2. Abdülhamid Han Kimdir? Yalanlar ve Gerçekler

2. Abdülhamid Kimdir?

Bazı tarihi değerler vardır. İnsanlar onu değer olmaktan çıkarıp, kendi ideolojilerine göre bir araç yaparlar. İkinci Abdülhamid tam da böyledir. Üzerinden bir asır geçmesine rağmen onun hala popüler olmasının, hakkında yalan veya doğru birçok bilgi bulunması, daha doğrusu bilgi kirliliği bulunmasının sebebi, aslında onu olduğu gibi değil, olmasını istedikleri gibi göstermek isteyenler…
Peki gerçek Abdülhamid kimdir? İşte bu sorunun cevabını verebilecek bir kitap var. Abdülhamid’i tanımak için kızı Ayşe Osmanoğlu’nun hatıralarını okumak gerekir. Biz bu makalede İkinci Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun, Babam Sultan Abdülhamid  kitabından gerçek Abdülhamid’i tanımaya çalışacağız.

Abdülhamid'in Kızı Ayşe Osmanoğlu

Babam Sultan Abdülhamid Kitabının Yazarı, İkinci Abdülhamid’in Kızı Ayşe Osmanoğlu

Kitabın Yazarı Hakkında – Duygusal Bir Önsöz

Babam Sultan Abdülhamid’in yazarı Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu. Ayşe Osmanoğlu 1924’te hanedanın sürgünüyle vatan topraklarından ayrılmıştır. 1951’de ise hanedan kadınlarına sürgün yasağı kalkınca memleketine döner. Kitapta Ayşe Osmanoğlu’nun kısa ama harika bir önsözü var. O yüzden önsözü olduğu gibi aşağıya koyuyorum. Böylece kitabın yazarı, Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun cumhuriyete, devlete, devletin devamına olan inancını görmüş olacağız.

Ben Ayşe Osmanoğlu, İkinci Abdülhamid’in onuncu evladı ve kızlarının altıncısı olarak 1887’de İstanbul’da, Yıldız Sarayı’nda dünyaya geldim. Annem, Müşfika Dördüncü Kadınefendi’dir.

Gözlerimi hayata açtığım günden bu ana kadar tatlı ve mesut günler de yaşadım, acı ve elemli zamanlar da geçirdim. Her insan gibi, saadetle felaketi yapan ve talih denilen takdire inanıyorum.

Hakiki bir Türk terbiyesi ve sağlam bir dini itikad ile büyüdüm. Türk oğlu Türk Osman Gazi neslinden geldiğimi hiçbir zaman unutmadım ve büyük ecdadımın memlekete, millete yaptıkları hizmetlerden doğan iftiharı daima kalbimde taşıdım.

Otuz seneye yakın, aziz vatanın hasret acısıyla Fransa’da meyus bir hayat geçirdikten sonra sevgili memleketime kavuşmuş olmaktan dolayı kendimi ne kadar bahtiyar hissettiğimi söylemek ihtiyacındayım. Bu büyük sevince bugünkü Cumhuriyet hükumetimizin adalet ve şefkatiyle nail olduğumuz için şükranlarımı arz etmeyi bir vecibe sayıyorum.

Ailemizin genci ihtiyarı, bu otuz yıllık zaman içinde Türk milletinin selamet ve saadetine dua etmeyi hayat düsturu saymışlar, Türk oğlu Türk olduklarını unutmayarak mukadderata tabi olmuşlardır.

Hatıralarımı yazmaktan maksadım sevgili milletime bir küçük yadigar bırakmak, sarayda geçen hususi hayatımızı hikaye etmek ve tarihimizin son devirlerinde yaşadığım ve şahidi olduğum vukuatı bildirmekle ufak bir hizmette bulunmak arzusudur.

Bu hatıraların tarihe de bir hizmet olacağını aziz ahbaplarımın verdikleri kuvvet ve arzu üzerine hatıralarımı, bildiklerimi, gördüklerimi, işittiklerimi yazmaya karar verdim.

Son nefesime kadar milletimin, vatanımın ebediliğine ve saadetine dua etmek en büyük, en mukaddes borcumdur.

Tanrı Türk milletini ve Cumhuriyetimizi daima korusun ve payidar etsin…Babam Sultan Abdulhamid Kitabı

Gerçek İkinci Abdülhamid Kimdir?

Benim Abdülhamid hakkında en sevmediğim konuyla başlamak istiyorum. Abdülhamid’in eşleriyle. Aslında kitapta bu tablonun daha geniş hali var. Hanımlarının doğdukları tarih, evlendikleri tarih ve öldükleri tarih yer almakta. Ben ise hanımlarının ve Abdülhamid’in evlendikleri tarihte kaç yaşında olduklarını yazıyorum. Sayfa üzerinde aldığım notlardan ötürü, fotoğrafını çekip paylaşamadım.

  1. Nazikeda Kadınefendi (16 – 25)
  2. Nurefzun Kadınefendi (17 – 26)
  3. Bedrifelek Kadınefendi (17 – 26)
  4. Bidar Kadınefendi (24 – 33)
  5. Dilpesend Kadınefendi (18 – 41)
  6. Mezidimestan Kadınefendi (16 – 43)
  7. Emsalinur Kadınefendi (19 – 43)
  8. Müşfika Kadınefendi (19 – 44)
  9. İkbal Sazkar Hanımefendi (15 – 48)
  10. İkbal Peyveste Hanımefendi (20 – 51)
  11. İkbal Fatma Pesend Hanımefendi (20 – 54)
  12. İkbal Behice Hanımefendi (18 – 58)
  13. İkbal Saliha Naciye Hanımefendi (17 – 62)

Yukarıdaki parantez içindeki sayılarda önce (kalın yazılanlar) hanımefendilerin evlendikleri zamanki yaşı, ardından da Abdülhamid’in evlendiği zamanki yaşı yer almakta. Yani Abdülhamid, ilk evliliğini 25 yaşındayken, 16 yaşındaki Nazikeda Hanımla yapmış. Son evliliğini ise 62 yaşındayken, 17 yaşında bir hanımla yapmış.

Sultan Abdulhamid

Lüks mü Yaşıyordu?

Daima sade giyinir, hiçbir alayişten hoşlanmazdı;

diyor Ayşe Osmanoğlu. Ama bu sadeliğin, ucuz bir sadelik olduğunu söylemek yanlış olacaktır. Çünkü devamında;

Bütün gömlek ve çamaşırlarını Paris Elçisi Münir Paşa’ya yaptırtıp gönderirdi. Avrupa’dan gelen bu çamaşır…

Şimdi bu yazıyı okuyanlar kızabilir. Adamın giydiği dondan sanane diyebilir. Lakin ben burada bir çelişki yakalıyorum. Gerçek Abdülhamid ile bazılarının ürettiği Abdülhamid arasında bir çelişki. Çünkü bazılarına göre bir evliya. Keramet gösteriyor, aynı anda hem İstanbul’da hem Mekke’de hac’da olabiliyor. Hızır ile Musa peygamberin hikayesindeki Hızır gibi birisini hikmetle öldürtüyor.

Peki böyle bir adamın iç çamaşırının Paris’ten gelmesi bir çelişki değil mi?

Cumalık elbiseleri, büyük üniformaları, takacağı nişanlar ve kılıcı esvapçıbaşının dairesinde saklanırdı. Giyeceği zaman selamlık odasına getirip hazır ederlerdi. Kendisini esvapçılar giydirirlerdi.

Ben burada en çok çoğul ekine takıldım. Bir Abdülhamid’i giyindirmek için kaç esvapçı çalışıyordu acaba.

Şehzadelik zamanında Hacı Emin Paşa Abdühamid’e Mekke’den getirdiği yüzüğü ve tesbihi hediye eder. Abdülhamid ölünceye kadar yüzüğü parmağında, tesbihi cebinde taşımış ve hayatı boyunca başka bir yüzük takmamıştır. Bu durum ise  gerçekten maddiyattan ziyade maneviyata önem verdiğini gösterir.

Bunların haricinde Abdülhamid herkesin bildiği üzere iyi bir marangozdur. Bu durum da sarayda zevke sefaya dalmadığını, kendine bir meşguliyet bulduğunu gösterir.

Abdülhamid’in Annesi Ermeni Miydi?

Ayşe Osmanoğlu, babasına düşmanlık için bu iddaanın ortaya atıldığını söylüyor. Abdülhamid’in babası Abdülmecid, Osmanlı hanedanının en çok evlenen ve en çok çocuk yapan sultanlarından birisi. Ancak Ayşe Osmanoğlu, dedesinin bütün haremlerinin Çerkez olduğunu, dolayısıyla Abdülhamid’in annesinin de Çerkez olduğunu söylüyor.

Payitaht Dizisi ve Abdülhamid’in Kitap Meselesi

Payitaht

Şu an Abdülhamid hakkında yayınlanan bir dizi var. Payitaht Abdülhamid. Orada gördüğüm bir sahnede Tahsin Paşa, Sherlock Holmes okuyor; Abdülhamid’de elinde bastonu pürdikkat dinliyordu. Ve bunu bir alışkanlığı olarak gösterdiler. Evet, kitap okutmak alışkanlığıydı ama gerçek durum şu şekildeydi:

Gece yatak odasında kitap okuturdu. Ayakucuna bir paravan konur, Esvapçıbaşı İsmet Bey kitap okurdu. Sonraları Hacı Mahmut Efendi ve Şifre Katibi Asım Bey’de okumuşlardır. Babam uykuya dalıncaya kadar okurlar, uyuduğunu hissedince yavaşça kalkıp çıkarlardı.

Babam; ”kitap okutmak bana ninni gibi geliyor. Yarısını dinliyor, yarısını dinlemeden uyuyakalıyorum. Aklım takılıp da uykumu kaçırmasın diye ciddi eserler okutmuyorum,” derdi.

Sırası gelmişken diziye bir gönderme daha yapalım. Dizideki padişahı ne zaman görsem elinde bir baston, yerlere pat pat vuruyor. Bir otorite, bir sertlik var o bastonda. Ayşe Sultan ise gerçekten bir bastondan bahsediyor ama, bastonunu sadece sarayın bahçesine çıkarken yanına alıyormuş, sarayın içinde kullandığı yokmuş.

Abdülhamid’in Çocukluğu ve Gençliği

Ayşe Sultan, babasının gençliği hakkında ilginç bilgiler veriyor. Abdülhamid gençliğinde denize girer, pek iyi yüzer, ata biner, araba kullanır, kürek çeker, yelken kullanır, atıcılık yapar, ava gider, kılıç talimi yaparmış. Bir ara çiftçilik yaptığı, koyun ve inek yetiştirdiği bile olmuş.

Abdülhamid’in çocukluğu da heyecanlı geçmiş. 12 yaşındayken başından geçen bir olayı şöyle anlatırmış:

Her sabah ata binip saraydan kaçmayı adet edinmiştim. Başımı alır, İstanbul’un her tarafına gider, kimseyi yanıma almak istemezdim. Yine böyle bir gün İstanbul tarafında gezerken atımı zaptedemedim. At hızla koşmaya başladı ve beni o zaman İstanbul’da pek çok olan küçük kahvelerden birinin önünde yere attı. Yere düşüş sert olduğundan burnumdan kan boşalmış, bayılmışım. At başını alıp saraya dönmüştü. Kahvenin sahibi Arap Mercan benim orada yattığımı görünce beni kahvesine alarak tahta peykelerden birine yatırmış, başıma, yüzüme soğuk sular dökmüş, burnumun kanını dindirmişti.

Biraz aklım başıma gelince; ”Oğlum, sen kimsin, nereden geldin, seni nereye götüreyim?” diye sordu. Bende saraydan hiç bahsetmeyerek; ”Rica ederim, beni beşiktaşa götürünüz.” dedim. İnsaniyetli bir adam olduğu anlaşılan kahveci, beni sırtına yükleyerek yola çıktı. Biz böylece giderken atımın boş döndüğünü gören bendegan da korkup aramaya çıkmışlar, anneme de haber vermişler. O da, ”Aman Efendimiz duymasın, her tarafa dağılıp arayınız.” emrini vermiş. Beni arayanlardan bir takımı kahveciyle bana tesadüf edince hemen etrafımızı sarıp, ”Nereye götürüyorsun?” diye adamcağıza çıkışmaya başladılar. Müdahale ettim, ”Aman bir şey söylemeyiniz, bu adamcağız beni kurtardı, onu saraya alınız.” dedim. Annem, kahveciye teşekkürler edip ihsanlar verdi.

Dünyadaki Aklın Yüzde Kaçı Abdülhamid’de

Otto Von Bismark

Almanya Şansölyesi Otto Von Bismark

İnternette birçok yerde gördüğüm bir saçmalık vardı. Güya Bismark, Abdülhamid için şöyle söylemiş:

Dünyadaki siyasi aklın %90’ı Abdülhamid’de, %5’i bende, kalanı da diğer siyasetçilerde, gibi bir zırvaydı. Böyle bir mantıksızlık olabilir mi? Cümlenin kendisi o kadar mantıksız ki, bu iddaayı çürütmek için herhangi bir delil gerekmiyor. Tabi Ayşe Osmanoğlu kitabına böyle bir zırvayı da almamış. Ama Abdülhamid’in; Bismark, Wilhelm ve siyaset hakkında bazı düşüncelerini kitapta görüyoruz.

Abdülhamit, Bismark Hakkında Ne Düşünüyordu?

Bismark hakiki diplomattı. Avrupa’nın ruhunu bilirdi. Kendisiyle hususi muhaberatım(haberleşme) vardır. Aramızda hususi birçok mektup gönderilmiştir.

diyerek Abdülhamid, Bismark’ı övermiş.

2. Wilhelm ve Abdülhamid

Osmanlı İmparatoru 2. Abdülhamid ile Alman İmparatoru 2. Wilhelm Kol Kola

Osmanlı İmparatoru 2. Abdülhamid ile Alman İmparatoru 2. Wilhelm Kol Kola…

Konuya girmeden önce yine bir yalanı hatırlatmak istiyorum. İnternette birçok yerde rast geldiğime göre, güya 2. Wilhelm, Abdülhamid hakkında şöyle demiş:

Fransız Kralı ile görüştüm, aşağı buldum. Japon İmparatoru ile görüştüm, basit buldum. İngiliz Kralı ile görüştüm, kendime denk buldum. Ne zaman ki, Osmanlı Sultanı Abdülhamid Han ile görüştüm; heybeti, zekası ve nezaketi karşısında beni bir titreme aldı.

Sadece yukarıdaki resme bir daha bakmanızı istiyorum, başkada yorum yapmayacağım.

Ayşe Osmanoğlu, Bismark’ın yerini alan ve iki defa İstanbul’a gelen 2. Wilhelm hakkında babasının söylediklerini ise şöyle anlatıyor:

İkinci gelişinde, Almanya İmparatoru ile bir akşam hususi görüşmemiz esnasında birdenbire kalktı. İki elimi birden tuttu. ”Avrupa’da bir harp zuhur ettiği takdirde bizim tarafa geçersiniz, değil mi Majeste” dedi. Cevaben, ”Aziz dostumsunuz, fakat size şimdiden söz vermek hakkını haiz değilim; bunu ancak o zaman düşünebilirim.” dedim. Devletimin menfaatlerini düşünmeden hiçbir devletin arzusuna hedef olamazdım. Avrupa’da siyasi vaziyet her an gerilmekteydi. Ne zaman olsa umumi bir harp çıkacaktı.

Fakat bizim bir tarafa temayül göstermemiz yavaş yanmakta olan bir ateşi alevlendirebilirdi.

Abdülhamid hakkında bilgi kirliliği yaratanlar, Abdülhamid’in Birinci Dünya Savaşı’nın çıkacağını bildiğini iddaa ediyorlar. Doğru da söylüyorlar.

Alman İmparatoru İstanbul’a iki defa Sultan Ahmet’i gezmek için gelmedi tabi ki. 1876’da Avrupa’da Almanya yeni bir güç olarak çıktı. Bismark’ın lider olduğu zaman boyunca dünya savaşını çıkartacak bir durumdan kaçınıldıysa da 2. Wilhelm’in başa geçmesi ve Alman politikasının değişmesi üzerine, Birinci Dünya Savaşı’nı hazırlayan devletler arası bloklaşmalar başladı. Ve sonra o ufak kıvılcımla, bir Sırp gencinin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdını öldürmesiyle Birinci Dünya Savaşı başladı.

Yani savaşın çıkacağını biliyor muydu, evet biliyordu. Ama bunu bilmek için deha olmaya gerek yoktu.

Burada Abdülhamid’i kötülemeye çalışmıyorum. Alıntıdaki son cümleye dikkat edin:

Fakat bizim bir tarafa temayül göstermemiz yavaş yanmakta olan bir ateşi alevlendirebilirdidiyor. İşte Abdülhamid’in övülecek siyasi düşüncesi budur. Devletlerin gruplaştığı zamanlarda, misalen Soğuk Savaş Dönemi gibi, ülkeler varlıklarını korumak için, güçlü bir devletin şemsiyesi altına girerler. Aynı bizim Nato’ya girişimiz gibi.

Ama Abdülhamid bunu yapmıyor. Siyasi bir analiz gerçekleştiriyor ve Osmanlı’nın bir gruba taraf olmasının, dünya savaşını başlatabileceğini öngörüyor.

Padişahın Eteğini Öpme Meselesi

Benim saray adetlerinden bazılarına alerjim vardır. Mesela cariyelik gibi. Yada padişahın eteğini öpmek gibi. Peygamber hakkındaki bir kitapta bir gün şöyle bir yazı okumuştum.

Hz. Muhammed’e biri gelir ve karşısında eğilir. Peygamber onu karşısında eğilmesine izin vermez.

Ben bunu okuduğumda insanların karşısında eğilmesine müsaade etmeyen peygamberle, etek öptüren padişah-halifelerin arasında bir çelişki olduğunu düşünmüştüm. Peki Abdülhamid etek öptürür müydü?

Ayşe Osmanoğlu kitapta böyle bir şey yazmıyor. Ama bayram günlerinde Muayede-i Hümayun olarak adlandırdığı törende başta sadrazam olmak üzere sırayla saçak öpülürmüş. Bunun ne anlama geldiğini çözemesem de, etek öpme olayı yaşanmadığı için bunu da iyi bir not olarak buraya ekliyorum.

Saray Görevlileri ve Anlaşılmaz Bir Durum

Ayşe Osmanoğlu’nun yazdıklarına göre sarayda çeşitli görevlerde çokça insan çalışmaktaymış. Mesela padişahı giydirmek için esvapçılar, mutfak işlerini halleden çeşniyarcılar, kahve pişirmek için kahveciler, kirlileri yıkamak için çamaşırcılar…

Padişahın 13 karısı var. Yemek yapmaz, kahve pişirmez, çamaşır yıkamaz… Çocuklara da dadılar bakıyor. Ee, bunlar ne işe yarıyor;

diye düşünürken Ayşe Sultan, Yunan Harbi sırasında harem kadınlarının sargı bezi ve hasta elbisesi diktiklerini söylüyor. Kendisi de o günlerde dokuz yaşlarındaymış ve düğme dikmek, bazı küçük el işleri yapmakla faydalı olmaya çalıştığını yazıyor.

II. Abdulhamid

Abdülhamid Meşrutiyet Hakkında Ne Düşünüyordu?

Sonra bana baktı ve şu unutulmaz sözleri söyledi, ”Biliyorsunuz ki ilk Meşrutiyet’i ben ilan etmiştim ve daima Meşrutiyet taraftarı olarak kaldım. Lakin biz Japonlar gibi millet-i vahide(tek bir millet) değiliz. Muhtelif(çeşitli) unsurlardan müteşekkil(oluşan) olan imparatorluğumuzda yıkılmak tehlikesi bizi çok korkutmuştu. Bu yüzden bir zaman için kaldırmaya lüzum görüldü.

Kızım! Millet bugün eskisi gibi cahil değildir. Oldukça terakki(ilerleme) etmiştir. Mektepler açılmış, zabitler yetişmiş, meşrutiyeti idrak edecek hale gelmiştir. Gazeteler ne kadar aleyhimizde bulunurlarsa bulunsunlar, inşallah Meşrutiyet idaresini yürütmek azm u kararındayım. Her türlü güçlüklere göğüs gereceğim.”

Abdülhamid, kızına bu sözleri 2. Meşrutiyetin ilanı üzerine söylemiş. Oysa İkinci Meşrutiyet, Balkanlar’da daha sonra yıldızı çok daha parlayacak olan Enver Paşa’nın başını çektiği isyan üzerine ilan edilmişti. İsyancıların talebini karşılayınca, yani meşrutiyeti tekrar ilan edince de isyan son bulmuştur. Abdülhamid hala tahttadır ve bir sene daha, 31 Mart isyanına kadar tahtta kalacaktır.

1. Meşrutiyeti de ben ilan etmiştim diyerek kendisinin Meşrutiyeti en baştan beri sağlamaya çalıştığı, yalnız bunun için mektepler açarak terakki etmiş bir neslin yetişmesini beklediğini anlatmaya çalışmış.

Açıkçası ben bunlara hiç inanmıyorum. Çünkü 1. Meşrutiyet’in ilanı da baskı altında gerçekleştirildi. Sonra da 1. Meşrutiyeti ilan ettiren asıl adam Mithat Paşa önce Fizan’a sürüldü, yıllar sonra da yattığı hapishanede öldürüldü.

Bir Yalan Daha: Bu Memleketi Benden Sonra 10 Sene İdare Etsinler…

Son Halife 2. Abdülmecid'in Yaptığı, 2. Abdülhamid'in Tahttan İndirilmesini Anlattığı Resim

Son Halife 2. Abdülmecid’in Yaptığı, 2. Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesini Anlattığı Resim

”Bu memleketi benden sonra 10 sene idare etsinler, 100 sene idare etmiş sayacağım.”

Güya böyle demiş tahttan indirilirken. Üstelik bunu gazetedeki köşesine taşıyan, çok satan bir tarih dergisinin de editörü. Kaynak olarak da Ayşe Osmanoğlu’nun hatıralarını gösteriyor. Oysa kitapta olmayan, kendi uydurduğu bir yazı. Yazı o kadar profesyonel bir propaganda aracı ki hayret ediyorum. Adam önce Ayşe Osmanoğlu’nun kitabında gerçekten varolan şu satırları yazıyor:

33 sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Hakimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl buldumsa öylece teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakk’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak da oldular.

Ardından ise o kötülüğe çalışan kafasının ürettiği propaganda cümlesini sanki Ayşe Osmanoğlu anlatıyormuş gibi ekliyor:

Ve şu sözü ekleyerek salondan çıktı:

“-Bu memleketi benden sonra 10 sene idare etsinler, 100 sene idare etmiş sayacağım.”

27 Nisan 1909 ile Osmanlı’nın teslim olduğu 31 Ekim 1918 arasında sadece 9,5 yıl vardır ve ne acıdır ki 10 sene tamamlanmamıştır!

Vay be! Bir de üzülmüş, ne acıdır ki diyor.

Abdülhamid Han Derneğinin Açılması İle Alakalı Video

Osmanlı Neden Yıkıldı? Denge Politikası Nedir? Niye İşe Yaramadı? adlı makalemize de buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    1. Doğukan 17 Ekim 2018

    Bir Yorum Yap