Tarım Devrimi – İnsanlığın Beklemediği Gelişme!

Tarım Devrimi Nasıl Ortaya Çıktı?

İnsanlık tarihini farklı bir açıdan ele alan Yuval Noah Harari, Sapiens adlı kitabında Tarım Devrimine alternatif bir bakış açısı getiriyor. Harari’ye göre insanlığın ilerlemesini sağlayan Tarım Devrimi yükselişini çiftçilerin omuzlarına basarak yapmıştır. Şimdi bu iddialı cümleyi daha net olarak ele alalım.

İnsanların avcı-toplayıcılıktan tarıma geçişini bir düşünelim. İnsanlar tarım devriminden önce avcı toplayıcı olarak yaşamlarını sürdürürken küçük gruplar halinde yaşamak zorundaydılar. Bu insanlar yaşadıkları alanlarda topladıkları bitkileri ve beraberce avladıkları hayvanları yiyerek karınlarını doyuruyorlardı. Tabi bu durum binlerce insanı doyurmaya yetmiyordu. Bu yüzden de tarım devrimi öncesi, en büyük insan grupları bile yüz kişiye ancak ulaşabiliyordu.

Ancak tarım devriminden sonra bu olay son bulacaktı. Artık insanlık ekiyor, biçiyor, yaşamak için gerekli olan yiyeceği kendi üretiyor hale gelmişti. Etraflarında büyük bir alanda buldukları yabani meyve sebzeleri toplamak ve hayvanları avlamak yerine, küçük bir alanda buğday ekmek çok daha kolaydı ve daha fazla gıda maddesi sağlıyordu. Böylece insanlar daha kalabalık bir biçimde yaşamaya başlamıştı. Bu durumun ilk başlarda  insanlığın yaşamına refah getireceği düşünülüyordu. Sonuçta öyle de oldu. Artık kimse bizonların peşinde koşmuyor. Yada dağdan yabani incir toplamak sadece bir zevk meselesi olmuş durumda… Oysa tarih insanların bugün düşündüğünden bambaşka bir şekilde ilerledi.

Avcı toplayıcı iken insanlar tabiri caizse o gün ne bulurlarsa onu yiyorlardı. Ancak tarım devrimiyle birlikte büyük bir gıda artışı sağlandı. Yarın ne yiyeceğini bilmeyen insanlar, artık seneye yiyecekleri buğdayı bile depolamaya başlamışlardı. Artık küçük insan grupları büyük alanlarda yaşamak zorunda değildi. Tersine büyük insan grupları küçük alanlarda yaşamaya başlayacaktı. Tarım devrimi sonucunda büyük bir nüfus patlaması yaşanacaktı.

İnsanların bu durumdan beklentisi daha iyi bir yaşamdı. Gerçekten de ilk başlarda daha iyi yaşamaya başlamışlardı. Artık vahşi hayvanların tehlikesinden ve yarın aç kalma korkusundan daha uzaktaydılar. Ancak insanlık hiç beklemediği bir şey ile karşılaşacaktı. Nüfusun çoğaldığı her yerde bir seçkinler grubu oluşuyordu.

Tarım Devriminin İnsanlığa Etkileri

Üniversitede okurken kentleşme dersi almıştım. İlk dersimiz kentlerin nasıl ortaya çıktığı hakkındaki teorilerdi. Seneler sonra hala aklımda kalan bir teori şu şekildedir:

İnsanlık tarım devrimiyle ilk defa yiyeceğinden çok daha fazla buğdayı üretir hale gelmişti. İnsanlık tarihinde her şeyi değiştirecek olan şey, yiyebileceğinden daha fazla ürettiği buğday olacaktı. İnsanlar ürettikleri buğdayı depolamak için bir yapı kurdular. Sonra da kimse buğdayı çalmasın diye bu yapının etrafına güvenlikçiler koydular. Güvenlikçilerin başına dürüst bir insanı getirmeleri gerekiyordu. Sonuçta buğdayın depolandığı yerde dürüst bir adam(din adamı), etrafında güvenlikçiler(askerler), onun etrafında da diğer insanlar(çiftçiler) oturmaya başlamıştı. Böylece ilk kentler oluşmaya başladı.

Tarım devriminin insanlığı yerleşik hayata geçirmesi hakkındaki artık değer teorisi aşağı yukarı bu şekildedir. Buraya kadar bir sorun yoktu. İnsanlar ürettikleri fazla buğdayı daha sonraki senelerde de yemek için depoluyor, bunun güvenliğini de din adamlarına ve askerlere veriyordu. Baştaki dürüst adam ve güvenlikçiler buğdayın korunmasıyla alakadardı. Bu yüzden onlar buğdayın ekimi veya hasadına karışmamalarına rağmen, buğdaydan pay alacaklardı. Bu insanoğlunun en büyük yeteneği olan işbirliği yapabilmesinin güzel bir tezahürüydü. Sorun ise bu sistemin inanılmaz şekilde büyümesinden kaynaklanacaktı.

Sonuçta birbirine bağımlı olan toplum o kadar büyüdü ki, artık buğdayın başındaki dürüst adam! bir sarayda oturuyordu. Etrafındaki güvenlikçiler kışlalarda kalıyordu. Sonuç olarak çiftçilerin emeğiyle üretilen fazla gıda ile beslenen gruplar o kadar büyümüştü ki, asıl önemli olan onlar olmuştu. Bunlar krallar, askerler, rahipler, bürokratlar, soylular hatta sanatçılar ve filozoflar… Çiftçiler tarih boyunca köle olup, zar zor hayatta kalabilmiş iken, tarih kitaplarını bu seçkinler dolduracaktı. Saraylar, tapınaklar, anıtlar, antik kentler çiftçilerin emeğini, seçkinlerin adını taşıyacaktı.

Harari’nin sözleriyle bitiriyorum:

Bu yüzden; tarih çok az insanın yaptığı, geri kalanların da tarla sürdüğü veya tarlasından daha iyi ürün almak için nehirlerden kovalarla su taşıdığı, su taşımak zorunda bırakıldığı bir şeydir.

 

Kaynak: Bu yazıda Yuval Noah Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabının Piramitleri İnşa Etmek adlı bölümünden faydalanıldı.

Tarım ve Sanayi Devrimleri – Tarihin İlginç Yanılsamaları