

Artık antik putlar yok… İçi boş putlar da yok… Bu onların en çok inanılan putlar olduğu gerçeğini değiştirmez. Aslında özellikle de en ünlüleri put olarak bile görülemez.

Önceden vicdan ne kadar çok azap çektiriyordu. Ne kadar keskin dişleri vardı öyle! Peki bugün derdimiz ne acaba… Bir dişçi sorunu…

Sokrates’in Bulduğu İlk Put: Akılcılık

Nietzsche Sözleri

Sokrates’in akıl yürütme ve kıyaslama gücü: Sokrates soylu bir aileden gelmiyordu. Üstelik çok da çirkindi. Bu onun toplumda dışlanmasına neden oldu. Ama Sokrat bu dışlanmaya karşı bir silah geliştirdi. Soylulara karşı kullandığı ve kendisine itibar sağlayan bir silah… Akıl yürütme ve kıyaslama silahı…

İşte ilk put: Sokrates’in bulduğu soylulara karşı kendi itibarını kazanmak için kullandığı bir silah olan akılcılık putu… Her ne pahasına olursa olsun akılcılık seçeneği insanın iç dünyasından yoksun, hatta ona düşmanca bir tavır takınan, insanın gözünü körleştirici, kuru yavan, soğuk, tedbirli, salt bilinç düzleminde var olan ışıltılı bir hayat… Aslında bir hastalık biçiminden, bir diğer hastalık biçiminden başka bir şey değildir. Ve dolayısıyla saf akılcılık; mutluluğa, erdeme ulaştıracak bir yol değildir.

Akıl=Erdem=Mutluluk… Bu bir saçmalık değil de nedir?

Çünkü hayat yükseldikçe, derinleştikçe, yeni boyutlara kavuştukça; mutluluk ile iç alem birbiri ile birleşir.

Başka Bir Put: Öteki Hayat

Bu dünya bir yanılsama değil mi? Asıl olan öteki dünya… Burası bir konak sadece… Konduk ve göçücez. Ve asıl olan ölümden sonra başlayacak. Peki ne biliyoruz asıl olan hakkında? Cennet, cehennem bizim için ne anlam ifade ediyor? Masalsı benzetmeler sadece…

Yani bilmiyoruz, idrak edemiyoruz asıl olanı. İdrak edemeyince de daha gizemli, daha çekici oluyor. Bir erkeğin ilk defa aşık olunca kadını yüceltmesi gibi yüceltiyoruz. Oysa aşık olduğu kadın, hiç hayal ettiği gibi bir melek değil, bilinmez değil, kusursuz değil…

Nietzsche’nin Ahlakçılık Putu

Nietzsche
Hayat neyi ispatlar! Neye işaret eder hayat? Burada, bu hayatta, her ne suretle olursa olsun, doğru olan bir şeyler olmalı!

Bütün ahlak/ahlakçı canavarlar bütün tutkular öldürülmelidir, fikrinde birleşmişlerdi.

Dinler haz veren duygunun, kibrin, iktidar hırsının, açgözlülüğün, dünyevi hırsların, intikam alma duygusunun önüne geçmeye çalıştılar. Bunu yasaklar koyarak yaptılar. Oysa tutkunun köklerine saldırmak, hayatın köklerine saldırmak demektir. Kilise, tutkulara karşı kesip-kopararak savaş açtı.

Tanrının kendisinden hoşnut olduğunu düşünen aziz, ideal hadım edilmiş bir kişidir. Oysa Tanrı’dan beklentisi, Tanrı istediği için saldırdığı kendi isteklerini, öteki hayatta burada yaşayabileceğinden çok daha fazla şekilde karşılamak olacak…

Kendilerine benzeyerek erdemli olmalarını isteyen, yani kendileri gibi bağnaz olmalarını isteyen inatçı ahlakçılar mevcut…

Ahlakçılar: Düzenin bekçileri… İnsanın ıslah edicileri…

Din ve ahlak bekçileri her çağda aynı şeyi yapmaya çalıştılar. İnsanlığı düzeltmek… Oysa bu terbiye ediciler, insanın iradesini, öz güvenini yitirmesine sebep olur. İnsan kendisini mutlu eden her şeye şüpheyle bakar. Kendi kararlarını vermektense, onların kararlarını yerine getirmeyi tercih eder.

Bunun insanı bir sirk hayvanı gibi evcilleştirmekten ne farkı vardır ki!

Özgür İrade Yanılgısı

Friedrich Nietzsche kitap
Hayat yaşamaya değmez. Sokrates bile ölürken aynı şeyi söylemişti: Yaşamak uzunca bir süre hasta olmak demektir.

İnsanlar suçlu olabilecek kadar özgür…

Özgür irade var demek, insanı yaptıklarından sorumlu tutmak demektir. Yani insan cezalandırılabilmek için onda kendisine ait bir iradenin varlığından bahseder. Oysa hiç kimse şu an da var olmasından mesul değildir. Yada şu anda içinde bulunduğu şartlarda ve ortamda yaşıyor olmasından da mesul değildir.

İnsanın tabiatını şu veya bu amaca havale etmek istemesi saçma bir şeydir. Amaç kavramını biz icat ettik: Gerçekte bir amaçtan yoksunuz. Geliştirdiğimiz Tanrı kavramı, şimdiye kadar varoluşun en büyük reddiydi. Tanrıyı reddediyoruz. Tanrıyı inkar etmekle, mesuliyeti de reddetmiş oluyoruz.

Sahte Dindarlık

Sahte dindarlık, insanlığı ıslah ettiğini düşünen bütün filozofların ve papazların tek mirasıdır. Manu olsun, Eflatun olsun, Konfüçyus yada Yahudi ve Hristiyan öğretiler olsun, hiçbiri, hiçbir zaman yalan söyleme haklarından kuşku duymadılar. Daha fazlası, daha başka diğer haklara da sahip olduklarından da hiç şüphe etmediler.

Tek bir cümle ile formüle etmek gerekirse şu söylenebilir: Şimdiye kadar insanlığı ahlaklı yapmak için başvurulan her yol, bütünüyle ahlaki olmayan olmuştur.

Darwin’e Bir Ok

Darwin’in ünlü hayat mücadelesi, doğal seleksiyonu… Hayat mücadelesi elbette gerçeğin ta kendisidir. Ancak istisnai bir durum olarak hayatın genel yönü açlık ve endişe değildir. Bilakis refah, lüks ve hatta saçma boyutlara varan savurganlıktır. Böyle bir yerde, eğer ille de bir mücadelenin varlığından söz edeceksek; o ancak güç mücadelesidir.

Zayıf, akla daha fazla sahiptir. İnsanın akıl elde edebilmesi için, önce bir akla ihtiyaç duyması gerekir. Akla ihtiyaç duymayanlar, eninde sonunda akıllarını kaybederler. Güce sahip olanların, akıllarıyla yolları ayrılır. Burada akıldan söz ederken; sezgiyi, sabrı, duygularını gizlemeyi, kendini kontrol edebilmeyi, taklitçilikle ilgili her şeyi kapsayacak anlamda kullandığım anlaşılıyor olmalı.

Politikacının Analizi

Onun, kendim için bir şey istiyorsam namerdim! dediğini söylüyorsun! Biraz yakından bak bakalım, ne göreceksin! Belki de onun en kötü avantajı istediğini… Kendisini insanlardan üstün hissettiğini…

Friedrich Wilhelm Nietzsche Kimdir? Hayatı ve Düşünceleri