Türkiye-Yunanistan Gerilimi Savaşa Gider Mi?

Türkiye-Yunanistan Gerilimi Nasıl Başladı?

Türkiye-Yunanistan gerilimi son yüzyılda uluslararası ilişkiler açısından bakınca sıkça kendini gösterdi. Gerek Kıbrıs’ta, gerek Kardak Kayalıklarında iki ülke daha önce savaşın eşiğine gelmişti. Ege’de Türk ve Yunan uçaklarının birbirine çarptığı da oldu, Güney Kıbrıs’ın S300 almasını Türkiye’nin engellemesi de… Sonuçta neredeyse 100 yıldır zar zor süregelse de barış korundu. Ancak bugünlerde Türkiye-Yunanistan arasında ciddi bir kriz yaşanıyor. Bugün yaşanan gerilimin temel sebebini ise Doğu Akdeniz’de sismik araştırma yapan Oruç Reis gemisi oluşturuyor.

Türkiye yakın bir zaman önce Türk Karasuları içinde BM’ye bildirdiği sınırlar içinde sismik araştırma yapacağını duyurdu. Yani haberlerde duyduğumuz ismiyle Navtex ilan etti. Yunanistan ise Navtex ilan edilen bu yerlerden bazılarının kendi karasuları içerisinde olduğunu iddia ediyor. Aslında bütün gerilimin sebebini de bu oluşturuyor.

Akdeniz’de Türkiye-Yunanistan arasında gerilim artarken ittifaklar, tehditler, destekler de ardı ardına açıklanıyor. Akdeniz’de Libya ile Türkiye arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasına, Yunanistan ise Mısır ile aynı türden bir anlaşma yaparak karşılık verdi. Fransa, iç savaş süren Libya’da Türkiye ile çıkar çatışması içerisinde olduğu için, çılgınca bir destekle Yunanistan’ın yanında olduğunu belirtiyor. Fransa’nın en son olarak da uçak gemisini Yunanistan’a destek  olarak göndereceğini açıklaması gerginliği daha da arttıracağa benziyor.

Türkiye-Yunanistan Arasında Sıcak Saatler

Bu gerilimin içinde şu ana kadar Türkiye-Yunanistan arasında sıcak saatler de yaşandı. Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Oruç Reis önce bir Yunan Fırkateyni ile taciz edilmeye çalışıldı. Sonuçta Kemal Reis isimli Türk Fırkateyni, Yunan Fırkateynine çarparak durdurdu ve Yunan Fırkateyni hasar alarak limanına döndü. Bunun üzerine hem Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hemde Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarıyla Yunanistan’ın ayağını denk almasını söyledi.

İkinci olarak da Yunan F16’larının taciz girişimi, Tüwrk F16’ları tarafından engellenip, Türk pilotların Yunan uçağına kitlendiği görüntüler Türk Hava Kuvvetleri tarafından paylaşıldı. Şimdilik iki tarafta gerginliği üst perdede devam ettiriyor ve iki tarafında geri adım atmaya niyeti yok gibi görünüyor.

İki ülkenin silahlı güçleri karşılaştırıldığında bariz şekilde Türkiye’nin baskın olduğu görülüyor. Sonuçta Türkiye NATO içerisinde ABD’den sonra ikinci büyük ordu! Ancak ittifaklar açısından bakınca bölgede Türkiye daha önce hiç olmadığı kadar yalnız kalmış durumda. Yunanistan’ın ise arkasında büyük bir destekçi grubu var.

Yunanistan’ın Arkasında Kim Var?

türkiye-yunanistan gerginliği mısır ile yunan anlaşması

Mısır ile Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölge anlaşmasına göre kıta sahanlıkları. Ege’de Türkiye-Yunanistan gerginliğini arttıracak bir anlaşma.

Araplar ve İsrail Neden Yunanistan’ı Destekliyor

Türkiye-Yunanistan geriliminde Yunanistan’ın arkasında kim var? Yunanistan’ın cüretkar tavrının ve adeta ateşle oynamasının sebebi arkasında kalabalık bir destekçi grubunun olması… Başta Fransa‘nın tam desteğini alan Yunanistan’ın arkasında AB, Mısır, İsrail, Libya’daki Hafter Hükumeti, Suudi Arabistan, BAE bulunuyor. Yunanistan’a olan desteğin sebebine baktığımızda ise Türkiye’nin diğer bölgelerde yaşadığı sorunları görüyoruz. Şimdi bu desteğin sebebini tek tek ele alalım.

Mısır’ın ve diğer Arap ülkelerinin Yunanistan’a olan dostlukları tamamen Türkiye düşmanlığı üzerine kurgulanmış durumda. Bunun en büyük sebebi ise Türkiye’nin Arap dünyasında Katar ile birlikte İhvan’ı desteklemesi. Mısır’daki kötü ilişkilerimizin sebebi Darbeci Mübarek’e karşı durmamız. Bir anlamda Türkiye, Mısır’ın iç işlerine karıştı ve bu onların hiç hoşuna gitmedi.

BAE’nin bize olan düşmanlığı ise Türkiye’nin kendisine çok uzak olan Somali’deki aktif faaliyetlerinin onlara ters düşmesinden kaynaklı. Somali, BAE için stratejik ve jeopolitik öneme sahip. Ancak Türkiye’nin faaliyetleri, BAE’nin Somali üzerinde hegemonya kurması önünde büyük bir engel.

Bir Suudi gazetecenin Ankara’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu içerisinde öldürülmesi ve Ankara’nın bu olayın üzerine gitmesinden beridir de Suudilerle ilişkimiz bozuk.

Aslında Arap coğrafyasındaki kötü ilişkilerimizin temel bir sebebi daha var: Amerika ile olan ilişkilerimizin kötü olması, Araplarla olan ilişkilerimizin de kötü olmasına sebep oluyor. Gerek Suudi Arabistan gerek BAE dış politikalarını ABD çıkarları üzerine kurmuş durumda. Bu yüzden Türkiye’nin ABD ile olan ilişkisi, Araplar ile olan ilişkisine paralel olarak yansıyor.

İsrail’in Yunanistan’a desteğinin sebebi ise malum şekilde Türkiye’nin Kudüs politikası… 2010 yılına gidelim. Türkiye’nin Filistinliler’e insani yardım götüren Mavi Marmara isimli gemisi, İsrail askerleri tarafından uluslararası sularda basıldı. Bu yardım gemisindeki 10 kişi İsrailli askerler tarafından öldürüldü. Akabinde Türkiye İsrail ile ilişkilerini kesti ve ilişkilerin tekrar normale dönmesi için İsrail’e üç şart koydu: İlki İsrail’in özür dilemesiydi. İkincisi İsrail’in saldırıda hayatını kaybeden ailelere tazminat ödemesiydi. Üçüncüsü ise Gazze ablukasının kaldırılmasıydı. İsrail olaydan üç yıl sonra Türkiye’den resmi olarak özür diledi. Daha sonra da ailelere tazminatlarını verdi. Ancak üçüncü istek olan Gazze ablukasının kaldırılması asla söz konusu olmadı.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazze_filosu_sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1#:~:text=Gazze%20filosu%20sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1%2C%20Mavi%20Marmara,da%20%C4%B0srail%20Savunma%20Kuvvetleri’nin

ABD, Rusya ve AB Yunanistan’ı Neden Destekliyor

Kötü ilişkilerden ötürü ABD de net olarak Yunanistan’ın yanında. Bu gerginliğin ise uzun bir hikayesi var. 2016’da Türkiye’de 15 Temmuz Darbe Girişimini yaptıran FETÖ örgütünün elebaşı ABD’de yaşıyor. Yine aşağıda değineceğim Papaz Brunson olayı var. Ancak ilişkilerin iyice koptuğu nokta S400 sürecinde yaşandı. 2015 yılında NATO’nun patriotları Türkiye’den çekilince, Türkiye’de Rusya’dan S400 almaya karar verdi. İşte bu karar alındığından beri ABD ile ilişkilerimiz kötü durumda. ABD’nin yıllardır Akdeniz’de Rusya’nın desteklediği Güney Kıbrıs Rum Yönetimine karşı olan silah ambargosunu kaldırması da bunu net biçimde ortaya koyuyor.

Libya’da ve Suriye’de çıkarlarımızın ters düşmesinden ötürü de Rusya yine Yunanistan’ın yanında duruyor. Geçen haftaya kadar tarafsız konumunu koruyan Almanya’da yaptığı son açıklamalarla Yunan tarafında durmaya başladı.

Yunanistan’a en büyük desteği ise şüphe götürmez biçimde Fransa veriyor. Öyle ki Yunanistan ile alelacele bir savunma işbirliği anlaşması imzalandı. Fransa’nın bu çılgınca aşırı desteğinin sebebi ise Libya’daki Türkiye ile olan mücadelesi oluyor. Çılgınca diyorum, çünkü NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’yi uçak gemisi göndererek tehdit ediyor. Oysa Türkiye’nin kendisi Akdeniz’in en uzun sahil şeridine sahip ülke. Bu da demek oluyor ki, Fransa’nın göndereceği uçak gemisi, kendisini hedef haline getirmekten öte bir duruma geçemez. Ancak Fransa, Türkiye’nin kendisine saldırmayı göze alamayacağını düşünerek uçak gemisini adeta ateşe atıyor.

Türkiye’nin Arkasında Kim Var? – Değerli Yalnızlık

Doğu Akdeniz’de Türkiye kiminle ittifak, Türkiye’yi kim destekliyor diye sorulacak olunursa; Akdeniz’de bize destek veren sadece iki ülke var. Birisi yavru vatan KKTC, diğeri ise Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükumeti… Bölge dışından ise Azerbaycan ve Katar’ın destek vereceği düşünülüyor. Türkiye’nin dış politikada nasıl yalnız kaldığı çok net biçimde görüyoruz. Bunun süslü, kulağa hoş gelen, güzel de bir ismi var: Değerli yalnızlık! Dış politikada yalnız kalmanın değerli hiçbir tarafının olmadığını Ege ve Akdeniz sorunuyla anlamış olduk. Türkiye’nin yalnız kalmasının sonucu nedir diye düşünülürse tek kelimeyle ekonomi denilebilir.

Yakın bir zamanda yaşanmış olan Papaz Brunson olayını hatırlamak lazım. Casus olduğu için tutuklanan Papaz Brunson’u bırakmadığımız takdirde, ABD Başkanı Donald Trump kişisel twitter hesabından bir tweet atarak ekonomimizi mahvedeceğini söyledi. Öyle de oldu. Sonra da biz papazı bıraktık. Bu durum deneyimlenmiş bir biçimde gösteriyor ki; Türkiye’nin ekonomik tarafı kırılgan bir yapıya sahip ve Türkiye bu kırılgan tarafı ile tehdit edilecektir.

Bugün bu değerli yalnızlığın bize etkisi tam olarak budur. Avrupa Birliğinin bizi tehdit ettiği şey de ambargodur, yani ekonomidir.

Meis Adası

Türkiye-Yunanistan gerginliğinin en önemli argümanlarından biri de Meis Adası. Türkiye Oruç Reis gemisi Akdeniz’de bir sorun çıkarttı. Yunanistan ise politik bir adım atarak bu gerginliğin sadece Oruç Reis ile sınırlı kalmasına engel oldu. Ve Meis Adasının kıta sahanlığı hakkına sahip olduğunu ileri sürdü.

Meis Adası Türkiye ana karasına iki kilometre, Yunanistan ana karasına ise 500 kilometre uzaklıkta, on kilometrekare boyutunda bir adadır. Haritaya bakıldığında neden Yunanistan’a ait olduğunu anlayamayacağız bir durumdur. Yunanistan bu tezi ortaya atarak gerginliği çok daha yükselten tehlikeli bir adım attı.

Yunan tezine göre bu Meis Adasının kıta sahanlığı hakkı vardır. Meis Adasının kıta sahanlığına sahip olması, Türkler’in denize yüzmeye bile girememesi anlamına gelir. Bu adanın kıta sahanlığı hakkı olması, Ege’nin Yunanistan’ın gölü haline gelmesi demek oluyor. Bu konuda Yunanlıların gösterdikleri argüman ise 2007 yılında İspanya’daki Sevilla Üniversitesinden bir profesörün çizdiği Sevilla Haritası. Ancak bunun Türkiye açısından bir paçavradan öte değeri yok!

Meis Adasına Asker Çıkarılması

Yunanistan uzun bir zamandır anlaşmalar gereği silahsız olması gereken adaları silahlandırıyor. Bu durumda Türkiye-Yunanistan arasındaki gerilimi arttıran bir sebep. En son olarak da bu krizdeki problemin ana kaynağı olan Meis Adasına asker Yunan askerleri çıktı. Gerçi turistlerin arasından gemiden çıkan üç beş asker komik bir görüntüden öteye gidemedi. Ancak böylece Yunanistan, anlaşma masasına oturduğunda taviz vereceği bir olay yaratmış oldu.

Türkiye ana karasına iki kilometre, Yunanistan ana karasına 500 kilometre uzaklıkta olan Meis Adasında her taşın altında Yunan Askeri olsa, orayı yine de savunamaz. Aksine Türkiye’ye kolay hedef olurlar. Bu yüzden Meis Adasına asker çıkarmanın, Yunanlıların masaya oturunca geri çekeceği bir taviz olmaktan öte bir yanı yok.

Türkiye-Yunanistan Arasında Savaş Çıkar mı?

İnsanların asıl merak ettiği şey şu: Bu gerilimin sonucu Türkiye-Yunanistan arasında bir savaşa sebep olacak mı? Çoğunluk bunun düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor. Evet, düşük bir ihtimal ancak bir ihtimal! Yüzyıldır birçok kez Türkiye-Yunanistan arasında savaşın eşiğine gelindi. Bunların hiçbirisi şaka değildi.

Machiavelli’nin bir sözü vardır. Der ki; savaşın çıkmasını önleyemez, yalnız erteleyebilirsiniz! Günümüz artık Machiavelli’nin yaşadığı 16. yüzyıl değil. Ancak bu adamın kitabı 400 sene sonra hala basılıyorsa sözlerini de ciddiye almak gerekir.

Türkiye-Yunanistan arasında bir savaşın çıkmasını iki devlette istemez. Savaş yıkımdır. Ekonomik anlamda yıkımdır. Sosyal anlamda yıkımdır. Psikolojik olarak yıkımdır. Savaşın kazananı yoktur. Daha az kaybedeni vardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç gün önce söylediği şu sözlere bakalım:

Bizi ya sahada ya masada acı tecrübelerle anlayacaklar. Her ihtimale ve her sonuca Türk Milleti olarak hazırız. Türkiye kendisine dayatılan haritaları yırtıp atacak.

Şurası kesin ki; Akdeniz’de Meis Adasına kıta sahanlığı vererek bize dayatılan şeyi asla kabul etmeyeceğiz. Bu durumun bugünkü hükumet ile bir alakası da yoktur. Bu Atatürk’ün; ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, emrini verdiğinden beri bizim devlet politikamızdır. Hükumet kim olursa olsun Ege’nin bir Yunan Gölüne çevrilmesini kabul etmesi imkansızdır. O halde Türkiye-Yunanistan arasında savaşın çıkıp çıkmayacağı meselesi; Yunanistan’ın kararlarında ne kadar ileri gidip gitmeyeceği ile ilgili bir durumdur.

Machiavelli Sözleri için tıklayın.

Türkiye-Yunanistan Gerilimini ve İlişkilerini anlatan Uğur Dündar’ın eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile yaptığı röportaj