Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı Filmi Konusu Nedir? Mara Hatun

70 eğitimli at, 70 usta marangoz, 300 dönümlük bir arazi, bine yakın çalışan… Diriliş Ertuğrul, Kuruluş Osman, Mehmetçik Kutül Amare dizilerinden sonra en son olarak da Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı filmi aynı platoda çekimlerini tamamladı. Yapımcılığını TRT’de gösterime sunulup reyting rekorları kıran Diriliş Ertuğrul’la kendini tanıtmış, sinema sektörüne yeni ama hızlı bir girişle adım atmış Mehmet Bozdağ üstleniyor. Şimdi yüksek bütçeli, yerli tarihi yapım Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı isimli sinema filminin konusunu, yaşandığı dönemin gerçekliğini, filme konu olan Mara Hatun’u ve Osmanlı Akıncılarını beraber tanıyalım.

Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı

Adaletin Kılıcı: Türkler Geliyor sinema filminin konusu bir Akıncı hikayesi aslında… Akıncıların Osmanlı’da neredeyse üç yüzyıla yakın bir tarihi var. Filmin geçtiği zaman aralığı ise Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethinden hemen sonrası… Olay 1456 yılında Balkanlarda geçiyor.

Fatih Sultan Mehmet’in üvey annesi Mara Hatun, Mehmet’in babası öldüğünde babasının evine, yani Sırp Krallığına geri döner. Lakin kısa bir zaman sonra Sırp Krallığında Mara Hatun’un babası da ölünce tahtta kimin oturacağı konusunda bir çekişme yaşanır. Mara Hatun ve annesi bir ittifak oluştururken, abisi Lazar ise başka bir ittifak oluşturur. Ve Sırp topraklarında Osmanlı’nın da müdahil olduğu bir iktidar savaşı yaşanır. Fatih Sultan Mehmet, üvey annesi Mara Hatun’a yardım etmek için Akıncıları yollar.

Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı filminin konusu Mara Hatun’a, Fatih’in yardım etmek amacıyla gönderdiği Akıncıları konu alıyor.

Kırka yakın ülkede aynı anda vizyona girecek olan Adaletin Kılıcı filminin 5 filmlik bir seri olması planlanıyor. Her film ise ayrı platformlarda çekilecek… Filmin müziğini ise Dombra ile bütün dünyada meşhur olan Arslanbek Sultanbekov besteleyip seslendirmiş.

Mara Hatun Kimdir?

1416-1487 yılları arasında yaşamış olan Mara Brakoviç veya Mara Despina, Sırbistan Kralı George Brankoviç’in kızıdır. Sırbistan Prensesi Mara Hatun 14 yaşında Osmanlı Padişahı 2. Murat ile siyasi sebeplerle evlendirilmiştir. Bu evlilikten bir çocuk doğmamış, ancak Mara Hatun ileride Fatih lakabını alacak üvey oğlu Mehmet ile iyi bir ilişki kurmuştur.

Mara Hatun Hristiyan inancını devam ettirmiş, dinini değiştirmeye zorlanmamıştır. Ve bütün ömrü boyunca Ortodoks olarak yaşamıştır ve öylece ölmüştür. O sarayda bir cariye değil, prenses gibi muamele görmüştür.

2. Murat öldükten sonra Mara Hatun Sırbistan’a dönse de Osmanlı’ya olan bağlılığı ve Sultan Mehmet’e olan sadakati devam etmiştir. 1457 yılında abisi Lazar ile taht mücadelesinde kaybettiği zaman ise İstanbul’a, üvey oğlu Fatih Sultan Mehmet’in yanına döner. Fatih Sultan Mehmet ise Mara Hatun’a her türlü desteği verecektir.

Osmanlı’da Akıncılar

Akıncılar önce Rumeli’nde, sonra Balkanlar’da sınır boylarında yaşayan, kışlaları olmayan, maaş almayan, kendi silahını kendi bulan atlı birliklerdir. Devlet akıncılara kışla yapmaz, çünkü dağlarda kalırlar. Maaş vermez, çünkü onlara düşman topraklarına yaptıkları akınlardan elde ettikleri ganimet yeter. Yine akıncılar büyük silahlara sahip değillerdir. Kendi silahlarını kendileri sağlarlar. Bunlarda genellikle kılıç, kalkan, mızrak veya topuz olur.

Akıncılar Osmanlı tarihinde devletin kurucusu Osman Gazi’den beri vardır ve yaklaşık 250 sene boyunca devletin batı sınırlarının güvenliğini sağlamışlardır. Osman Gazi zamanında beyliğin askerleri zaten akıncı özelliği göstermektedir. İlk defa Evrenos Bey (ölüm: 1417) akıncıları bir ocak şeklinde örgütlemiştir. Birinci Murat zamanında yeniçeri ocağı kurulunca, artık akıncılar sınır boylarında görev almaya başlamışlardır.

Osmanlı’da Malkoçoğulları, Mihaloğulları, Evrenos Oğulları veya Turhan Oğulları gibi meşhur akıncı aileler vardır.

Bir akıncı sefere iki atla gider. Biri kendini taşıması için, diğer at ise ganimetleri taşıması içindir. Batıda sınır boylarında yaşayan akıncılar, bir savaşa girileceği vakit çağrılır ve önden gönderilirler. Böylece merkezi ordunun geçeceği güzergahı güvene alır ve düşman topraklarından istihbarat toplarlar.

Akıncılar’ın belirli bir sayısı yoktur. 16. yüzyılın sonlarına doğru en büyük rakamlarına ulaşmışlardır ki, bu yaklaşık 40.000 kişi kadardır. Ancak bundan kısa bir zaman sonra Akıncı Ocağı önce küçülecek, sonra geri hizmete alınacak, ardından da dağıtılacaktır.

Osmanlı İmparatorluğunu 250 sene boyunca koruyan, sınır boylarında yaşayan akıncılar, gerilerinde yiğitliğin anlatıldığı nice hikayeler, türküler, destanlar bıraktılar. Şimdi onların kahramanlıklarını ozanların türküleri değil, sinema perdeleri anlatır oldu. Aradan 600 sene geçmesine rağmen hikayeleri unutulmadı.