Türkler’in Eski Şamanlık İnancından Kalma Gelenekler – 30 Madde

Şamanlık bir dinden ziyade bir inançlar bütünü, doğaya mistik bir bakış açısı ve yaşam tarzı olarak karşımıza çıkar. Türkler’in İslamiyete girdikten sonra, bu hayat tarzlarını İslamiyetle kaynaştırdıkları görülür. Bizde şamanlıktan kalma, çoğu günümüzde de uygulanan 30 gelenek, adet ve kavramı sizler için derledik.

1. Mezarlık Yapmak ve Türbeye Gitmek

Eski Türk inancında mezar kültürü önemlidir. Ulu kişilerin mezarlarına balbal adı verilen heykelcikler konulur. Şamanlık kültüründe, ölen ataların ruhlarından yardım istenir. Ölmüşlerin ruhu için dua edilir. Türbeye gitme ve medet umma geleneğinin buradan geldiği düşünülmektedir. Çünkü mezarlara taş dikmek ve bu taşı süslemek geleneği İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

Günümüz… Zeki Müren ve Babasının Mezarı – Bursa

2. Atalar Kültü

Atalar Kültü; büyüklerin öldükten sonra bile önemlerini kaybetmemeleridir. Eski Türk inancında atalara öldükten sonra da hürmet gösterilir, mezarlarını ziyarete gidilirdi.

3. Mezarlıkların Ayak Ucuna Suluk Koymak

Ölünün ruhunun susayabileceği düşüncesi ile konulduğu sanılmaktadır. Bugün hala yapılmasındaki neden, kuşların mezardan su içip, mezarda yatanın ruhuna iyilik sağlayacağı düşüncesidir.

4. Mezar Başına Ağaç Dikmek

Özellikle türbelere baktığımızda etrafının hep ağaçlıklı olduğunu görürüz. Mezarlıklarda ağaç olmasına günümüzde de çok önem veririz. Şamanlık döneminde, mezarın başına dikilen ağacın, rüzgarda sallandıkça, mezarda yatanın günahlarının ağacın yaprakları gibi döküleceği düşünülmüştür. Belki mezarlıklarda ağaçlara bu kadar önem vermemizin altında yatan sebeplerden biri de budur.

Bursa Yeşil Türbe

5. Ölünün Arkasından Helva Kavurmak ve Belli Günlerde Yemek Vermek

Ölünün arkasından helva kavurmak ve 7’si, 21’i ve 40’ında, ölünün iyiliği için yemek vermek bugün de yaygın olarak yaptığımız, kökeni eski Türk inancı olan bir gelenektir.

6. Eşik İnancı

Kapının eşiği eski Türk inancında önemli bir yere sahiptir. Ataların ruhunun o eşikte durup evi koruduğu düşünülür.

7. Kurşun Dökmek

Kurşun dökmek; nazarın çıkması, kötü ruhların defedilmesi ve falcılık amacıyla şamanlık inanç sistemimizden kalma, günümüzde de hala sıkça uygulanan bir gelenektir.

8. Ağaçlara Çaput Bağlamak

Bir dilek tutulup ağaca çaput bağlanır. Böylece tutulan dileğin doğa tarafından bilinmesi ve karşılık görmesi beklenir.

9. Gelinlere Kırmızı Kurdela Bağlamak

Kırmızı kurdela bereketi, uğuru, bolluğu getirsin diye takılır. Aynı zamanda bekareti temsil ettiği de söylenir.

10. Gelin Yeni Evine Geldiğinde Üzerine Buğday Saçmak veya Testi Kırmak

Gelinin, yeni evine geldiğinde üzerine avuçla buğday saçılması bereketiyle gelsin diyedir. Buğday bereketi temsil eder. Aynı zamanda içi buğday veya günümüzde daha çok şeker dolu testi de kırıldığı görülmektedir.

11. Köpek-Kurt Ulumasının Uğursuz Sayılması

Köpek veya kurt uluması uğursuz sayılmış, birinin öleceğine delalet edilmiştir.

12. Baykuşların Uğursuz Sayılması

Baykuşlar şaman inancında uğursuz sayılır. Başına gelebilecek kötü şeylerin habercisi olarak algılanır.

13. Esnerken Ağzını Kapamak

Herhalde esneyince vücudumuza gelen titreme ve ürperti kötü ruhlara yorumlanış, esnerken ağzın kapatılarak kötü ruhlardan korunmak amaçlanmıştır.

14. Su İçerken Başını Tutmak

Su içerken akıl kaçmasın diye kadim zamanlardan beri bu adeti uyguladığımız iddaa edilir.

15. Büyüklerin Elini Öpmek

Eski Türk geleneğinde de büyüklerin, kamların(şamanların) bir saygı gösterisi olarak eli öpülürdü. Bu adetin buradan geldiği sanılmaktadır.

16. Dağlara, Nehirlere, Toprağa Kutsallık Atfetmek

Bugün kimsenin toprak baba dediğini duymayız. Ama toprak ana kulağımıza daha aşina gelir. Sebebi toprağın bir kadın gibi doğurgan olmasıdır. Bu şekilde eski Türk inancı doğaya semboller yükler, onların ruhu olduğuna inanır . Bazı dağların, ormanların, nehirlerin kutsal olduğunu düşünür.

17. Nehirlerde Perilerin Yaşadığı İnancı

Nehirler hayvanların ve insanların yaşaması için önemli bir yerdir. Aynı zamanda güzelliği ile mest eder. Eski Türk inancında nehirleri perilerin koruduğu ve burada ikamet ettikleri düşünülür. Bu yüzden suyu kirletmek büyük bir suç olarak görülür. Cengiz Han yasalarında suya işemenin cezasının idam olması, orta asya kültüründe bu geleneğin ne denli önemli olduğunu gösteren bir örnektir.

18. Ateşe Su Dökmemek ve Ocağın Önemi

Ateşinde tıpkı toprak gibi ruhu vardır. Ateşin ruhunu incitmemek ve belki de ateşin ruhundan korkulduğu için ateşe su dökülmez. İçinden yanmayan odunlar çıkartılır ve kendi kendine sönmesi beklenir. Ocakta yanan ateş Türk inancında çok etkilidir. Birçok atasözünde, ocak kelimesi geçtiği gibi(ocağımı söndürdün, ocağıma incir ağacı diktin), İstiklal Marşı’nın ilk kıta, ikinci satırında da ocak kelimesi sembol olarak kullanılmıştır.

19. Gidenin Arkasından Su Dökmek

Bugün de sıkça yapılan bu adetin temelinde su gibi git, su gibi gel cümlesi bulunur. Eski Türk geleneğinden kalma bir adettir.

20. Tahtaya Üç Defa Vurmak

Kötü bir şeylerden bahsedildiğinde başa geleceğinden korkularak, ağızdan çıkarılan garip bir ses eşliğinde üç defa tahtaya vurulması günümüzde de süren şamanlık döneminden kalma bir gelenektir. Kökeninde tahtaya vurularak çıkan sesin kötü ruhları kovacağı inancı vardır.

21. Gece Islık Çalmamak

Eski Türk inancında gece ıslık çalmanın kötü ruhları davet edeceği düşünülerek, gece ıslık çalmak uğursuz olarak kabul edilmiştir. Günümüzde de hala aynı düşünce devam etmektedir. Başka bir ses örneği ise tencere tava çalmaktır.

22. Ay Tutulmasında Tencere Tava Çalmak

Demirin kutsallığı şamanlık inanç sisteminde Türkler için çok önemliydi. Demirin sesini bile kötü ruhları kovmak, başlarına bir iş gelmemesi için kullanırlardı. Özellikle ay tutulması gibi nadir görülen doğa olaylarında tencere tava çalarak demir sesi çıkarmak yine eski geleneklerimizden biridir.

23. Ölünün Üzerine Bıçak Koymak

Demirin kötü ruhları kovacağı, ölenin ruhunun o demirden güç alacağı fikri üzerine oluşan bir gelenektir.

24. Lohusa Kadının ve Çocuğun 40 Gün Yalnız Bırakılmaması

Yeni doğmuş çocuğun ve annesinin 40 gün boyunca yalnız bırakılması hoş görülmez. Çünkü bu sürede kötü ruhların saldırılarına açık olurlar.

25. Yeni Doğmuş Çocuğun Beşiğinin Altına Bıçak Koyulması

Demirin çocuğu kötü ruhlardan koruyacağı düşüncesiyle beşiğinin altına bıçak koyulmasıdır.

26. Yeni Doğmuş Çocuğun Beşiğine Kül Asılması

Yine çocuğu kötü ruhlardan korumak için ocaktaki kül bir poşete konularak beşiğe asılır.

27. Müzikli Dini İbadet – Mevlit Okutmak

Şaman inancında müziksiz bir ibadet düşünülemezdi. İslamiyette ise tam tersiydi. Türkler’in islamiyetle birlikte eski inanç sistemlerini kaynaştırmalarının en görünen örneklerinden birisi mevlit okutmaktır. Mevlit, Süleyman Çelebi tarafından 15. yy’da yazıldı. Peygambere bir naat şeklinde olan mevlit, bugün hala müzikal halde ölüm, doğum, sünnet gibi törenlerde bir dini ibadet olarak okunmaktadır. Ayrıca Anadolu’da müze halindeki mevlevihaneleri gezerseniz, içinde vurmalı, üflemeli, telli çalgılara rastlarsınız. Müziğin ibadette kullanılması, eski Türk inanç sistemi ile islamiyetin kaynaştırılması sonucu oluşan bir şeydir.

28. Padişahların Kanının Akıtılmaması – Kut Anlayışı

Kut anlayışı, belki de eski Türk inancının Osmanlı zamanında korunmasının en belirgin örneğidir. Kut inancına göre Tanrı bazı ailelere kut, yani yönetme hakkı verir. Bu ailelerin kanı kutsaldır. Bu kutsal kanı akıtmamak için Osmanlı döneminde çokça görüldüğü gibi hanedan mensupları boğularak öldürülür, kanı akıtılmaz.

29. Ay Dede Denilmesi

Altay Dağları’nda yaşayan antik dönemdeki Türkler’in inancına göre, gökler ve yerler kat kat dizilmiştir. Her katta da mutlaka kutsal bir varlık oturur. Eski Türkler’in inancında, göklerin altıncı katında Ay Ata oturur. Bir üstündeki yedinci katta ise gün ana yani güneş ana vardır. Ay erkek, güneş dişi olarak algılanmıştır.

Gün ana ismi günümüze kadar yaşamamışsa da ay ata ismi, ay dede şeklinde kadim zamanlardaki Türk inancından, günümüze kadar gelmiş bir isimdir.

30. Karadeniz ve Akdeniz’in Adı

Eski Türkçe’de dört yönün, yani güney, kuzey, doğu, batı’nın aynı zamanda dört rengi vardır. Bu dört yön ve dört renk, Türkler’in yaşadıkları coğrafyada dağlara, denizlere, nehirlere isim vermelerinde sıkça kullanılmıştır. Misal batıyı temsil eden renk olan ak(beyaz), Akdeniz’e ismini vermiştir. Kuzeyi temsil eden kara(siyah), Karadeniz’e ismini vermiştir. Güneyi temsil eden kızıl, Kızıldeniz’e ismini vermiştir. Doğuyu temsil eden renk mavi ve yeşildir. Yeşilırmak’a isminin buradan verildiği sanılmaktadır.

Yine batıdaki Hun Devleti, Ak Hunlar olarak isimlendirilmiştir.

Kuzey – Kara

Güney – Kızıl

Doğu – Gök(mavi)

Batı – Ak

Cumhurbaşkanlığı Forsu’ndaki 16 Yıldızın Neyi Temsil Ettiği Hakkındaki Makalemiz İçin Buraya Tıklayabilirsiniz.