Sokrates Kimdir? Felsefesi, Hayatı, Sözleri, Ölümü ve Önemi

Sokrates… İlk bilge, ilk filozof, ilk felsefeci, düşüncenin, aklın, mantığın ilk temsilcisi… Antik Yunan Medeniyetinde, Atina’da bundan 2500 sene kadar önce yaşayan Sokrates keskin zekası ve çirkinliği ile tanınıyordu. Kendini Atinalılar’a bir zararı olmayan, ancak onları rahatsız eden bir at sineğine benzetiyordu. O her ne kadar hiçbir şey bilmediğini iddia etse de bilgelerin, filozofların piri ve ilki oydu. Peki Sokrates neden hiçbir şey bilmediğini iddia etti? Delphi Tanrısına en bilge kişinin kim olduğu sorulduğunda niye Sokrates’tir cevabını verdi? Hiçbir şey bilmeyen filozof, nasıl insanların en bilgini oluverdi?

Sokrates’in Yaşamı

Soylu değildi. Zengin değildi. Atina’da bir işi bile yoktu. Aşırı şekilde çirkindi. Banyo yapmaz, tıraş olmazdı. Gençliğinde Atina için Spartalılar’a karşı üç ayrı savaşta yer almıştı. Evlendi. Üç oğlu oldu. Fakirdi. Sabahtan akşama felsefesini yapar, tartışacak birilerini bulur, onlarla tartışır yada gençlerle konuşurdu. Sofistler gibi paylaştığı bilgeliklerden dolayı para kabul etmezdi. 71 yaşında Tanrılara inanmamak ve Atina’nın gençlerini yoldan çıkarmak suçlarından idamına hükmedildi.

Babası oğlunun kendisi gibi bir heykeltıraş olmasını istemişti. Ama Sokrates annesinin işini daha çok benimsemişti. Yani ebeliği… Sokrates kendini kavramların ebesi olarak görüyordu. Zaten filozofların işi, yani felsefe de kavramlar değil miydi? Doğru zannedilen, ama aslında yanlış bilinen kavramlar…

Ve Sokrates doğru bilinenlerle, özellikle de doğru bildiğini zannedenlerle uğraşmaya başladı. Kötü şöhretinin, sonunda cezalandırılacak olmasının sebebinin de bu olduğunu söyleyecekti. Ama hepsinin bir başlangıç noktası vardı: Delphi Tapınağındaki rahibin o sözleri…

Hiçbir Şey Bilmeyen Filozof: Sokrates

Sokrates’in ve aslında felsefenin bu sıra dışı hikayesini başlatan şey; Delphi Tapınağındaki Tanrının sözcüsü sayılan bir rahibeye sorulan soru olmuştu: Dünyadaki en bilge kişi kimdir?

Rahibenin soruyu soran Koruefon’a cevabı şöyle olmuştu: Onu uzaklarda arama Koruefon… Dünyadaki en bilge kişi, senin arkadaşın Sokrates’tir.

Ve Koruefon bunu Sokrates’e anlattı. Oysa Sokrates her yerde aynısını söylüyordu: Ben hiçbir şey bilmiyorum!

Tanrı yalan söylemez, yalan onun özüyle uzlaşır bir şey değil! – Sokrates

Bundan sonra Sokrates Tanrının gerçekte ne demek istediğini anlamak ve Tanrının sözlerini yalanlamak için kendisinden bilge kişiler aramaya başladı.

Sokrates ünlü ve bilge kişilere, mesela devlette görev alan üst düzey bir yöneticiye, halkın saygı duyduğu bir şaire veya bir zanaat ustasına, bilge kimi görürse gidiyor, ona kısa sorular soruyordu. Sokrates’in uzun cümlelerle işi yoktu. Soru cevap formatındaki diyaloglarla karşısındakinin bildiği sandığı şeyi, aslında bilmediğini ortaya döküyordu.

Sokrates’in bildiği bir şey yoktu. Aslında Sokrates felsefesinin temeli de buydu: Hiçbir şey bilmemek! O sadece bir çocuk gibi bilmiyor ve karşısındakine bunun neden böyle olduğunu soruyordu. Ve keskin zekası her seferinde Sokrates’i tartışmalarda galip duruma getiriyordu. Sokrates’in sürekli ispat ettiği şey: kendisinin bir şeyi bildiği değil, karşısındakinin bir şey bilmediği oluyordu.

Şimdi Tanrının sözü doğru çıkmıştı. Sokrates’e göre en bilge kişi gerçekten kendisiydi. Çünkü insanlar bir şeyleri bildiklerini sanıyorlardı. Ama aslında bilmiyorlardı. Sokrates ise hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı. Bu yüzden hiçbir şey bilmediğini fark eden Sokrates en bilge kişi oluyordu.

At Sineği Benzetmesi

Ben Tanrının devletin başına musallat ettiği bir at sineğiyim. – Sokrates

Sokrates toplum tarafından saygı gösterilen soylular, zenginler, devlet görevlileri gibi nicesiyle tartışmalara girdi. Onların bir şey bilmediğini göstererek onurlarını kırdı. Saygınlıklarına zarar verdi. Böylece birçok düşman kazandı. Ve sonunda mahkemeye çıkarıldı. Oysa Sokrates’e göre bir sinek, bir ata ne kadar zarar verebiliyorsa, felsefe de Atina’ya o kadar zarar verebilirdi. O bir at sineğiydi. Zararı olmayan ama rahatsız edici bir at sineği…

Sokrates; beni öldürmekle kendinize zarar vereceksiniz, diyordu. 71 yaşında mahkemedeki ünlü savunmasında bu at sineğinin neden yaşaması gerektiğini şu şekilde açıklıyordu:

Beni öldürürseniz; hem büyük hem cins, ama büyüklüğünden dolayı ağır ve dürtülmek isteyen bir ata benzeyen devleti yerinden oynatmak için Tanrının musallat ettiği benim gibi bir at sineğine kolay kolay bir halef bulamazsınız. Ben Tanrının devletin başına musallat ettiği bir at sineğiyim. Her gün, her yerde sizi dürtüyor, kandırıyor, azarlıyorum. Benim gibi bir kimseyi kolay kolay bulamayacaksınız. Onun için size, kendinizi benden yoksun bırakmamanızı tavsiye ederim.

Sokrates’in Savunması

Sizin alıştığınız gibi kendimi müdafaa etmektense, alıştığım gibi söz söyleyip ölmeyi üstün görürüm. – Sokrates

Sokrates hayatı boyunca Atina sokaklarında gezmiş, insanlarla konuşmuş, tartışmış, onların bilgeliklerini sınamış ve bilmediklerini ortaya çıkarmıştır. Özellikle Atinalı gençlerin ilgisini çeken bu adam Tanrılara inanmamak ve Atinalı gençleri kötü yola sevketmek nedeniyle mahkemeye verilmiştir.

Oysa Sokrates şöyle söyler: Ben Tanrıların varlığına, bütün beni suçlayanların inandığından daha yüksek bir anlamda inanırım.

Sokrates ise mahkemeye verilmesinin asıl sebebinin kıskançlık ve çekememezlik olduğunu söyler. Kim bilir nerede, hangi tartışmada Sokrates kendisini mahkemeye veren insanlarla tartışmış ve onları alay konusu etmiştir.

Nietszche ise yüzlerce yıl sonra Sokrates’in keskin aklıyla, çirkinliğiyle dalga geçen Atina soylularının saygısını kazandığından bahseder. Sokrates aklını adeta bir silah gibi kullanmıştır Nietszche’ye göre. Oysa Sokrates savunmasında yaptıklarını kutsal davasına adanmışlık olarak görür. Fakirliğini de buna kanıt olarak gösterir. Yıllarca Atina sokaklarında boş boş gezip gevezelik eden Sokrates, kendisini insanları erdeme ulaştırmaya çalışan bir peygamber gibi görür.

Sokrates savunmasıyla o gün idam cezasından kurtulamaz. Ama daha sonra gelecek olanlar için düşüncelerinden dolayı öldürülen filozof Sokrates bir kahraman, bir sembol olur.

Şimdi ben tarafınızdan ölüm cezasına, onlarda hakikat tarafından kötülüğün ve haksızlığın cezasına mahkum edilerek ayrılıyoruz. Ben cezalarıma boyun eğerim. Onlarda cezalarına boyun eğsinler. Herhalde böyle olması mukaddermiş. Belki de yerindedir. Şimdi eyy beni mahkum edenler. Size bir kehanetimi söylemek isterim. Çünkü ben şimdi hayatın öyle bir yerinde bulunuyorum ki, burada insanlar ölmezden önce kehanet gücüne erişirler. O halde benim katillerim olan sizlere haber veriyim ki, ölümümden çok geçmeden bana verdiğiniz cezadan daha ağır bir ceza sizi beklemektedir. Beni öldürmekle hayatınızın hesabını soranlardan kurtulacağınızı sanıyorsunuz. Fakat bana inanınız sandığınızın tam tersi olacaktır. Evet, hiç şüphe etmeyiniz.

Sokrates’in Ölümü

Yalnız şuna iyice inanınız yargıçlarım: Asıl mesele ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır. Çünkü kötülük ölümden hızlı koşar. – Sokrates

Sokrates küçüklüğünden beri kendisini kötü şeyler yapmaktan alıkoyan bir ilahi bir işaretten bahseder. Ne zaman kötü, yanlış bir şeye meyillense o işaretin kendisini uyardığını söyler. Ve şimdi mahkemede savunmasını yapmaktadır. Mahkemeye karşı bir daha felsefe yapmayacağını söylemesi hayatını kurtarmaya yetecektir. Ama Sokrates bunu yapmaz. Eğer yaşarsa soru sormaya devam edeceğini, çünkü bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyler.

Ve mahkemede söylediklerine, sonucunda baldıran zehri içip ölüm cezasına çarptırılmasına pişman değildir. Çünkü Sokrates’in söylediklerinde bir kötülük yoktur. Eğer kötü bir şey olsa o ilahi işaretin kendisini alıkoyacağını düşünür.

Üstelik ölümde kötü bir şey değildir. Sokrates ölümden sonrası için, orada sormak yüzünden ölüme mahkum edilmek tehlikesi de yoktur, diyerek mahkemeye gönderme yapar.

Sokrates’in Son İsteği – Vasiyeti – Sözleri

Atinalılar! Sizden dileyeceğim son bir şey kaldı. Çocuklarım büyüdükleri zaman erdemden çok zenginliğe yahut herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, sizde onlarla uğraşınız. Onları cezalandırınız. Kendilerine kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, sizde onları öyle azarlayınız. Bunu yaparsanız bana da, oğullarıma da doğruluk etmiş olursunuz.

Ve Sokrates savunmasında sona gelir:

Artık ayrılmak zamanı geldi. Yolumuza gidelim. Ben ölmeye, siz yaşamaya… Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı’dan başka hiç kimse bilemez.